BAŞKENT’DE VE YAŞAMDA SANAT Nardugan, 2019 Yılı’nda Heykel Sanatı’nın Çektikleri

Hatice Kumbaracı Gürsöz

 Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mezunu

Ressam

hkgursoz@gmail.com

2020 yılına girdiğimiz şu günlerde, geleneksel hale getirdiğim yeni yıl yazımla size merhaba demek istiyor; değerli eşimin görevi dolayısıyla bulunduğum ülkelerin lisanıyla yeni yılınızı kutluyorum 

Mutlu yıllar, 

Happy New Year,

Nayaa Saal Mubarak

Frohes Neues Jahr 

Xronia Polla

Taze yılınız gutlı bolsun

Nardugan

Hepimizin Nardugan Bayramı kutlu olsun. Bolluk, bereket ve güzellikler bizimle olsun. Yılbaşlarında ağaç süslemenin tarihçesini araştırdım. 

Bu konuda Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’ın görüşü: Hristiyanların İsa’nın doğuşu olarak kutladıkları Noel çok eski devirlerde Türklerin “Yeniden Doğuş Bayramı”ydı. Türklerin tek tanrılı dinlere geçmesinden önceki inançlarına göre, yeryüzünün tam ortasında bir Akçam Ağacı bulunuyordu. Buna Hayat Ağacı diyorlardı. Bu ağacı imge olarak bizim bütün halı, kilim ve işlemelerde görebilirsiniz. Türklerde güneş çok önemli. Eski Türkler’de yerin göbeğinden göğe kadar yükselen  bir ağaç tasavvur ediliyor. Bu ağaç Sümerler’de de var. Bir ucunda gök tanrısı duruyor. 22 Aralık’ta güneş yeniden dünyayı aydınlatmaya, gündüzleri uzatmaya başlıyor. İnançlarına göre, gecelerin kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık’ta gündüz geceyle  savaşıyor ve  uzun bir savaştan sonra  geceyi yenerek zafer kazanıyor. İşte gündüzün bu zaferi Akçam Ağacı’nın altında kutlanıyor. Bu bayramın adına Nardugan deniyor. Yani Doğan Güneş (nar=güneş, dugan= doğan). Türkler “Yeniden Doğuş Bayramı”nı kutlamak için Akçam’ı evlerine getiriyor. Güneşi geri verdi diye Tanrı Ülgen’e dualar ediliyor.  Duaları tanrıya gitsin diye ağacın altına armağanlar koyuyorlar, dallarına alacalı ipler bağlayarak tanrıdan o yıl için dileklerde bulunuyorlar.  Bu bayram için evler temizleniyor, güzel giysiler giyiliyor, ağacın çevresinde şarkılar söyleyip, oyunlar oynuyorlar.  O günlerde yaşlıları ziyarete gidiyorlar, büyük şenlikler yapıyorlar. Yaş ve kuru meyveler, özel yemek ve şekerlemeler yeniyor. Bayram yakınlarla bir araya gelerek kutlanırsa, uğur getireceğine ve ömrün uzayacağına inanıyorlar.

Akçam Ağacı yalnız Orta Asya’da yetişiyormuş. Yılbaşı ağacının  Türkler’den Hristiyanlar’a geçtiği, bunu da Hunlar’ın Avrupa’ya gelişinden sonra onlardan görerek aldıkları söyleniyor. İsa’nın doğumu ile yani Noel’le hiçbir ilgisi yok.  İznik Konsili‘nde pagan adeti olarak görülen bu uygulamayı İsa‘nın doğuşu olarak kabul edelim deniyor. Böylece Hristiyanlar’a geçiyor. Ama ağaç süsleme pek yok. Süsleme 16. yüzyılda Almanya’da başlıyor, daha sonra Fransa’ya geçiyor ve dünyaya yayılıyor.

Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’a göre, Eski Türkler’de insanlar iyiliği ve kötülüğü temsil eden tanrılara cömert davranmak zorundaydı. Ağacın altına hediyeler koyarken bir yandan da mutluluk ve sağlık diliyorlardı. Görüldüğü gibi bu olayın İsa’nın doğumuyla bir ilgisi yok. Doğum sadece güneşin yeniden doğuşunu simgeliyor. Yaşayan bir tarih olan  Muazzez İlmiye  Çığ hocamıza uzun ve sağlıklı bir ömür dilerim. 

Heykel Sanatının Çektikleri

Heykel sanatı plastik sanatlarının en zor alanıdır. Akademi’de resim bölümünde okurken Modlaj dersi aldığımız için Modlaj atölyesinde çalışmalar yapardık. Ayrıca seramik de okuduğum için heykel sanatıyla iç içeyim. Üç boyutlu eser yaratmak; taş, tahta, mermer ve metale şekil vermek; yaptığınız eserlerin tekniğine göre yaratıcılığınız; onu halka sunuşunuz; esere verdiğiniz estetik biçimlemelerle meydana getirdiğiniz yapıtınız sizi ruhen ve bedenen  hem yorar hem de yaratığınız eserin başarısına göre sizi yüceltir. 

Bir şehri anlatan onun mimari görünüşü, parkları ve oradaki heykelleridir. Viyana’da bir mezarlığın paha biçilmez heykellerle dolu olduğunu gördüğümde, Akademi’den yeni mezun olmuştum ve çok şaşırmıştım. Heykel o şehrin simgesi ve rehberidir.

1989 yılında Batı Berlin’de Türk-Alman Kadınlar Birliği’nin daveti üzerine İş Bankası’nda  ve Theodor Heuss Kütüphanesi’nde iki kişisel sergi açmıştım. Rubens marka yağlı boyalardan almak için Doğu Berlin’e geçtim. Boyaların satıldığı dükkan nerede diye bir Alman’a sorduğumda, “Meydandaki Lenin Heykeli’nin  parmağının işaret ettiği  yerdeki dükkan” dedi. Gerçekten, öyle de buldum. İçinde 12 tüp boya olan kutu 1 Mark…  Ancak bir kişi dört kutu alabiliyordu. Biz dört kişilik aile olduğumuz için avantajlıydık. Gerçi şimdi orada Lenin Heykeli de kalmadı. Aynı gün Bergama Müzesi’ne gittiğimde Türkiye’den çalınan tapınak, lahitler, heykeller ve alçak kabartmalarla karşılaştım. Çok üzüldüm. Fotoğraf çekmeme izin vermediler. “Bunlar bize ait” diye haykırdığımı hatırlıyorum.  

Heykel sanatının ne kadar kıymetli olduğunu anlatmak istiyorum. Bir heykel bir şehrin önemli bir noktasıdır. Örneğin, Taksim’de Cumhuriyet Anıtı buluşma yeridir. Aynı zamanda Atatürk’ü anarak duygulandığımız bir yerdir. Türkmenistan’da Büyükelçilik Rezidans’ının  karşısındaki Atatürk Parkı’nda Metin Yurdanur’un Atatürk Heykeli’ni görmek vatana duyduğunuz hasreti giderir. Bonn/Bad Godesberg’de  yine Metin Yurdanur’un kıymetli eseri Hitit Güneşi heykelinin orada eşim Bahattin’le defalarca buluşmuşluğumuz vardır. İzmir’de GündoğduMeydanı’ndaki  değerli sınıf arkadaşım heykeltıraş Ferit Özşen’in şehrin simgelerinden birisi  olan Cumhuriyet Ağacı heykelini görmek bir dostumla gurur duymama sebep olur. İzmir Bienali’nde Juri Üyesi’yken heykeltıraş değerli kardeşim Azimet Karaman’ın heykelinin birincilik kazanması beni ne kadar mutlu etmişti.

Adana’da Ulus Parkı’nda Venüs ve Geyik heykellerinin  yanında çektirdiğimiz resimler, çocukluğumuzun en güzel anılarıdır. Atatürk Parkı’nda Atatürk Heykeli’ne çiçek koymak genç kızlığımın güzel bir hatırasıdır. Bu kadar değerli heykeltıraşlar varken bu vandallık niye? Heykel yakmak, heykeli örtüyle saklamak, kırmak,  ucube diye yıkmak… (Anayasa Mahkemesi okuldaşım  heykeltıraş Mehmet Aksoy’un İnsanlık Anıtı isimli eserinin yıkılmasını “hak ihlali” sayarak sanatçıya tazminat ödenmesini kararlaştırdı. Mehmet Aksoy da bu heykeli tekrar yaparak yerine koyacağını söyledi.) Metin Yurdanur’un geçenlerde İstanbul’da Beşiktaş’taki Şairler Parkı’nda bulunan Melih Cevdet Anday Heykeli’nin yakılması, Dayanışma ve Dans adlı iki heykelinin çalınması, sanatçıyı yürekten yaralamıştı. Bazı heykeller çalındı denmesine rağmen depodan çıktı. Neyse ki, sanatçının Su Perilerinin Dansı isimli heykeli yıllardır atıl haldeyken, bu sene Çankaya Belediyesi tarafından onarılarak yerinde sergileniyor. Sosyal medyada paylaşılan  “vanayı açın kampanyası” sayesinde su ve ışıklandırma sistemi yenilenerek eski haline getirildi. Değerli sanatçı dostum Metin Yurdanur’un bu heykelin küçük ebadını yaparak bir sergimde bana hediye etmesi beni çok mutlu etti. Şimdi evimizin en güzel köşesinde sergiliyorum. 

Rönesans devrinden kalan mermer ama ipek kumaşı gibi işlenen klasik heykelleri İtalya’da ve Fransa’daki Louvre Müzesi’nde gördüğümde hayran olmuştum. Rodin’in Düşünen Adam’ı, Alberto Giacometti’nin heykelleri, Michelangelo’nun  Pietta’sı yapıtı sanat tarihinin en önemli eserleridir. Ülkemizde Atatürk’ün gücünü yansıtan, sevgi dolu, aynı zamanda vakur heykeller Türkiye’nin kıymetli heykeltıraşları tarafından yapılan nadide eserlerdir.

Metin Yurdanur’un “Heykelim yandığı vakit, o yangını yüreğimde hissettim” demesi ne acı…  Lütfen  değerli sanatçılarımızı ve eserlerini koruyup kollayalım. Biz ressamlar heykeltıraşlara nazaran biraz daha şanslıyız. Sadece nü resimlere karışıyorlar; oysa ki 138 yıl önce Akademi’de nü resim yapılırdı. 

2020 yılının sanatta sahteciliğe (ben bunu yaşayan biri olarak bütün uğraşmalarıma rağmen hiç bir hak kazanamadım), heykel sanatına karşı olan bu vandallığa son verilecek bir yıl olsun dilerim. Bu yıl güncel sanattaki son haberleri de  sizlerle paylaşmak isterim. Zaten bilgi sahibi olduğunuza da eminim. İtalyan sanatçı Maurizio Cattelan’ın Comedianadlı çalışması ABD’ de Art Basel Miami’de sergilendi . Duvara bantlanmış muz 120 bin dolardan satışa sunuldu. 3 parçalık çalışmanın 2’si satıldı. Sonuncusu 150 bin dolara satışa çıktı. Alıcılar,  bozulunca muzu değiştirebilecekler. Bu arada  Aç Sanatçı adlı performansıyla  David Datuna duvardan muzu koparıp yedi. Sanat ortamı özgürlükçü olmalı;  sanatın baskıcı alandan çıkıp evrilmesi gerekir. Tamam da bu sanat mı? Bence güncel sanat show yapıp uzun süre gündemde kalmaya dönüştü. Sanat tartışılmaya açık olmalı ama espri konusu haline gelip manavların. kebapçıların  patlıcanları, pirzolaları duvara bantlayarak yaptıkları reklamın vasıtası olmamalı. Catellan zeki ve kurnaz  bir şekilde dikkatleri üzerine çekti.  Ama bence bu bir sanat olayı değildir. Sanatın estetik bir güzellik, ebedi bir kalıcılık ifade etmesi gerekir. Sanat fuarlarında bu tip güncel sanat işlerinin  ayrı bir alanda sergilenmesi taraftarıyım.  “Ben zekamı kullandım; dikkatleri de üzerime çektim; bu sanattır” demekle olmaz. Eminim bu ne ilk ne de  son olacak show anlayışı sürdüğü müddetçe. Ama hanımlar ve beyler lütfen gerçek sanata saygı… Ben hala Akademi’de aldığım eğitimin sadık bir savunucusuyum. Eserlerimde kolaj da yaptım, güncel sanatı da sıkı  takip ettim. Dünya siyasetiyle de ilgilendim. Eserlerime bu görüşümü taşıdım ama aldığım eğitimi inkar etmeden. 

Temennim. 2020’nin idarecilerin ve siyasilerin  baskıcı olmadan özgür bir ortamda sanata ve sanatçıya saygı duyduğu, kadına yapılan zulmün ve cinayetlerin  son bulduğu, sağlık, sanat, barış ve dostlukla geçen bir yıl olması…

Şimdilik Başkent’ten bu kadar; barış, özgür, mutlu, sağlıklı ve sanat dolu günlerde buluşmak dileğiyle sevgiyle kalın.

Bu yazı Sanat Tasarım Gazetesinin Ocak 2020 sayısında yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın