ÖLÜMÜNDEN ÖNCESİ YAYIMLANMIŞ SON SÖYLEŞİ Salah Birsel: “Yazmaya Ara Verdiğimden Bahsetmeyin!

Türk edebiyatına elli bir eser kazandırmış bir denemeci Salah Birsel. Roman ve şiirler yazmış, günlükler tutmuş, çeviriler yapmış. Kısacası o bir usta.

Şimdilerde yaşamı Çatalçeşme’deki evi, Bostancı istasyon çay bahçesi ve Hatay lokantası üçgeni arasında geçiyor. Sağlığı ise ‘iyi değil’. Son zamanlarda yalnızca Hatay Lokantası’nda salı şiir matinelerine katılıyor. Zaman zaman da Perşembe günleri edebiyat söyleşilerine… Yazmaya ara vermiş. ‘Yazmayı bıraktığımdan bahsetme Nusret Karaca, bakarsın yine yazarım.’ Diyor. Hala umut dolu. Sağlığı nedeniyle yazamamak oldukça etkilemiş onu. Bu her halindenbelli oluyor.

Salah Birsel’i, Bostancı’da 6-7 yıl önce köhne bir çay ocağnıda, Müslüm Çelik’le sık sık beraber olduğu zamanlar tanıdım. Sonra bir gün Bostancı Çay Bahçesi’nde kitabımı armağan etmiştim. Beni daha önce tanımasına rağmen o gün pek yakın davranmamıştı. Ben de ona karşı uzak durmayı yeğlemiştim. Ancak Salı günleri şiir matinelerine katılıyordum. Zaman içerisinde beni ve şiirlerimi tanıdı. Bir gün Bostancı çay bahçesinde yanına çağırdı: “Salı günleri mutlaka bekliyorum.” Dedi. O günden sonra onu daha yakından tanıma fırsatı buldum. Bir keresinde: “Seni tanımaktan memnunum Karaca” dedi. “Tanıştığım anı hatırlıyor musun?” Güldüm, yanıt vermedim. Konuyu kapatmaya çalıştım. Salı matinelerini kaçırmamaya gayret ettim.

Yine bir Salı matinesi oldukça yorgundu. Cesaretimi topladım. “Hocam”, dedim “Kısa bir süre söyleşi yapalım mı?” “olur Karaca” dedi. “14 kasım” benim yaş günüm, seksen yaşıma gireceğim. “Öyleyse ayak üstü bir söyleşi olsun hocam” dedim, “sizi fazla yormayacağım.” Anlatmaya başladı.

Salah Birsel, “Küçük Hanım Avrupa’da” filminin bir karesinde…Yıl 1962

Yazmaya sekiz yaşında başladım. Eskiden bizde misafirlere şerbet ikram edilirdi. Misafirler bardaktaki şerbetin tamamını içmezlerdi. Ben bunun nedenini sorduğumda bana nezareten olduğunu söylerlerdi. Ben de “Nezakatenmiş” adlı bir öykü yazdım. Daha sonra o öykü çalındı. Oniki yaşında “Seher Yıldızı” adlı 120 sayfalık bir roman yazdım. “Kızıl Ok’un Esrarı” ve “Mahkumun Piçi” adlı 100’er sayfada bıraktığım iki roman denemem daha oldu. Ancak onları tamamlayamadım. Örneğin “Kızıl Ok’un Esrarı”nı ben bile çözememiştim. Her gün on sayfa yazmadan o gün masadan kalkmazdım. On sayfayı bitiremeyeceğimi anlasam

1

diyaloglarla o on sayfayı muhakkak tamamlardım. 1957 yılında bir roman daha yazdım; “Dört Köşeli Üçgen”.

Onu Ankara Ulus Gazetesi tefrika halinde verdi. Daha sonra bu roman basıldı; Ben burada düşünce romanını denedim. Türk edebiyatında düşünce romanı azdır. Fransızlar buna “Roman Entelektüel” derler. Bunu ilk kez ben denedim. Daha sonra M. Cevdet Anday “Gizli Emir” adlı düşünce romanını yazdı.

N. Karaca: Okul sıralarında da yazdığınızdan bahsetmiştiniz.
Evet, ilkokulda “Serçe” adlı bir dergi çıkarıyorduk. Ortaokul ve lisede de dergi çıkarmaya

devam ettik. Bunlar küçük dergilerdi.

N. Karaca: Şiirleriniz hakkında çok farklı düşünceler var. Sizi daha çok deneme ustası olarak görüyorlar.

Evet, Emre Aköz, “Türk Edebiyatı”nda deneme denince Salah Birsel akla gelir” demişti. Bu doğrudur. Ancak ben sadece deneme yazmadım.şiire gelince 1939 yılında ilk şiir kitabım “Orijinal Adam Kendini Yedi”dir. İstanbul’a gelince Nail . Çakırhan’la görüştüm; yıl 1939’du. O yıl ücretli öğretmenlik yapmıştım. Elimdeki 40 lirayı Cağaloğlu’nda, onun tanıştırdığı bir yayın evine vermiştim, şiirlerimi İzmir’den postalayacağımı söylemiştim. Ancak ben şiirleri göndermedim. Yıllar geçti. Nail V. Çakırhan beni ve eşimi Bodrum’da ağırladı. Ne o, ne de ben bu konudan bahsetmedik.

N. Karaca: İlk şiir kitabınız ne zaman yayımlandı?

İlk şiir kitabım 1947’de “Dünya İşleri” adıyla yayınlandı. 1955’de “Hacivat’ın Karısı”, 1960’ta “Ases”, 1961’de “Kikirikname”, 1972 “Haydar Haydar” yayımlandı. Daha sonra İş Bankası “Köçekçeler” adı altında bu kitapları tek bir kitap halinde yayımladı. Ferit Edgü’de “Salah Birsel’in Bütün Şiirleri” (1986) adıyla bastı bu şiirleri. Yapı Kredi “Varduman”ı bastı. Adam yayınları “Çarleston, Rumba Da Rumba, Seni Sevdim Ey İnsan, Baş ve Ayak” isimli şiir kitaplarımı yayımladı.

N. Karaca: Sizin genç edebiyatçılara önerdiğiniz bir kitabınız daha var, “Şiirin İlkeleri”. Bu kitabı ne zaman yayınladınız?

“Şiirlerin İlkeleri”ni 1947 yılında yazmaya başladım; 1952 Ocak ayında tamamlandı. Bu kitabı Naim Tiralı Yenilik Yayınları’ndan basmış ve 5-6 baskısı olmuştur; en son Bray Yayınları tarafından basıldı.

N. Karaca: Günlük ve Denemelerinize geçelim hocam.

2

1949 yılında günlük tutmaya başladım. 1947 yılında Falih Rıfkı Atay’ın “Cumhuriyet’te Günlük” ve “Gündelik” adlı iki yazısı çıkmıştır. Ben, “günlük” kelimesini tuttum. Günlüğümün ilk yazısı 1950 yılında “5 Sanat Dergisi”nin ocak sayısında yayınlandı. Toplam 8-9 cilt günlüğüm vardır. En son günlüğüm Adam Yayınları’ndan çıkan “Papağaname”dir.

N. Karaca: Türkiye’de ilk günlüklerden sık sık söz ediyorsunuz. Bu konuda düşüncelerinizi alabilir miyim?

1897 yılında direktör Ali Bey’in Hindistan seyahati “Seyahat Jurnali” adıyla basılmıştır. Daha sonra bir tarih profesörünün “Kafkas Yolları” adlı eseri, günlük, tam anlamıyla günlük olmasa da ilk örneklerdir. Ayrıca şair Nigar Hanımefendi’nin çocukları onun notlarını 1957 yılında “Hayatım” adıyla bastırmışlardır. Bu notların ancak 3-4 formasıdır. Gerisi Tevfik Fikret Müzesi’ne armağan edilmiştir. Bunların yayınlanma çabaları da sonuçsuz kalmıştı. Bundan 3-4 yıl sonra Nurullah Ataç günce yazmış, ancak tutmamıştır.

N. Karaca: Sinema eleştirileriniz de var mı?
1955 yılından sonra İstanbul’da bazı gazetelerde “Vatan”, “Yeni Sabah” sinema eleştirileri

yazdım. Bu eleştirilerden bazılarını “Sinema Bin Yüzlü Adam” adlı kitapta topladım.

N. Karaca: Hocam biraz daha denemelerinizden bahseder misiniz?

1969 yılında “Kendimle Konuşmalar” adıyla bir deneme kitabı yazdım. Bu denemeler genellikle küçük denemelerdi. 1972 yılından sora kendimi denemelere verdim. Ancak bunlar uzun denemelerdi.

N. Karaca: Denemelerinizin tutması size göre neden kaynaklanıyor? Denemelerim Türkçe’nin sevilmesi nedeniyle tutuldu, diyebiliriz.
N. Karaca: Teşekkür ediyorum hocam, kalkalım.
Kalkalım Karaca, çay bahçesine gidelim.

Masadan kalktık. Bostancı Çay Bahçesi’ne gittik. Alp Kuran ve Necati Tosuner de oradaydı. Akşam üzeri yine “Haydi Karaca” dedi. Koluna girdim. Çatalçeşme’deki evine doğru yola çıktık.

1919 Bandırma doğumlu, iş müfettişi öğretmen, edebiyatçı Salah Birsel, 80 yaşına hala yazmak umuduyla giriyor.

Bir zamanlar günde 18 saat yazı yazan üstad, son zamanlarda şiirle soluk alıyor. Kendi okumasa da şiir okuyanları eleştiriyor, onlara kendine özgü esprileriyle yaklaşıyor. Daha çok

3

“AH Beyoğlu, Vah Beyoğlu” ve “Boğaziçi Şıngır Mıngır” ile tanıştığımız salah Birsel, salı günleri Bostancı Hatay’da. Buyurun bir bardak çay içmeye ve bir yudum şiire; Buyurun bir ustayı tanımaya; çok geç olmadan…

Kimse inanmaz
Be
nim hafif makineliyle öldüğüme Veya ayrıldığıma dünyadan Benim de başkentte bir odam
Şiir kitaplarım
Üniversitede adım
Ve arkadaşlarım vardı.
Ünüm de olurdu
Yaşasaydım.

Salah Birsel

Kasım 1998, Haliç Edebiyat Damla

Nusret Karaca

Bir Cevap Yazın