BAŞKENT’DE VE YAŞAMDA SANAT Akademi’nin (DGSA) kuruluşu, Osman Hamdi Bey ve Sergiler

Hatice Kumbaracı Gürsöz

 Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mezunu

Ressam

hkgursoz@gmail.com

Osman Hamdi Bey

Ülkemizdeki ilk resmi sanat kurumu olan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi 1882’de sanat tarihçi, arkeolog ve ressam olan Osman Hamdi Bey tarafından kurulmuş, 3 Mart 1883’de Sanayi-i Nefise Mektebi adı altında öğretime başlamıştır. Mektep 1928’de Güzel Sanatlar Akademisi, 1969’da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, 1982’de de yeni bölümlerin bünyesine katılmasıyla önce Mimar Sinan Üniversitesi, daha sonra da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi adını almıştır. Sinema-TV Merkezi gibi birçok araştırma merkezini ve Devlet Resim ve Heykel Müzesi’ni de bünyesinde barındıran bu güzide kurum gelişimini devam ettirmekte ve 137 senedir Türk kültür ve sanat hayatına artan bir şekilde hizmet vermektedir.

“Bir Osmanlı aydını olan Osman Hamdi Bey (1842-1910); arkeolog, müzeci, sanat tarihçi ve ressamdır. 19. yüzyılda bir yandan siyasi ve askeri çöküntü sürecine çözüm arayışıyla reformlar yapan Osmanlı Devleti’nde, diğer yandan Batı Avrupa’daki değişim rüzgarlarının etkisiyle, toplumsal yaşamın çeşitli alanlarında çağın gereklerine uyum sağlamaya yönelik adımlar atılıyordu. Bu bağlamda, güzel sanatlar alanında olağandışı sayılabilecek bazı gelişmeler meydana geliyordu. 19. yüzyılın özellikle ikinci yarısında çok yönlü bir sanat insanı, İslami karakteri ağır basan Osmanlı toplumunda o günün ölçülerine göre devrim niteliğinde işler başardı. Bu çok yönlü sanatçı Osman Hamdi Bey’den başkası değildi. Bir müze kurulmasına öncülük eden padişah AbdülmecidOsman Hamdi Bey’i Müze Müdürlüğüne atar. Osman Hamdi Bey’in büyük gayretleriyle Arkeoloji Müzesi kurulur. Osman Hamdi Bey’in arkeoloji alanındaki bir başka büyük hizmeti, tarihi eser kaçakçılığını önlemeye yönelik çalışmalarıdır. Ülkemizin tarihi zenginliklerine sahip çıkılması bilincinin gelişmesinde onun büyük katkısı olmuştur. Osman Hamdi Bey, idari görevlerinden arta kalan zamanlarda resim yapmayı sürdürdü, Resim yapmaya 1857’de Hukuk öğrenimi için gönderildiği Paris’te başladı. Paris’te dönemin önemli ressamlarından Gerome ve Boulanger’den ders aldı. Daha sonra,  Viyana, Berlin, Paris ve Münih gibi Avrupa kentlerinde düzenlenen sergilere katıldı. Yabancı basında  “ressamı mahir”, “ ressamı şehir” gibi sıfatlarla onurlandırıldı. Türk resim tarihinde 19. yüzyılda öne çıkan dört ressamdan biridir. Diğerleri, Şeker Ahmed PaşaSüleyman Seyyid ve Hüseyin Zekai Paşa’dır.” (Değerli Büyükelçi (E) Sayın Önder Özar’a sanata olan yakınlığı ve araştırmacılığı için  teşekkür ederim.)

Ben, Sanayi-i Nefise Mekteb-i Ali’sini kuran Osman Hamdi Bey’in ressam kişiliğini vurgulamak ve önemli tablolarından bahsetmek istiyorum. Batı tarzında eğitim aldığı için reformist bir kişiliğe sahipti. Zaten eserlerine de bu ifadeyi yansıtmıştır. Kadını yüceltmiş ve kutsal görmüştür. Özellikle  1901’de yaptığı “Mihrap” (Yaradılış olarak da bilinir) isimli eserinde, mihrabın önünde resmettiği hamile bir kadını dinler üstünde görerek onu yüceltmiştir. Bu tablosu sakıncalı görüldüğü için yok edilmiş, belki de kaybolmuştur. Tablolarındaki kadın figürlerini İslami baskılardan uzak tutup modern bir pencereden yansıtmıştır. Tabloları satış rekorları kırmıştır. 1880 yılında yaptığı “Kuran Okuyan Kız” isimli tablosu 44 milyon TL, “İstanbul Hanımefendisi” 11 milyon TL ve “Yeşil Camide Kuran Dersi” 35 milyon TL’na satılmıştır. Özellikle modern bir kadını ifade eden “Kuran Okuyan Kız” tablosunu, şeriat kanunları ile idare edilen Malezya İslam Sanatları Müzesi satın almıştır. Bu da bence ilginç bir olay.

Biz kendisini 1906 yılında yaptığı “Kaplumbağa Terbiyecisi” tablosu ile tanırız. Sanat bir insani üretimdir. Eserlerinde sanatçının duygu ve düşüncelerini kattığı bazı metaforlara da rastlarız. Osman Hamdi Bey, söyleyemediği şeyleri örtülü bir biçimde dile getiren dışavurumcu bir sanatçıdır. Pera Müzesi’nde sergilenen bu eser, Bursa’daki Yeşil Cami’nin ikinci katında bir kaplumbağa terbiyecisi olan bir dervişle yaprak yemek isteyen beş kaplumbağayı anlatır. Aslında, derviş kendisidir. Kaplumbağalar da işlerini çok ağır yapan bürokratlardır. Derviş’in sırtında ney, elinde onları terbiye etmeye yarayan bir sopa vardır. Aslında burada verilmek istenen mesaj; müzik, sevgi ve sabırla sorunların hallolacağıdır. Fonda görülen kapının üstünde“Kalplerin şifası, sevgi ile buluşmaktır” anlamında bir yazı yer alır.  Osman Hamdi Bey’in bu tabloyu yaparken, 1869’da Fransa’da yayımlanan Le Tour de Monde dergisinde çıkan  bir gravür’den esinlendiğine dair bir genel bir görüş mevcuttur. İki eseri incelediğimde, bu görüşe ben de katılıyorum. Pera Müzesi’ndeki bu eser mutlaka görülmeli, eser hakkında hazırlanan video da izlenmelidir. 

Mimar Sinan Üniversitesi ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mezunları Derneği Ankara Şubesi’nin 2005-2015 yılları arasında  başkanlığını yapmakla onur duyduğum okulumu, şimdiki adıyla Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ni  kurduğu için Osman Hamdi Bey’i minnet ve rahmetle anıyorum. 

Bir Arada Sergisi

19-24 Şubat 2020 tarihleri arasında Ankara’da, Çağdaş Sanatlar Merkezi Süreyya Koral Salonu’nda Dışişleri Bakanlığı Suna Çokgör Ilıcak Sanat Galerisi küratörlüğüm sırasında tanıştığım proje sahibi Prof. T. Emre Feyzoğlu, “Bir Arada” karma seramik ve cam sergisi ile, kendisinin daha önce düzenlediği “Toprağa Ses Ver” ve “60 Yıla 60 Macsabal” sergilerinde olduğu gibi toplumsal sorumluluk bilinci kapsamında seramik ve cam sanatçılarını bir araya getirmeyi amaçlamıştı. Bu sergiyle ülkemiz üniversitelerinde eğitim vermekte olan tüm seramik ve cam bölümlerinde görev yapan öğretim elemanları ve öğrencilerinin  katılım sağlayacağı bir birliktelik hedeflenmişti. Proje yürütücülüğünü  Prof. Feyzoğlu ve  Em. Prof. Ayşegül Türedi Özen üstlenmişti

Sergi, Onur konukları Akademi’den hocam Sadi Diren, Mehmet Tüzüm Kızılcan, Ünal Cimit, Naile Cimit, Mustafa Tunçalp, Güngör Güren, Tülin Ayta, Ferhan Taylan Ender, Hamiye Çolakoğlu, Beril Anılanmert, Erdinç Bakla, Yüksel Boz Öcal, Zehra Çobanlı, Ayşegül Türedi Özen, Saime Çelik Kurşunoğlu, Sevim Çizer ve katılımcı 216 akademisyen sanatçı ve 53 Güzel Sanatlar Fakültesi ve Meslek Yüksek Okulu öğrencilerinin   eserleriyle gerçekleşti. Bu sergiden elde edilen gelir sergiye katılan tüm katılımcı akademisyenlerin bağlı olduğu Türkiye genelindeki eğitim kurumlarımızın ilgili bölümlerinde “acil ihtiyaç” durumunda olan 76 seramik ve cam öğrencisine “yemek bursu”olarak değerlendirildi. Böyle bir projenin sahibi olan   Prof. T.Emre Feyzoğlu’nu, onunla birlikte yürütücülüğünü üstlenen Em. Prof. Ayşegül Türedi Özen’ni  ve sergiye katılan sanatçıları  candan kutluyorum

Sergiye katılan sanatçıların bir kısmı ile yıllar içinde yollarımız kesişti. Dışişleri Bakanlığı Suna Çokgör Ilıcak Sanat Galerisi küratörlüğüm sırasında, 2005 Mays ayında Hacettepeli genç seramik sanatçıları için “Genç Yorum Seramik Sergisi”ni; 2006 Ocak ayında  “Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü Öğretim Elemanları Seramik Sergisi”ni; 2006 Mayıs ayında da, Akademi’den (Yüksek Resim Bölümü Neşet Günal Atölyesi) mezun olduktan sonra iki yıl süreyle Sadi Diren atölyesinde seramik eğitimi aldığım dönemde, atölyede asistan olarak görev yapan  Beril Anılanmert’e  kataloglu kişisel “Seramik Sergisi” açmıştım. Sergiye Onur Üyesi olarak katılan Yüksel Boz Öcal’a 2015 yılında yapılan  3. Uluslararası İzmir Sanat Bienali’nde benim de üyesi olduğum Jüri tarafından seramik dalında birincilik ödülü verilmişti. Bu nedenle “Bir Arada “ sergisinin benim için ayrı bir yeri vardır.

CerModern sergileri

Ankara‘da CerModern’de Kuzey Hangar Galerisi’nde 8 Şubat  tarihinde açılan ve 15 Mart tarihine kadar  izlenebilecek olan Ressam Ali Kotan’ın Türk edebiyatının önemli isimlerinden senarist ve eleştirmen Selim İleri’nin metinlerinden esinlenerek oluşturduğu “Gece Sirenleri” isimli sergi dikkat çekiciydi.Gece Sirenleri” iki sanatçının birbirinden aldıkları ilham ve etkiyle ortaya çıkıyor. Selim İleri ve Ali Kotan bu projeyi, “metin ve imgenin dünya karşısındaki çevre ve hiçlik kavgası” olarak betimliyor.

Cer Modern ayrıca 8 Şubat’ta açılan ve 19 Nisan’a da gezilebilecek olan dokuzuncu sanat çizgi romanın en önemli isimlerinden Enki Bilal ve Jean “Moebius” Giraud’nun ölümsüz eserlerini konuk ediyor. Murat Cem Şerbetci’nin sıradışı koleksiyonundan seçilmiş litografi, serigrafi, heykel, obje, katalog ve anı ürünlerden oluşan sergi, çizgi romanın kültür kökeni ve yapıtaşına bir koleksiyon üzerinden eşsiz bir serüven sunacak.

Ancak, gönül isterdi ki bu sergilere giriş ücretli olmasın ve herkes izleyebilsin.

Sakıp Sabancı Müzesi

Performans sanatının öncülerinden Marina Abramović’in Türkiye’deki ilk büyük ölçekli retrospektifini içeren “Akış/Flux” sergisi 26 Nisan 2020 tarihine kadar  Sakıp Sabancı Müzesi’nde ziyaret edilebilecek.  “Akış/Fluxsergisiyle bağlantılı olarak, Akbank Sanat ise, performans sanatının tarihinden yola çıkarak, bugününü şekillendiren mirasın keşfedilmesine olanak sağlamak amacıyla, Marina Abramović’in işlerinin tarihsel bir bağlam içinde ele alındığı belgesellerin gösteriminin yanı sıra performans alanından örneklerin sunulduğu bir video galeriye ev sahipliği yapacak. Her iki etkinliği izlemek için Nisan ayında İstanbul’a gitmeyi planlıyorum. Marina Abramoviç ve Ulay’ın Çin Seddi’ndeki vedalarından yıllar sonra New York’taki Museum of Modern Art (MoMA)’da karşılaşmaları beni çok etkilemişti. Benimle aynı jenerasyondan olan bu sanatçıların, bıraktığı eserler ve sergiler gelecek nesle ışık tutacak. 

Şimdilik Başkent’ten bu kadar… Barış ve özgürlük ortamında, mutlu, sağlıklı ve sanat dolu günlerde buluşmak dileğiyle sevgiyle kalın.

Not: Bu yazı Sanat Tasarım Gazetesinin Mart sayısında yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın