BAŞKENT’TE VE YAŞAMDA SANAT “Bazen, Too Much Love”

Hatice Kumbaracı Gürsöz

Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mezunu

 Ressam

hkgursoz@gmail.com

www.haticekumbaracigursoz.com

Bu ay size  Çek sanatçı Jiri Votruba ve genç Türk sanatçı Ekin Kılıç Ezer’den  bahsetmek istiyorum. Grafik tasarımcı ve İllüstratör olan iki sanatçı,  Ankara’da aynı zamanda  açılan sergileriyle, adeta birbirlerine sanatsal etkinlikleri ile “Merhaba” dediler. 

Cer Modern’de “Too Much Love” adıyla açılan Jiří Votruba sergisi

Jiri Votruba’nın CerModern’de  2 Mayıs-23 Haziran tarihlerinde açılan  “Too Much Love” adıyla sergilenen 60 eserini ilgiyle izledim. Jiri Votruba bir Çek ressamı, illüstratör ve grafik tasarımcıdır – karakteristik tarzı olan bir sanatçı… Resimleri dünya çapında yaklaşık 50 sergide sunuldu. Çalışmaları çeşitli temalara ayrılmıştır, son yıllarda tüketici toplumu ve çekiciliğinden etkilenmiştir. Sanatçı, üç ayrı bölümde, sanatının en belirgin simgelerinden Pop Art portrelerinden, çizgi roman kültüründen ve politik gerçeklikle donanmış israf  kültürüne atıfla hazırladığı serisine kadar geniş bir üretim kronolojisiyle hazırladığı işlerini sergiliyor. Bu sergi, Çek Cumhuriyeti Büyükelçiliği işbirliğiyle gerçekleşmiştir.

Ressam, grafik tasarımcı ve illüstratör Jiří Votruba Çek sanatının öncü isimlerindendir. Resimlerinde ve diğer sanat eserlerinde, II. Dünya Savaşı sonrası Amerikan resim stratejileriyle Japon çizgi romanlardan ve grafik tasarımdan görsel deneyimlerini başarıyla birleştiriyor. Aynı zamanda grafik tasarım alanında olağanüstü yaratıcı olan Votruba, çalışmalarını özellikle sanatsal etkinliklere odaklıyor. Ulusal Tiyatro ile olan uzun süreli işbirliğinin bir parçası olarak, aynı zamanda orijinal bir sahne oluşturma çalışması yaptığı Çocuk Operası ile işbirliği yapıyor.

Neden “Too Much Love”?  Büyük şehirlerde aşk, görsel cazibelerle dolu ve durmadan ileri doğru hareket eden enerjik bir alana maruz kalır. Sadece canlılara duyulan aşk değil, aynı zamanda sanata duyulan aşk, hatta başlı başına sanat…

Sanatçı sadece Prag’da değil, başka yerlerde, çok uzaklarda da. şehrin ona sunduğu uğultulardan hoşlanıyor: kültür ve popüler kültürü, sanat ve reklamı, derin ve yüzeyseli, bilinen ve bilinmeyen,. değişimi ve hareketi,  yani,  büyük şehrin koşuşturmasına ait sanat türünü deviyor.  Bu nedenle, Jiří’nin sanatının bu büyük şehirle,  flört etmesi şaşırtıcı değildir; özellikle de içinde çok fazla aşk “Too Much Love” olduğu için…

“Too Much Love” serisindeki resimler, küçük ölçekli görüntülerin ve kültürel, pop-kültürel ve sosyal gerçekliğin parçalarının renkli bir kargaşası… Bunlar ürünlerden ve logolardan, kültürel sembollerden imgelemlerin kopyaları ve ifadeleridir. Pop-art’tan önce geleni ortaya çıkarmak için damlatma tekniğiyle kaplanmış olmaları dışında pop-art’ı hatırlatıyorlar,  örneğin soyut ekspresyonizmi…

Bu dizinin bir sonraki aşamasında, tüketim toplumunun çöpü gibi gerçek nesneler söz alır: Bu sayede resimler, hazır Barbie bebeklerin kullanımı da dahil olmak üzere çeşitlere göre gruplandırılıyorlar.

Sanatçının eserlerinde, Amerikan ve Japon kültüründe çok başarılı olan çizgi roman sanatının yankılarını görüyoruz. Sanatçı, sadece resimlerle sınırlı kalmıyor, konusunu üç boyuta yayıyor.  Jiri Votruba’nın, en sevdiği Amerikalı ressam Alex Katz’dan esinlenerek, pop-kültürel ve resimsel ilüzyonunu genişlettiğini, Japon çizgi roman kralı Osamu Tezuka’dan da çok etkilendiğni anlıyoruz. 

Sergiyi gezdiğim vakit, yukarıdaki tanıtma yazısının çok yerinde olduğunu gördüm. Ben de aynı görüşte  olduğum için  sergiye önsöz olarak hazırlanan  metni kendi yorumumu da ilave ederek sizlerle paylaştım..  

Aynı anda Ankara’da iki ayrı jenerasyon ve ayrı kültürden gelen sanatçıların sergisi güzel bir tesadüf oldu.  Jiri Votruba benim jenerasyonum.  Eserleri ve fikirleri  genç sanatçılara  yol gösterici niteleiğinde.  CerModern’i ve Çek Büyükelçiliği’ni bu kültürel  faaliyetlerinden dolayı kutlarım. Ancak, sık sık yaptığım bir eleştirimi de yinelemek istiyorum. Bu tür sergilerden giriş parası alınmamalı. Yurtdışında otuz sergi açtım, zaman zaman kendi başıma, bazen de Türkiye Büyükelçiliğini ve Başkonsolosluğunu  temsilen… Para almak şöyle dursun, üstüne de hediyler sundum. Önümden giren iki üniversite öğrencisi cüzdanlarını çıkarıp para denkleştirmeye çalıştılar. Ben profesyonel sanatçı kimlik kartımla Louvre  başta olmak üzere, Avrupa’daki bütün müzelere ücret ödemeksizin girmeme rağmen, burada giriş ücretimi  ödedim. Kapıdan dönen gençlere ne diyelim? Buna Kültür Bakanlığı’nın mutlaka el atması gerekir. 

Ekin Kılıç Ezer’in “Bazen” isimli sergisi

14 Haziran-6 Temmuz tarihlerinde  Kova Art Space’de açılan sergi sanatçının kendi olabilmenin ruhunu yansıtıyor. Bu sergiyi, sanatın iyileştirici ve barışçıl yönünü tuvaline, kağıda ve duvara yansıttığı sanat hareketliliği olarak görüyorum. 

Resim sanatını, sadece pentür olarak görmemek lazım. Onun dışına çıkıp, klasizimden uzaklaşarak; Grafik Tasarım, Pop Art ve Modernizm ögelerinden yararlanarak, belki klasik sanatı biraz sorgulayarak, dışavurumcu bir stilde, aşkı, tutkuyu, heyecanı, insan olmanın çektiği acıları, sevinci ortak bir paydada birleştirip zaman zaman espri katarak yansıtmak da olabilir. 

Sanatçının özgeçmişini  incelediğimde, benim çok önem verdiğim iyi bir eğitim almış olması, Bilkent ve Hacettepe’den akademisyen olarak yetişmesi sanatçı kimliğine önemli bir boyut kazandırıyor. Öğrenci yetiştirmek, küratörlük, karma sergiler, seminerler ve çalıştaylar onun sanatçı kimliğini yaratmış. 

Eserlerine baktığımda zaman zaman isyanlarını ışıklarla yansıttığını görüyorum. Non Figüratif ve Pop Art diyebileceğimiz eserleri bir arayışın özgür ifadesi; daha doğrusu yaşamın salt gerçekçiliğini estetik denge ile oturtmuş, yaşamın gizemli yolculuğundan ziyade acıyı ve mutluluğu paylaşımcı duygularla yansıtmış. Kendindeki varoluşluğu karanlıktan ışık tuneline koşarak yakalamaya çalıştığını yansıtmış. O sahte ışığı özümsemiş, size yarattığı eserlerle gerçek bir yaşam sunmuştur. 

Pentürde bizim yarattığımız espası o teknik değiştirerek yakalamaya çalışmış. Bu arayış bence mutlu bir sona varış çabasıdır. Plastik sanatların bu yönünde insan ruhunu öne çıkarıp, zaman zaman konuya espri katarak, “İlham Penisi” gibi illüstrativ çalışmalara yerini bırakmıştır. “Hayat sen bana acıyı  verdin, ben sana eserlerimle cevap veriyorum” der gibi. 

Sanatçı kendisini şöyle ifade ediyor: “Aslında sabit bir görüşüm yok. Post-post modern bi dünyadayız ve tasarımcı kimliğimle beraber üretime olan saygım; stüdyo geleneklerine ve sanat tarihine olan saygım; özgün ve grotesk/karanlık olana saygım var.  Bazen tek bir çizgiye, bazen detaylarla bezenmiş neo-pop surrealist çalışmalara takılıyor gözüm. Bakmayı sevdiğim şeylere bakıyorum. Bu sergide de, bakmayı sevdiğim şeylere baksın insanlar diye yola çıktım. Yaratıcı ve üretken insanlarla beraber olmak, sohbet etmek ve beslenmek amacını taşıyan açık görüş uygulaması da, çok heyecanladığım bir konu. Bir sergi, beyaz kutunun içine sokulmuş temiz çalışmalardan ibaret değildir diye düşünüyorum. Bir serginin arkasındaki bütün pratikleri de, günümüz dünyasında izleyiciyle paylaşmak gerek diye düşünüyorum. Artık herkes sanatçı, herkes tasarımcı… Mühim olan o deneyimi aktarmak… Bir sanatçı/tasarımcının kafasından geçenleri, uygulama gelenekleri ve süreçlerini aktarmak benim sergimin ilk amacı. Bu da sanırım akademisyen kimliğimden kaynaklanıyor. Birazdan çıkıp çalışmaya gideceğim stüdyoma. Bilkent’te ofisimin (FB119) bulunduğu stüdyoda çalışıyorum. Burada hem akrilik büyük boy çalışmalarım, linolyum ve letterpress baskı çalışmalarım ve diğer skeçlerim ve çizimlerimden oluşan çalışmalarımı sürdüryorum.”

Sanatçının Japon anime/manga sanatından etkilenerek yaptığı eserleri çok beğendim. Yapıtları ışık ve mutluluk ifadesiyle kendini baştan yaratmanın çabasını yansıtıyor. Bize verdiği güvenle, hayata meydan okuyor. Tek bir yol izleyip sıkıcılık yaratmaktansa, her konuda varolmak istiyor. Kendi ikonunu yaratmak çabasında ve bunu da başarıyor. Eserlerinde denge, gometrik ayrıntılar, resimsel illüzyonlar görüyoruz. Renk geçişleri ve neon ışıklarıyla yaşamın aydınlatılmasını ifade ediyor. Sanat uzun bir yolculuk…

Bu sene sanatta 50. Yılımı, 40. kişisel sergimi açarak kutladım. Bienallerde jüri üyeliği, Küratörlük, Dernek Başkanlığı ve verdiğm Konferanslar… 1969 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nden mezun olduktan sonra, aynı yıl  İstanbul’da Taksim Sanat Galerisi’nde  açtığım ilk sergimle  sanat yolculuğum başladı. Sergimde Yaşar Kemal’in benim için söylediği sözler, Sezer Tansu’nun hakkımda yazdığı kritik hala arşivlerimde duruyor. Ekin Kılıç Ezer  sanat serüvenin daha başında, ileride  adını sanat sayfalarında göreceğime eminim. Biz sanatçıların dileği:  “Paletimiz hiç kurumasın”dır. Sanat yolculuğun açık olsun Ekin. 

Şimdilik Başkent’ten bu kadar…  Sanat, sağlık ve  mutluluk dileklerimle  sevgiyle kalın. 

Bir Cevap Yazın