Ressam Albert Oehlen: Kaos öyle kendiliğinden gelmiyor, üzerinde çalışmak gerek

Albert Oehlen sergisi Londra Serpentine Galerisinde 2 Şubat 2020’e kadar sürecek

SELİN TAMTEKİN

Albert Oehlen hararetli kompozisyonlarında zaman zaman göz alıcı neon renklere, reklam posterlerine, sprey boyalara ve dijital baskılara yer veriyor. Bu müdahaleler, dışavurumcu fırça darbelerine ve sürrealist jestlerle donattığı tuvallerine hem güncel ve dinamik bir enerji, hem de ayrı dokusal bir boyut katıyor.

Alt katta sergisini gezmekte olan kalabalığı geride bırakarak, elimizde taşıdığımız filtre kahvelerimizle birlikte yuvarlak bir masada karşı karşıya oturduğumuzda, altmış üç yaşındaki Alman sanatçıya biraz kendimden bahsederek konuya giriyorum. Ona, bana sanat tutkusunu aşılayan ressam babamın her yıl gitgide soyutlaşan lirik çalışmalarına tanıklık etmemle başlayan soyut resme duyduğum özel ilgimden söz ediyorum.

Ardından, günümüzde soyut resmi, bu stile yeni yaklaşımlar katarak hakkıyla icra edebilen sanatçıların az olduğuna değiniyorum. Ne de olsa, modernizmle olan sıkı münasebetinden dolayı, günümüzde, resimde çoğu soyut teşebbüsler, göze çoktandır demode olmuş bir argümanın lakırdıları gibi gelebiliyor. Oehlen ise bu kıstasın dışında kalmayı başarabilmiş  ender çağdaş ressamlardan biridir. Bu bağlamda, kendisini soyut resmin yılmaz savaşçısı olarak gördüğümü belirtiyorum.

 Oehlen kahvesinden bir yudum aldıktan sonra sözlerimi şöyle yorumluyor:

Bunu söylemen beni memnun etti, bunu bu kadar net bir şekilde başkalarından duymuyorum. Soyut resimde bir yer edindiğimi ve resim medyumuna bir şey kattığım  kanısındayım. Resim kariyerimin başında figüratif çalışmalarım da oldu tabii ama kısa zamanda resmin bir anlam içermesi gerekmediğini anladım ve bir şeyi tasvir ederken yaşanabilecek zorlukları tespit ettim.

Soyut resimde her zaman çağrışımlar mevcuttur ve onlardan kurtulmak zordur. Ancak birisi, bir soyut ressamın resmindeki bir lekeyi bir keçi kafasına benzetse, ressam, “bu bir kazaydı” der ve hatta o lekeden bir an evvel kurtulmaya bakar.”

 “Peki, o halde çalışmalarında kazaya ne kadar yer veriyorsun?” diye soruyorum.

“Kaza beni çok ilgilendiren bir mevzu. Özellikle kazanın sırasını ters yüz etmek. Manipülasyon ve kaza var. Neyin önce geleceği bana kalmış. Kaza, çalışmanın başında ya da sonunda gerçekleşebilir. Kazayı manipüle edebilirsin ya da kazayı bilerek yaptın görüntüsünü verebilirsin. Bu değişik yöntemlerle oynamak benim çalışmalarımın temelinde yatan bir yaklaşımdır. Sonuç olarak şunu da belirtmek isterim, bir resim bitmiş haliyle duvara asıldığı zaman artık kaza diye bir şey kalmıyor. Geriye baktığında bile, çünkü kişinin onayladığı bir lekeye dönüşmüş oluyor. Eğer sanatçı orada kalmasına izin vermişse, tuvaldeki her damla orada kendisine nasıl bir yer edinmiş  olursa olsun, orada bir amaç için bulunur.”

Oehlen’ın Serpentine Galerisi’nde sergilenen bütün resimlerinin ortak özelliği, ressam Jon Graham’ın (Korkutucu Güneş Batımı anlamına gelen) Tramonto Spaventoso (1940-49) adlı tuval üzerine çalışmasından esinlenerek yapılmış olmalarıdır. Rus asıllı, Amerikalı Graham her ne kadar ölümünden sonra unutulmaya yüz tutmuş bir sanatçı konumuna düşmüş olsa da, yaşamı süresince özellikle Jackson Pollock’a yapmış olduğu akıl hocalığı ve 1950’lerin New York Okulunun gelişimine olan katkılarından dolayı, o dönemin camiasında kendine önemli bir yer edinmiş bir figürdür.

Sergide, Oehlen’ın  farklı motiflerden yararlanmak amacıyla yaklaşık otuz yıldan beri bir ‘araç’ olarak kullandığı Graham’ın palabıyıklı, monokl takmış bir erkek portresi, denizkızı, harfler, çapraz çizgiler ve güneş sembolleri içeren resmi, bu farklı bileşimleriyle Oehlen’ın her tuvalinde, bazen soyut bazen figüratif çeşitlemeleriyle seyircinin karşısına çıkıyor.

Tek bir eserden yola çıkarak ürettiği sayısız kompozisyonlar, Oehlen’ı kısıtlamasının aksine, hem sanatçıya bir başlangıç noktası sunuyor, hem de aynı repertuarı kullanmak şartıyla çok farklı yönlere gidebilmenin yarattığı esnekliği sağlıyor.

Sanatçıya nasıl bir çalışma rutinine sahip olduğu sorusunu yönlendirdiğimde ise şu cevabı veriyor:

Her gün, her işe giden insan gibi, ben de stüdyoma gidiyorum. Orada olabildiğince uzun vakit geçirmek benim için çok önemli. Hiçbir zaman bir dahi gibi aklıma birden her şey gelmiyor. Ben o tarz bir sanatçı değilim. Tuvalin üstünde günlük yaptığım denemeler sırasında sürpriz bir sonuç alırsam, kendimi şanslı hissederim. Dileğim, bana yeni olasılıklar sunabilecek yeni bir adım atabilmek. Tabii bunun benim için doğru yönde bir adım olduğunu anlayabilmek, yaklaşık üç hafta gibi bir sürede belli oluyor. Bu zaman diliminin sonunda bunu daha önce yaptım ya da kompozisyondaki dengeler doğru değil diyebilirim. Sonuç olarak bir resmi ne kadar çabuk bitirmiş olsam da onu onaylamak için zamana ihtiyaç duyarım.”

“Çirkin renk kombinasyonları’ diye bir şey yok”

Bir yerde sanatçının resimlerine çirkin renk kombinasyonları olarak değinildiğini okuduğumu ama bunun aksine kompozisyonlarında göz ardı edilemeyecek bir estetik çabanın da varlığından söz ediyorum, her ne kadar ‘estetik’ kelimesi sanat sohbetlerinde artık pek makbul olmayan bir terim olsa da.

Oehlen bana gülümsüyor ve söyle cevap veriyor:

“Çirkin renk kombinasyonu diye bir şey yok, mesele resmin hangi bağlam içerisinde yaratılmış olduğu. Resim bittiğinde senin vermek istediğin anlamı içermesi lazım, o anlam kaos olsa bile, çünkü kaos öyle kendiliğinden gelmiyor, üzerinde çalışmak gerek.”

Albert Oehlen sergisi Londra Serpentine Galerisinde 2 Şubat 2020’e kadar sürecek.

*Flaş görsel: Albert Oehlen, Gear -It’s alright, 1998/1982 tuval üzerine karışık teknik, 62 x 117 cm, Sanatçının izniyle.

** Albert Oehlen – Fotoğrafı: Oliver Shultz-Berndt

Bir Cevap Yazın