Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Yazarlığı ve Ressamlığı

TURGUT GİRGİN

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Heybeliada’daki köşkü.. Şimdilerde müze olarak hizmet veriyor…

Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ahmet Mithat ekolü yazarların önde geleninden.. Keza aynı zamanda, çağdaşı ve kalem arkadaşı Ahmet Rasim’in de yine aynı yazarlık tarzını benimsediği; yani “toplum için sanat” anlayışına uygun bir yazarlık felsefesini benimseyen bir yazar.
Hüseyin Rahmi erken yaşlarda yazı çalışmasına başlamış ve durmaksızın yazması sonucunda Ahmet Rasim’in genç kuşak yazı meraklılarına öğütlediği gibi, sürekli ve sevgiyle yazı hayatını sürdürmesi neticesinde özgün bir boyuta yazarlığını getirmiş yazarların başında gelmektedir. Öyle ki yazarlık tutkusu o kadar ileri safhalardadır ki, evinden aylar boyunca çıkmadığı olmaktadır. Heybeliada’daki köşkünde yakın akrabalarıyla birlikte bir dünya kurmuştur kendisine. Birbirine benzer günler ve geceler geçirir. Ama bu durumdan hoşnuttur Hüseyin Rahmi.. Onun tek derdi, sessiz bir dinginlik içinde romanlarına malzeme toplamak, düşünmek ve yazmaktır. Sonra biliyoruz ki, o sadece yazar değildir, yazıdan ve okumadan arta kalan zamanlarında ada sakinlerinden tanıdık bildik insanlar için reçeller yapar.. örgüler örer.. Yine geniş zamanlarını empresyonist tarzda resimlere de ayırır. Gözlemlediği doğa manzaralarını, adadan ve köşkünün balkonundan kadrajladığı görüntüleri, fotoğrafçı titizliğiyle ve empresyonist teknikle, sabırlı bir işçilikle tuvallere geçirmeye çalışır. Yaptığı tablolarının çoğu kaybolmuş olsa bile, müze haline getirilmiş olan köşkü ziyaret edildiğinde, bunlardan birkaçına rastlamak mümkündür…


Evet, Hüseyin Rahmi, yazar olduğu kadar, özgün de yanları bulunan bir ressamdır da aynı zamanda.. Bu komple sanat insanı, özellikle roman konusunda şunları söylemektedir: “Zola’ya göre, romanlarındaki hayali tasvirler, hep köksüz yalanlardır. İnceden inceye araştırıp soruşturmalı, tahlil etmeden hiçbir şey yazmamalı, hatta hayatta rastlanan, az karşılaşılan olayları bile esere katmamalıdır…”


Hüseyin Rahmi’yi ilk tanıtan romanı ise Mürebbiye’dir. Varlıklı aileler, Tanzimat sonrası modasına uyarak, çocuklarını yetiştirmek için evlerine eğitimci kadınlar almaktadırlar. Bunlar genelde yabancı dil; Fransızca bilen yabancı insanlardır. Bunun üzerine kuruludur bu roman. Ama sadece bu roman değil, Hüseyin Rahmi’nin hemen hemen bütün romanlarında, hem toplumsal çelişkiler, hem kadın erkek ilişkileri, hem toplumsal yapı ve İstanbul’un farklı semtlerindeki insanların yaşantıları, günlük dilin dünyası ve iletişimleri içinde geniş olarak verilir.

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın köşkü uzun yıllar atıl kalmıştı…


Agah Sırrı Levent, onun yazarlığı ve romanlarıyla ilgili şunları söyler: “Onun romanlarında iyi ile kötü, aldatanla aldatılan, zenginle fakir, akıllı ile beceriksiz, kurnazla saf karşı karşıyadır. Bunlar arasındaki zıtlaşma, olayları daha da canlandırır. Romancımıza göre insanlar, hiçbir zaman oldukları gibi görünmezler. Bütün yaşayışlarında ve ilişkilerinde ikiyüzlüdürler.. Hüseyin Rahmi, insanoğlunun bu zayıf yerlerini, toplumda oynanan oyunları, bu oyunların arkasında yatan gizli gerçekleri, bu gerçeklerin taşıdığı acıklı görünüşleri büyük bir ustalıkla göstermiş, okuyucuyu güldürürken ağlatmanın yolunu bulmuştur…”


Hüseyin Rahmi de Şıpsevdi romanında şunları yazar: “…İnsan her zaman kendinden zayıfını çiğneyip, tepeleyip üst katlara tırmanmak hırsında, çabasındadır. …Bu dünyada her şeyden önce hüküm süren bencilliktir. Herkes kendi bencilliğine göre işleri düzenleme yolunu arar. “


Bu noktadan da bakıldığında aslında Hüseyin Rahmi’nin ne kadar karamsar ve tek boyutlu bir bakışaçısına sahip olduğu, insanlararası mücadelenin hep bir çıkar ilişkisine dayandırdığını, oysa insanın çok yönlü bir varlık olarak tek boyutlu olmadığını da özellikle burada belirtmek gerekmektedir…


Kısacası, insan bencilliğini merkeze alan Hüseyin Rahmi, bütün toplum katmanlarına ulaşmayı da başarmış çok yönlü özgün bir sanat insanı olarak karşımıza çıkmaktadır…

Bir Cevap Yazın