Üsküdar’lı Ressam Hoca Ali Rıza

1858 yılında Üsküdar ilçesinin Ahmediye Mahallesi’nde dünyaya geldi. Babası Süvari binbaşısı Mehmet Rüştü Bey idi. Amatör bir hattat olan babasını yedi yaşında kaybetti.

Hoca Ali Rıza

Üsküdar Rüştiyesinde okuduktan sonra 1880 yılında Kuleli Askeri İdadisi (Kuleli Askeri Lisesi)’ne girdi. İdadide okurken kendisi gibi resme meraklı beş-altı arkadaşı ile birlikte devrin Askeri Mektepler Nazırı olan Edhem Paşa‘ya arzuhal vererek okulda resimhane açılmasına öncülük etti. Bu başvuru üzerine okula tayin edilen Mehmet Nuri Paşa’dan resim dersi aldı. Çalışmaları ertesi sene Sultan II. Abdülhamid tarafından Nişan-i Mecidi’yle ödüllendirildi. Bu teşvik üzerine, tatil aylarını bile resim yaparak geçiren ve Rıza Bey ve arkadaşları, Fransa’da resim öğrenimi görüp İstanbul’a dönen Miralay Süleyman Seyyid Bey’den ve o sırada İstanbul’da bulunan Mösye Gués adındaki bir Fransız ressamdan da faydalandılar.Öğrenimini Mekteb-i Harbiye-i Şahane’de sürdürdü ve bu okuda Osman Nuri Paşa ‘’nın öğrencisi oldu. 1884 yılında Harbiye’nin “Menşe-i Muallim” programından Piyade Mülazım-ı Sani (Teğmen) rütbesiyle mezun oldu ve öğretmeni Osman Nuri Paşa’nın yardımcılığına atandı.


Öğrencilik yıllarındaki başarısından dolayı Napoli’ye resim eğitimi alması için yollanmasına karar verilse de Napoli’de çıkan kolera salgını nedeniyle bu karardan vazgeçildi. Bu gerçekleşmiş olsaydı Hoca Ali Rıza’nın resim anlayışında bir değişiklik olabilir miydi.. giderek, bir İstanbul ressamı hüviyetini yitirerek, belki klasikçi ve Avrupa, Rönesans resminin izinde bir ressama, hatta özgünlükten yoksun bir taklitçiye de dönüşebilirdi. Bu kolera salgını ve İtalya’ya gidememesi durumu, onun için artı bir duruma dönüşecek ve hem İstanbul merkezli bir ressama dönüşecek, hem de tutkuyla bağlı olduğu ve ömrü boyunca da bu tutkusunu resme dönüştürdüğü bir özgünlüğe dönüşecekti. Yahya Kemal‘in, ‘Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul/Gezmediğim, bilmediğim, görmediğim hiçbir yer/Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfince kurul/Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer..’ şiirinde olduğu gibi bir sanat anlayışına dönüşmeyecekti…

Desen bilgisini, otururken dahi bir bardak, bir ayakkabı veya masa çizerek geliştirdi. Bakın artık böyle ressamlar pek kalmadı. Ressamlığı bir yaşam biçimine dönüştürmüş sanatçıların önde gelenlerinden Hoca Ali Rıza.. Günümüz Türk ressamları içinde de yine böyle ressamlar var; Habip Aydoğdu ve Fatih Sarmanlı.. yine bir-iki böyle ressam.. resmi yaşamsal tutkuyla sürdüren ressamlar olarak anılmalıdır…

Asker mekteplerindeki resim derslerine yardımcı olmak maksadıyla otuz örnekli üç model albüm hazırladı. Bu baskılı albümler, o devirdeki orta öğretim kurumlarına resim sanatının yayılmasında büyük rol oynamıştır. Bu çalışmalarının yanı sıra sivil mektepler için de modeller hazırladı. Her birinde yirmi dört resim bulunan bu albümler İstanbul’da basıldı.
1891 yılında Osmanlı Devleti’nin ilk başkentlerinde inceleme çalışmaları yapan bir heyete katılarak Türk-İslam eserlerine ait görünümleri defterlerine aktardı. 1895’te Kolağası rütbesindeyken Yıldız Porselen Fabrikası’nda porselen tasarımları yaptı. Aynı yıl Fausto Zonaro’yla tanışan sanatçı, 1897’de Değirmendere’de resim çalışmaları yaptı.
1897’de Türk Yunan savaşını anlatan muharebe konulu resimler çalıştı. 1903 yılında Mahmut Şevket Paşa’nın isteğiyle “Eski Osmanlı” kıyafetlerini kapsayan bir albüm çalışmasına katıldı. 1903 yılında Türk Esliha-i Atika Müzesi’nin kuruluşu için oluşturulan komisyonda görevlendirilen sanatçı 1909 yılında Baş Ressam olarak başladığı Harbiye Matbaası’nda iki yıl süre ile çalıştı.


1909 ile 1912 yılları arasında Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Başkanlığı görevini sürdürürken; 1909’da Üsküdar İskele Gazinosu’nda resim sergisi düzenledi. Cemiyetin yayın organı olarak Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Gazetesi adıyla ayda bir yayımlanan mecmuanın çıkarılmasına önayak oldu.
1910 yılında Şehzadegan sınıflarında hocalık yapan Hoca ali Rıza, 1911 yılında sağlık durumunun bozulmasıyla Harbiye’den emekliliğini istedi ve Kaymakam (Yarbay) rütbesindeyken emekliye oldu.


Harbiye’den ayrıldıktan sonra bazı okullarda resim öğretmenliği yaparak geçimini sağlamaya çalıştı. 1914’te İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’nde Peyzaj Muallimi olarak görev yaptı. 1917’de Maarif Nezareti’ne bağlı olan Sanayi-i Nefise Encümeni azalığına seçildi. 1918’de başladığı Çamlıca İnas Sultanisi’ (Çamlıca Kız Lisesi)’ndeki Resim Muallimliği üç yıl sürdü. 1921 Üsküdar Kız Sanayi-i Mektebi’nde Resim Muallimliği, ve 1929 yılında Sultan Ahmet Erkek Ameli Hayat Okulu’nda Muallimlik yaptı. Türk resim sanatındaki en önemli eserlerini emeklilik yıllarına verdi. Ekonomik sıkıntılar içinde olsa da yaptığı resimleri hiçbir zaman satmayan Hoca Ali Rıza, sadece sevdiklerine resimlerini hediye etmiştir.


Karakalem ile suluboya tekniğindeki yetkinliği ve hızlı çalışma temposuyla, (beş bin gibi bir sayıya ulaşan) çok sayıda İstanbul peyzajı betimleyen, kentin mahallerini, Üsküdar’dan Bebek’e, Arnavutköy’den Burgazada’ya kadar semt yaşantılarını, kahvehaneleri, deniz kıyılarını yorumlayan sanatçı, 20 Mart 1930’da Üsküdar’da öldü. Mezarı Karacaahmet’tedir.

Bir Cevap Yazın