Kar ve İstanbul


ÜMİT GEZGİN

Karlı İstanbul’lar her zaman için bana daha estetik, giderek nostaljik, tarihsel ve yüksek oranda şiirsel gelmiştir. Karda yürüyen insanların o karlı yüzeye bata çıka adım atışları, huzur ve dinginlik algılaması biçiminde yansımıştır belleğime.. Gerçi karlı İstanbul görünümlerinin pek çizilmediği bizim resim geleneğimizde, İstanbul karla bütünleştiği ve kar, bir acı yaşam hikayesine dönüşmeyip, daha çok huzur ve mutluluk parçasına dönüştüğü zamanlarda, her zaman için şiirle beslenen bir yapı şeklinde algılanmıştır.


Nitekim bakın, “kardır yağan geceden, bir küçük bilmeceden, kar yağıyor inceden..” derken şair; onun duru ve içten gerçekliğini, İstanbul’la bütünleşmiş bir estetikle anlamış ve anlatmıştır. Kar.. en başta şiirseldir ve sonra resimsel.. Resimle şiirin ortak noktasıdır kar.. özellikle İstanbul’la birlikte bütünleştiğinde..

O Sirkeci Garı’nın tarihsel, hüzünlü yalnızlığını daha bir beyaz gerçeklikle ortaya çıkardığı ritminde ve yine insanların ağır aksak işlerine ve evlerine yürüdükleri durumda, başka bir gerçeklik boyutuna evrilir. Ağaçlar ki, o zaman kendine özgü estetik tanımlamalarla ortaya çıkar ve gökyüzünün açık griliği bu bütünsellik içinde tabloyu tamamlayan bir boyuta evrilir..

Karda Sirkeci…


Kuşlar.. karda, İstanbul’da kuşlar nasıl unutulur.. cami kuşları.. kargalar ve elbet İstanbul’un kuşları olan martılar.. İstanbul bir martı şehridir çok çok.. Vapurlar boyunca koşuşturan ve insanlarla, özellikle çocuklarla eğleşen martıları görünce..onların simitlerinin değil, gerçekte çocukların şen kahkahalarının, yaşam ritminin ve şenliğin peşinde olduğunu bir kez daha anlamışımdır…


Yahya Kemal
şiiri ne diyor:
“bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu
bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu.”


Evet, özellikle İstanbul söz konusu olduğu zaman, bin yıl sürecek bir gerçekliktir bu.. Araçlar beyaz karın altında kaybolmuş, mekanik gerçeklikleri, adeta doğallığın bir parçasına dönüşmüş gibi görünür.. beyazlık, sonsuz, bin yıl sürecek o güzelim beyazlıkla, kar beyazlığıyla.. ağaçlar, arabalar, insanlar, binalar, yollar, köprüler ve İstanbul’un gerek tarihsel, gerekse de güncel mekanları, yapıları; güzellikle, kar güzelliğiyle birlikte, bir bütünlüğe, şiire ve bin yıllık beyaz anlama bürünüyorlar…

Kadıköy..


Kar, bakılsın, Beşiktaş’ta başka anlama sahiptir ve yine keza görünüme.. Kadıköy’de başka anlam ve görsellik arz eder.. Özellikle Beşiktaş’taki tarihi iskele, kalabalık insan kitlesiyle birlikte buluşur beyaz gelinlikle.. İnsanlar koştur koştur deniz motorlarına uğramışlar, onların iskelelerinde sıkış tepiş, karşıya, ya Kadıköy’e, ya da Üsküdar’a geçmek için, sabırsız bir bekleyiş içine girmişler… Bekliyorlar ve kar telaşıyla, ıslak ve çamurlaşmış Beşiktaş yollarıyla iç içe ve otobüs durakları da yanda ve suskun, sessiz.. çünkü kar İstanbul’u tuhaf bir sessizliğe de büründürüyor.. sadece beyaz örtüsü değil, aynı zamanda sessiz telaşı ve insanların kara, İstanbul’a.. farklılaşan mekanlara ve nesnelere teslim olmalarıyla da artan bir sessizlik.. dinginlik gibi bir sessizlik ve tını halinde gelen, şiirselliği yüksek bir kar varoluşuna dönüşür… Beşiktaş ki, Üsküdar gibi, Boğaz’ın hemen kenarında yaşamsal ritmini sürdüren tarihsel mekanlardır.. her ikisi de cıvıl cıvıldır ve beyaz yağışın, örtünün ve devinimin içinde yüksek ayar bir estetiğe bürünürler… Bakın, yürüyüşler bile sessizleşir, koşturmalar, telaşı barındırsa bile, sanki ağır çekimdedir…

Beşiktaş, Sinanpaşa Cami…


Bu tarihi vapur iskelesi, 1913 yılında Şirket-i Hayriye tarafından mimar Ali Talat Bey’e yaptırıldı. 1950’lere kadar Üsküdar vapurlarının da yanaştığı iskele, aynı zamanda düğün salonu olarak kullanılmıştır. 1961 yılına gelindiğinde, bir bankanın şubesi olarak da kullanılmaya başlanan iskele, tarihi boyunca hüzünlü yalnızlığını yaşarken, her gelen dönem ondan bir şeyler istemiş, değiştirmiş, dönüştürmüş ve ama her şeye rağmen asıl kimliğini muhafaza ederek gelen tarihi iskele, özellikle karlı İstanbul zamanlarının en güzel ve en şiirsel yapılarından biri olarak kalma iradesini göstermiştir.. Keza, Sinanpaşa Cami de böylesi bir tarihsel şiirselliğe, çevresel dekoru ve varlığıyla anlam kazanmakta.. giderek bu anlam, karlı Beşiktaş görünümleriyle de başka bir boyuta ulaşmaktadır…


Kısaca, İstanbul, mekanları, semtleri, binaları ve çevresiyle, giderek insanla bütünselleşen; bir de üzerine kar bürünüp, başka bir boyuta evrildiğinde.. anlamın ve güzelliğin şehri haline dönüşüyor… Ben karlı İstanbul’u daha çok seviyorum.. İstanbul karla örtüştüğü, kara büründüğü ve karla bir varoluşu sürdürdüğü zaman daha yüksek ve ayrıcalıklı konuma yükseliyor…

Bir Cevap Yazın