Bir Sanat İnsanı: Prof.Dr. M. Zeki Kuşoğlu

1943 yılında Gaziantep’de doğdu. 1949’da İstanbul’a yerleşti. 1964 yılında Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulundan mezun oldu. Aynı yıl devlet bursu kazanıp Almanya’ya gitti. 1969 yılında ihtisasını tamamlayarak yurda döndü. Avrupa’nın çeşitli müze ve kütüphanelerinde yaptığı inceleme sonucu Türk-İslam ve Doğu sanatlarına ilgi duydu. Dönemin hayatta olan bütün sanatkârlarıyla temasa geçip teorisinin yanında pratiğini geliştirdi, klasik ve çağdaş yorumlarıyla sergiler açtı, makaleler ve kitaplar yazdı, konferanslar verdi. Kongrelerde 100’ün üzerinde tebliğ, bir o kadar da konferans verdi.

Karlı bir günde arkadaşlarıyla birlikte…

KUŞOĞLU’nun yayınlanmış kitapları;
• Mezar Taşlarında Hüve’l Baki, İstanbul, 1984
• Dünkü Sanatımız Kültürümüz, İstanbul, 1994
• Resimli Ansiklopedik Kuyumculuk Terimleri Sözlüğü, İstanbul, 1994
• Sedefkâr/ Altın Oymacı/Gümüş Kakmacı Mehmet Zeki Kuşoğlu, İstanbul, 1994
• Osmanlı Kartvizitleri, İstanbul, 1996
• Neler Söyledim, Neden Söyledim, İstanbul, 1997
• Sözüm Bu Ülkeyi Sevenlere, İstanbul, 1998
• Tılsımdan Takı’ya, İstanbul, 1998
• Düşünmek Bizden Irak, İstanbul, 2005
• Gelenekten Geleceğe Köprü İnsanlar, 2006
• Resimli Ansiklopedik Kuyumculuk ve Maden Terimleri Sözlüğü, İstanbul, 2006
• Türk Okçuluğu ve Sultan Mahmut’un Ok Günlüğü, İstanbul, 2006
• Osmanlı Arması, 2008
• Osmanlı Mühürleri, 2008

Arkadaşlarıyla birlikte…

Sayın hocam, Türk sanatının Çeşitli dallarında kitaplarınız bulunmaktadır. Son kitabınız”Gelenekten Geleceğe Köprü İnsanlar” burada bahsettiğiniz şahıslar kimlerdir. Köprü olabilecek şahıslar ne tür vasıflar taşımalıdır?

-Benim anladığım manada köprü insanlar Osmanlı’nın son elli yılı ile Cumhuriyet’in ilk elli yılları arasında yaşamış milli ve manevi kimlikli insanların, bir moda akımına kapılmaksızın (ki o dönemler toz duman dönemidir.) İnandıkları değerleri bizim nesillere aktaran insanlardır. Bu dünü bize sağduyu ile aktaranlara minnet ve vefa borcumuz olduğu için bu kitabı yazdım. Onun ikinci kitabı ise henüz bastıramadığım ‘’Sanatımızın Kilit Taşları” adlı kitabımdır. Ancak burada vermek istediğim ikinci mesajım ise Tarih, Edebiyat, Musiki gibi daha birçok dalda köprü insanların kitaplarını o dalın uzmanlarınca yazılmasıdır.

Geçmişte atalarımız tarafından uygulanan sanatımız günümüzde nasıl uygulanıyor. Sizce aslına uygun mudur?

Akademili ve Marmaralı hocalar bir arada…

Sorunuzdaki kastınız Hat, Tezhip, Ebru, Minyatür gibi sanatlarımız ise uygulamalar büyük ölçüde doğrudur ve de başarılıdır. Ancak Türk sanatı yalnızca yukarıda adını saydığım dallardan ibaret olmayıp Çok Çok Çeşitlidir. Onların öğrenimi bile gündeme gelmemiştir. Mesela; Maden Sanatlarımız can Çekişiyor.

Bildiğim kadarıyla siz hezarfen bir sanatkârsınız. Klasik sanatlarda neden oymacılık, sedef kakma, gümüş kakma’yı tercih ettiniz. Diğer sanatlar arasında bu sanatlara karşı ilginizin daha fazla olmasının sebebi nedir?

Sanatçının çocukluğu…

Geleneksel sanatlarımızdan özellikle sözünü ettiklerinizi seçmemin esas sebebi onların dayanıklı malzeme oluşlarındandır. Ecdadı suçlarlar Çok az eserleri olduğu yönünde, yanlış inanışlar. Hâlbuki yüzyıllar içindeki İstanbul yangınları, depremleri, selleri ve birde en önemlisi kendi medeniyetimize şaşı bakışımız sonucu yok ettiklerimiz düşünüldüğünde benim neden dayanıklı malzeme seçtiğim ortaya Çıkar. Ancak bu sanatların laikıyla icrası için hattat derecesinde hat bilgilerine müzehhip derecesinde tezhip bilgilerine ihtiyaç vardır.

Katıldığınız sergi ve seminerlerde yaptığınız konuşmalarda neyi esas alırsınız?

Yaptıklarım ve yazdıklarımda esas olarak kimlikli sanatın yapılmasını öneririm ve yaparım. Tıpkı milli takımınız yoksa milli maç yapamazsınız veya milletler arası olmak için önce milli olmak gerekir. Birilerine bakılarak sanat yapılmaz. O olsa olsa kopya olur.

Bu güne kadar eğittiğiniz öğrencilerinize neyi aşılamayı hedeflediniz. Klasik sanatlarda sizin için önemli olan unsur nelerdir?

Bu sorunuzun cevabı dördüncü soruya verdiğim cevap içinde gizli. Birde bu soruyu benim öğrencim olmuş veya beni dinlemiş kişilere sorun.

Sanat eserleri ilahi aşkın yeryüzündeki tezahürü olarak kabul ediliyorsa, günümüzdeki eserlerde bu yansımaları görmeniz mümkün mü?

Her şeyin toz duman olduğu bir ortamda ilâhi aşktan nasıl söz edebiliriz? Sanatkârı yücelten toplumdur. Böyle bir alt yapı yoksa, aşk fiziki ihtiyaç zannediliyorsa?… Çok zor bir soru daha ilerisini söylemek istemiyorum. Bu sorunun cevabı susmak diğer cevabı birkaç cilt kitap yazmaktır.

‘’Hİç” size neler ifade ediyor. Kadim kelam meşkederken neler hissedersiniz. Kompozisyon hazırlarken neyi dikkate alırsınız?

‘’Hİç” ne anladığımında cevabı bende kalsın. Ama Çalışmalarımı yaparken ‘’Hiç” hiçbir zaman aklımdan Çıkmaz.

Klasik sanatlardan bi haber biri olarak karşınıza gelsek desek ki bize bu sanatları anlatın neler söylersiniz?

Eğer bu soru bir sergim esnasında sorulmuş ise ona cevabım; müsait iseniz okuluna gidiniz. Değilseniz kitap okuyunuz, konferans veya kurslara gidiniz olacaktır. Konferanslarım sırasında sorulmuş ise zaten konu Türk Sanatı olduğu için anlatmaya gayret ederim. Ancak soru sormakta bazı şeyleri bilmekten geçer.

Klasik sanatların günümüzdeki durumu hakkında neler düşünüyorsunuz?

Bu üzerinde kitap yazılacak bir soru. Türkçemizde harcı âlem bir soru vardır. ‘’Ne var ne yok?” diye ona verilecek cevap ise ‘’varlar mı mı söyleyeyim, yoklar mı ?” söyleyeyim olmalıdır. Öyle ise evveli gün iyi idi, dün kötü idi. Bugün ne Çok iyi ne Çok kötü! Türk Sanatı yalnızca üç beş sanat dalından ibaret değildir. Hat, Tezhip, Minyatür, Ebru sıkıntıları bir tarafa iyi yolda. Ya diğerleri?…

HALKI ZEVK SAHİBİ YAPAMAZSANIZ,
SANATKÂR IZDIRAP ÇEKER.
M. Zeki KUŞOĞLU

Son olarak sanatkârlara ve sanatseverlere vermek istediğiniz mesajınız var mıdır?

Günümüz sanatkârı yalnızca esere hakkını veren onu iyi yapan insan olmamalı. O medeniyeti de özümsemeli. Yalnız kendi dalında değil, tarihinden, musikisinden, felsefesinden de haberdar olmalı.
Halka gelince ( siz sanatsever demişsiniz. O zaten sanatı anladığı için sevmiştir.) Sanatı bilmeyen sevmez. Anarşinin kaynağıda cehalettir. Öyle ise halka bu sanatları öğretmenin yollarını aramalıyız.

Röportaj
Ayşe Emine Sultan ÇELİK

Bir Cevap Yazın