Sanat, Sanat Eseri ve Müze Üzerine

Dr. TUNCAY GEZGİN


Sanatçının hayatı eserini açıklar mı? Bir görüşe göre eserleri gibi bir eser olan sanatçının hayatı, eserinin anlaşılmasını da sağlamaktadır. Bir diğer görüş ise bunun aksini savunur. Sanatçının kişiliği ve hayatı onun eserini asla açıklayamaz der. Bu görüşe göre sanatçının hayatı eserini açıklayamaz ama eseri sanatçıyı açıklar. Aslında iki görüş de doğrudur. Sanatçının hayatı da değerlidir eserini anlamak için, eseri de hayatını anlamak için.

Süleyman Seyyid


Elbette eser, sanatçının hayatını vermekle kalmaz sadece. İyi bir eser çok daha derin manalar içerir. Eser, sanatçının içinde yaşadığı çağı, yerelden evrensele, birçok yönüyle verebilir. Aslında sanatçı ile eseri arasındaki ilişkiye değinirken bilinmesi gereken, en önemli unsur şudur: Dürüstçe yaşanmamış bir hayattan iyi bir eser ortaya çıkmaz. Dürüstlükten yoksun bir hayat sahibinin ortaya koyduğu eserin bir sanat eserinin gücünde olması zordur. Bu tip bir eser ne sahibinin hayatını açıklar. Ne de sahibin hayatı eseri. Ortadaki eseri gerçek bir sanat eseri yapmayan ikisi arasındaki bu kopukluktur zaten.


Zarf ve mazruf gibidir sanatçı ile eseri arsındaki ilişki. Kan, ten ve doku uyumu vardır ikisi arasında. Olmalıdır. Anlamadığı, duymadığı, hissetmediği bir şeyi sanatçı eserinde veremez. Eserinde görülenin hayatında şöyle yada böyle bir karşılığı olması gerekir. Aksi durumda ruhsuz bir eser çıkar ortaya. Ne kadar mükemmel bir teknik beceriyle ele alınmış olursa olsun, sanat mertebesine erişememiş böylesi bir eser, pis bir koku yayıyormuş gibi, sürekli rahatsız edecektir insanı.

Müzecilik
Müzeler bilim ve sanat eserlerinin depolandığı, sergilendiği yerlerdir. Özellikle 19. yüzyıldan itibaren batının önemli kentlerinde büyük müzeler oluşmaya başlamıştır. Batı, önce kendi kültürel zenginliklerini, kendi varlığının temelini oluşturan Yunan ve Roma uygarlıklarının buluntularını toplamış biriktirmiştir. Sonra sömürgelerinden getirdiklerini ve işgal ettiği toprakların geçmiş uygarlıklarını taşımıştır bu merkezlere. Ölmüş Yunan ve Roma, İnka ve Maya, Afrika ve Asya uygarlıkları, ve ölmüş muamelesi gören İslam uygarlığı eserleri istiflenmiş, camekanlar içinde ışıklar altında teşhir edilmişlerdir.


Batı, tüm dünyaya hükmeden bir galip olarak, tüm bu uygarlıkları mümkünse yerinde bırakmadan almış yahut çalmış, taşımış, bir yere toplamış, bir odaya kapatmış, bir güzel incelemiş, tasniflemiş, ölmüş olduklarını, bitmiş olduklarını belgelere işlemiş, mühürlemiştir. Müzecilik biraz da batının çirkin sömürge iştahının sonucudur. Batı uygarlığı, dünyaya tek hakimin artık kendi olduğunu duyurmak için, tüm bu uygarlıkların, bir toplama kampında yaşamalarını lütfetmiş, çok bilimsel, çok sanatsal, çok hümanist, çok medeni olarak duyurulan bu işe de müzecilik demiştir. Zamanla, batı dışı ülkeler kendi kültürel zenginliklerine sahip çıkmışlar, kendi müzelerini kurmuşlardır da batının bu aşağılamasından az çok kurtulabilmişlerdir.


Bir haber hatırlıyorum. 2000’li yılların ortasında Ayasofya’yı ziyaret eden Louvre müzesi müdürü zat, vakti zamanında restorasyon bahanesiyle aşırılan, ve artık Louvre Müzesi’nde sergilenen, Ayasofya avlusundaki II. Selim Türbesi’nin çini panosu için yaptığı açıklamada, “ kesinlikle çalmadık, ispatlayamazsınız” demişti. Türbenin giriş kapısının iki yanında bulunan, iki çini panodan biriydi söz konusu olan. 17. yüzyıl İznik çiniciliğinin şaheseri olan bu pano, 1895 yılında, restorasyonu alan Fransız tarafından kaçırılmış, yerine Fransa’daki bir seramik fabrikasında yaptırılan sahtesi takılmıştı. Louvre Müzesi müdürü için önemli olan çini panonun bir şekilde satın alınmış olmasıydı. Bu açıklamayı da II. Selim türbe kapısındaki soluk ve çirkin Fransız panonun önünde yapıyordu. Kapının diğer yanında canlı renkleriyle, harikulade orjinal pano duruyordu üstelik. Hiç utanmadan, sıkılmadan, yine olsa yine yaparım, edasıyla duran bir bilim adamı, bir müzeciydi söz konusu kişi. Bu örnekten yola çıkarak o halde şunu söyleyebiliriz; bugün müzecilik, katettiği tüm gelişmelere rağmen, bilimsel ve sanatsal idealleri bir tarafa, hortlamasından korkulan uygarlıklara karşı uygulanan bir karantina şefliğidir.

Bir Cevap Yazın