Ahmet Haşim ve “Bize Göre” Kitabı Üzerine

AYHAN KALAYCI

Haşim, bir dehanın sınırlarında yaşamış, aslında en az Yahya Kemal kadar değerli olmasına rağmen, onun kadar takdir görmemiş olmanın da hüznüyle hayata veda etmiş, Türk şiirinin olduğu kadar, düzyazısının da özgün ve kalıcı sanatkarlarından biridir..


“ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
eteklerinde gümüş rengi bir yığın yaprak
ve bir zaman bakacaksın semaya
ağlayarak…”

Ahmet Haşim’in gençliği

özgünlüğünde mısralar vücuda getirecek kadar yetenekli olan Haşim, bakın şunları da yazar “Bize Göre” kitabında: “…ne yazık ki vücudun haraplığı zekanın olgunluk zamanına tesadüf eder. Manasız çocukluk, tatsız gençlik, şen olgunluğa hazırlanmaktan başka nedir? Zeka; nar, ayva ve portakal gibi, geç renk ve rayiha bulan bir sonbahar mahsulüdür. En az kırk sene güneşte pişmeden bu asil meyve ballanmıyor. Dünyayı idare eden ilim, fen, iktisat, sanat ve edebiyat akımlarının düzenleyicisi şakakları beyazlanmış kafalardır. Genç alleme ve genç dahi bir mucizedir ki bazı yerlerde vücut buluyor..”


Evet, özgünlüğü herkesçe malum olan Haşim, zamanında herkesin takdirini kazanmasa da, kendinden sonra, yetenekli ve kalıcı olduğu anlaşılmış ve böylece nice yeni nesilleri ve sanatı takdir etme gücü bulunan dimağları cezbetmiştir. Onun “Bize Göre” kitabı özgün, kısa denemelerle, hem yazınsal üslubun ne olduğunu ve hem de yaratıcı bir deneme yazınının nasıl yazılabileceğine çok güzel bir örnek olarak karşımızda durmaktadır..

Haşim, yaşlı ve hastayken…


Yine kitaptan: “..hakikaten leylek ressam ve şairi birtakım girift ve ölçülü hayallere davet etmek üzere yaratılmış bir kuştur..” derken, bir kuştan yola çıkarak yaptığı yorumlarla; filozofluğunu kanıtlayan Haşim; “..mimari eserler fazla çirkinliği, fazla tuhaflığı taşımaz. Gülünç bir tabloya bakmamak, fena bir şiiri veya ahenksiz bir müziği dinlememek suretiyle bunların zararlı tesirlerinden ruhumuzu koruyabiliriz, fakat fena mimarın eserinden sakınmak kolay bir iş değildir..” yorumunu yaparak; mekan, mimarlık ve çevre konularına getirdiği yine farklı ve kalıcı yorumlarla, sadece aklı değil, aynı zamanda sezgileri de cezbeder, böylece herkesi kendi buluşlarına ve yazı kalitesine hayran bırakır…
Ben, Haşim’in düzyazılarını şiirlerine tercih ederim. Bu yazılarında özgün bir edebi tat bulduğum kadar, kısalığı içinde, hemen hepsinde filozofça bir bakış da sezinlerim.. Onu her okuyuşumda adeta ruhum yücelir, aklım keşfin hudutlarını estetik bir hazla zorlar ve mutlu olurum.. Böyle bir yazarın Türkçe’nın sınırları içinde kendini ve düşüncelerini ifade etmiş olması hepimiz için; sanata, düşünceye ve sanatsal yaratıcılığa, özgünlüge inanan entellektüeller için büyük bir kazançtır..


Haşim’in yine eşsiz özgünlükteki bir betimlemesiyle bitirmek istiyorum yazımı; “..iki üç günden beri sert bir kış rüzgarı esiyor. Gökyüzü karardı. Yağmurlar dinlenmeden yağıyor. Akşam karanlığında sokak ışıkları kışa mahsus o sıcak ve kırmızı parıltılarını aldılar. Hasılı insanı düşünmeye, toplanmaya ve kendinden zevk almaya sevk eden ıslak mevsim, şimdi hava ve ışığımıza hakim bulunuyor..”

Bir Cevap Yazın