AUVERS GÜNLÜKLERİ -3-

RUŞEN EŞREF YILMAZ


Senden bu kobalt mavisi gök
Bu tarlalar, gün sarısı
Nabız atışların mı
Çiçek açan umut ağacın
Yol başlarında keman çalar
Acının derin coşkusuyla


Kahvaltı ettim çabucak. Gömütlüğe gidecektim, Van Gogh’la buluşmaya. O günü salt o işe ayırmıştım. Sarı kazağımı giydim üstüme. Ona vermek için İstanbul’dan getirdiğim birazını kullandığım bir tüp sarı boyayla fırçayı yanıma almayı unutmadım. Armağanımı bir an önce kendisine ulaştırmak için can atıyordum. Hemen dışarı attım kendimi. Hava kapalıydı ama güneş başını göstermek için bulutlara direniyordu. Ardıma bakmadan yürüdüm, ezberlediğim yoldan. Uzun yürüyüşleri oldum olası severim. İnsan yürürken daha çok yaşıyor sanki, yeşil tepeleri, suları, ağaçları gezdirirken gözlerinin içinde.


İşte Notre Dame’nin uzun bacaları. Yürüdüm epeyce, kıyısına vardım kilisenin. Farklı bir gözle bakıyordum bu kez ona. Van Gogh’un dün Dorsay Müze’sinde gördüğüm o olağanüstü resmi nerede, bu nerede? Kupkuru ve suskun göründü gözüme, ilk gündeki gibi görkemli de değildi. Kiliseden söz etmişken şunu da yazayım: Van Gogh öldüğünde kilisenin papazı, tören yapılmasına izin vermemiş, normal bir ölüm değil diye. Sessiz sedasız gömmüşler…


Gömütlük kilisenin yukarısındaymış. Sokağın az ötesinde sağa bükülen yolu izlerken gömüt anlamına gelen “Tombe” tabelasını görünce, bir titreme duydum içimde. Kiliseyi gömütlüğe bağlayan yola saptım. Yokuşu tırmanırken, içimde duygu yığılmaları oluştu. Gök küçülüyordu bulutlarla.Yol ıssızdı, dört bir yanında uçsuz bucaksız tarlalar… Bütün nesneler sessizliğin rengine bürünmüştü. Bir genç kız önüm sıra yürüyordu, saçları yelde savrula savrula. O da Van Gogh’a gidiyordu besbelli. Birden karıştı gökyüzü, fırtına bulutları birbirine kattı, Ayaklarım yerden kesilir gibi oldu, neyse ki direndim fırtınaya karşı, düşmedim.

Hava açtı yeniden. Az sonra yine aynı hava. Kara bulutlar göğü örttü. İri yağmur taneleri Van Gogh’un tarlalarına düşüyordu. “yağmur altında Auers” tabalosunu anımsadım birden. Resimleriyle doğanın kendisi farklıydılar elbette. Ne ki, sanatçının oluşturduğu atmosferde kendi gerçekliğiyle doğanın gerçekliği çatışkı içinde olsalar bile, kimi yerde senkronize oluyorlar.

Yağmur azaldı. Havanın her hali anlamlıydı, Van Gogh’un yollara bıraktığı izleri toplarken. Sessizliğin kuşattığı bir çöl müydü burası, geçmiş zamanın kipinde? Yürüdüğü patika bir yara gibi açıldı içimde. Bütün ömrünü resme adayan birinin derin öyküsünü oluşturan yaşantı içerikleri, son günlerinde güneşler altında bronzlaşan yalnızlıktı. İri bir kuş havalandı ekili tarlanın üzerinden koruluğa doğru. Görüntüler buzla ateş arasında sestiler.

Bir Cevap Yazın