Bahçeşehir Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat DÜNDAR ile röportaj…

ALEYNA GÜLERYÜZ/ALEMDAR MUSA UĞUR

Bahçeşehir Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat DÜNDAR ile Mimarlık ve tasarım hakkında konuştuk.
Güzel fikir ve bilgilerin hakim olduğu bir atmosferde sıcak çaylarımızı yudumlarken bu röportaj bizlere büyük bir keyif verdi.
Bu söyleyişten dolayı Sayın Murat Dündar’a teşekkür eder, Başarılarını içtenlikle tebrik ederiz…

İlk sorumuz olarak Mimarlık sizce Sanat mıdır Zanaat mı ?

M.D : Aslında bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Mimarlık yıllar önce birçok alanın birleşmesiyle ortaya çıkmış bir meslektir.
Geçmişte Yapı ile ilgilenen insanlar tarihsel süreçte bu işin tek bir yönüyle ilgilenmemiştir buyuzden bir tek tanıma sığamaz.
Sanat ve Zanaat’ın yanında aynı zamanda teknik bir bilimdir. 21.yy’da mimarlık mesleği tek başına ayrışmanın
görüldüğü değil aksine artık bütünseldir. Sanatı da, Zanaatı da Mühendisliğide içerir.

Cumhuriyet döneminde Burjuva sınıfı mimarisinde estetik bir yoksunluk söz konusu, Bunun sebebi nedir ?

M.D : Aslında Cumhuriyet dönemi dediğimizde bir zaman dilimi yok,Çeşitli akımlar var.Henüz Cumhuriyet kurulmadan önce Osmanlının son dönemlerinde
daha ulusalcı daha Türk mimarisi kavramının geleneksel olarak daha çok selçuklu döneminin ortaya koymuş olduğu süslemeleri referans alarak daha büyük ölçekli yapılara başlanıyor.
İhtiyaca yönelik Postaneler gibi. Sonraa 1950 lerde batının sanayileşmeyle yaşadığı daha planlı kontrol altına almaya çalıştığı göç hareketi oluyor.
Ama bizde bu daha plansız oluyor. Kırsal yerlerden Kentlere göçler hızla artıyor. Ve bu artış daha fazla bina yapılmasını gerektiyor.
Daha az insan için yapılan binalarda ki özen,insan sayısının fazlalaşmasıyla özeni düşürüyor ve kontrolden çıkarıyor.
İnsanlar kendi binalarını kendileri yapmaya başlıyor, Gecekondular ve kaçak binalar şehrin heryerini sarıyor. Ülkemizdeki mimari estetiğin yıllar içinde düşüşünün temel nedeni bunlardır…

Mİmari yapıların tasarımında geçmişten gördüğümüz kadar dönemini,anlayışını,sanatını yansıttığını görebiliyoruz. Peki ya günümüzde bunu yansıtabiliyor muyuz ?

M.G : Sanat akımı dediğimiz konu aslında hiçbir zaman içinde yaşanılan dönemden bağımsız değerlendirilemez. Her mimarı akım tarihsel sürecin bir parçası olmuştur.
Barokta gotik yapılar görmemiz buna örnek olabilir fakat o zamanda biz şuan barok dönemindeyiz bunu mimariye yansıtacağız gibi birşey söylemediklerini biliyoruz.
Tasarımlarda belli bir yüzyılın tablosunu görebiliyoruz. Fakat bu biçim değildir biçimden daha da ötesi ! yapılmak istenilen tasarımın çok daha fazlası !
Gotik dediğimiz yapılardaki sivrileşme incelerek yükselme yapıyı yerden koparmak isteği, bir iddaa olduğunu vurguluyor. yapı yerde değil, Göğe yükselmek istiyor !
Bu tarz yorumların zaman içinde artması o dönemin sanatçılarının benimsemesiyle ortaya çıkan bir akım oluyor. İçinde bulunduğumuz yüzyılında belli başlı şeyleri var.
belli başlı bir dönemden sonra akım değiştirmek yerine eşzamanlı bir çok şey dünyada olduğu için Sanatçının ortaya koyduğu imzası,kimliği ortaya koyduğu imza ile ilerliyor.
Mesela akım denilemez ama akım gibi tarif edilecek isimler var. Frank Ghery dediğimiz zaman gözünüzün önünde hemen birşey canlanır. Bir Zaha Hadid dediğimde gözünüzün önüne bir form
canlanır. Ne olduğu önemli değil bir müze merkezi mi spor yapısı mı kültür merkezi mi ne olduğundan bağımsız bir biçim arayışı vardır. O biçim arayışı o isimlerle biçimlenmiştir. Birbirinden
farklı tarihe ismini kazıyacak isimler aynı yüzyılın insanları yani oyuzden 21. yüzyılın akımı şudur gibi birşey söylememiz zor.
Belki ileride sanat tarihçileri hepsini bir gruba getirip söyleyecektir bunu bilemeyiz…

Teşekkür ederiz…

Bir Cevap Yazın