Sanat, Yazarlık ve Hakikat İlişkisi

ÜMİT GEZGİN
Hayat inişlerle, çıkışlarla dolu.. Bu evlere çekilindiği zaman dilimlerinde de insanlar, ya boş zaman bolluğunu dolduracak iş ve uğraşlar içinde, ya da televizyon ve internet izleyiciliğine iyice yönelmiş durumdalar..


Hayat, inişlerle, çıkışlarla dolu.. Bazen önemli mevkilere gelirsiniz, bazen önemsiz, sıradan insanlar olarak kenarda beklersiniz.. Yazarlık da böyledir.. Bazen yazılarınız okunur, alkış alır, hatta kitaplarınız bestseller olur, ressamsanız resimleriniz kapış kapış gider; açtığınız sergilerdeki resimlerin hemen hepsi satın alınır ve ne oluyor, diyerek şaşırırsınız bile.. Bazen de tam takır kuru bakır vaziyetlerde, bir kenarda ne resimleriniz satılır, beğenilir, alınır; ne de yazdığınız yazılara kimse itibar etmez.. basılan kitaplarınızı kimse satın almaz.. Öyle çok sanatçı var artık.. İster edebiyatçı olsun, ister ressam.. kendi kendine yazıp, çizip, bir kenarda bekleyenlerin sayısı günden güne çoğaldı…


Bakın, eğer bu etkinlikleri beğenilmek ve para kazanmak için yapıyorsanız işiniz iş.. Yani, hüzün her zaman sizi kaplayabilir, hatta maddi olduğu kadar manevi sıkıntılara da düşersiniz.. Oysa, Sait Faik gibi, bu işi bir ‘tutku’ boyutuyla sürdürüyor, bunu bir ‘varoluş’ hikayesi olarak algılıyorsanız o zaman iş başka.. Yani, ne para ne pul umrunuzda olacak ve siz, sanatı, uğraş alanınızı bir hobi, zevk unsuru, hayat hikayenizin anlamlı boyutu olarak sürdüreceksiniz.. Hobi, yalnız burda, sadece boş zaman sıkıntısını gidermek olarak algılanılan birşey olarak görülmemelidir.. O anlamdaki bir hobiden de bahsetmiyorum elbet.. Onun için Sait Faik’vari bir varoluş hikayesi, daha gerçeği ‘tutku’sundan bahsediyorum.. Tutku, varoluş olgusundan da önemli belki.. Onu yapmasanız, yaşayamayacağınız, yaşamanızın anlamlı olmadığını, düşündüğünüz bir şey.. Ne diyordu Sait Faik yazı için; “Yazmasam çıldıracaktım!” şimdi böylesi bir tutku.. yazının veya resmin de gerekçesine dönüştüğü zaman, zaten varoluştan kaynaklanan, yani olmazsa olmaz bir durum haline gelir…


Abidin Dino‘ya bakın.. onun bir kitabını yazmış ve dünyasını daha iyi anlamaya ve yorumlamaya çalışmıştım.. Hem yazar hem çizer olarak karşımızda duruyor Abidin Dino.. Ressam değil, çizerdir Abidin Dino daha çok.. Çizginin daha akılsal ve felsefeyle ilgili olduğunu düşünür. Resim, renkli anlamda anlatım, işi biraz sulandırır adeta.. Düşünceden soyutlayarak, daha estetik ve görsel duruma, şölene dönüştürür…


Gerçeği Kabul Etme
İnsanların gerçeği kabul etmeleri kolay bir olay değildir.. Karmaşık yapıdadır insanlar.. Gerçekler onlar için kendi çıkarlarına uygunsa kabul edilebilecek bir durumdur.. Hangi gerçek veya gerçeklik, yani hakikat olursa olsun, insanın ölçütü genelde kendi çıkarıdır adeta.. Kendisini merkeze alarak insanlar durumları, olayları ve gerçekleri sınarlar.. Bakılsın nice felaketler veya durumlar olur, insanlar bunların olumsuz olanların kendilerine uğramayacağını, olumlu olanlarınsa yine kendileriyle ilgili olduğunu hisseder veya düşünürler.. İnsanın yapısı gereği böyle bir içgüdüsel durumu, tutumu vardır…


Eski romancımız Hüseyin Rahmi Gürpınar ne diyor; “…hakikat böyledir de bu telaşlar, bu söylentiler, bu heyecanlar özellikle tanınmış, büyük imzalar altındaki o heybetli makaleler ne oluyor, diyeceksiniz. Ah efendim insanların hakikatleri kabulde inat ettiklerini bilirsiniz. Bu konuda size haddim olmayarak küçük bir nasihat vereyim mi? Hemcinslerimizin korktuklarından çok korkmadıkları şeylerden korkunuz ve sakınınız…”
Gerçek nedir? Gerçeklik nedir? Herkesin gerçeği ve gerçekliği değişim gösterebilir mi? Niye bazıları daha kabule yakın bir tutum takınırken, diğerleri herşeyi reddetme üzerinde kurgularlar hayatlarını.. Evet, Hüseyin Rahmi’nin dediği gibi; “…insanların hakikatleri kabulde inat etmeleri…” .. demek ki, gerçekliğe karşı, eğer bir de çıkarlarına aykırı bir durumdaysa o hakikat, tamamen karşı durduklarını görüyoruz…


Sanat söz konusu olduğunda, biliyoruz ki sanatın ortaya koyduğu hakikat, gerçeklik anlayışı daha farklıdır.. Demek ki, hakikat algısı da farklı alanlarda farklı anlamlara gelebilmektedir.. Ahmet Haşim; “ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden/eteklerinde gümüş rengi bir yığın yaprak/ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak..” derken, hangi hakikatten bahsediyordu.. Elbet bu sıradan insanın yeme-içme kültürüyle sınırlı bir dünya veya hakikat algısı değildi…


Onun için gerçeklik veya hakikat, insandan insana değişebilir.. Ama insanın da hangi konumda, seviyede olduğu önemlidir.. Sıradan, günübirlik telaşlar içinde yaşayan şehrin insanı için hakikat algısı hepten farklıdır.. O insan hayata karşı direnç kabiliyetini de kaybetmiş, yaşam kuralları denilen, kurgulanmış gerçekliğe tamamen boyun eğerek, robotik bir varlığa dönüşmüş; ruhunu, iradesini ve aklını belli oranlarda kaybetmiş anlamlarına gelmektedir..


Onun için hakikat değişken ve görecedir, diyoruz.. Varoluştan kaynaklanan hakikat algısıyla, günübirlik telaşlardan kaynaklanan, yığınların, sıradan insanların içgüdüsel hakikat ve gerçeklik algısı bir olamaz.. Bu, hiç bilenlerle bilmeyenlerin bir olamaması gibi bir durumdur.. Gerçekten de bilmek, zorlu bir hakikat algısını devreye sokar ve insanı her şeye karşı daha sorumlu, hassas ve iradeli bir hale getirir…


Ayhan Işık, “Küçük Hanım Avrupa’da” filmin bir sahnesinde Sadri Alışık‘a şöyle der; “..hadi bir aşağı bir yukarı sabaha kadar gemide dolaşalım.. sıkıntımızı ancak böyle giderebiliriz…” Evet, sıkıntı, umutsuzluk, gerilim.. bu ve benzeri duygular, ancak böyle volta atmalarla, böyle unutmaya yatarak ve unutmak isteyerek giderilebilir.. Öyle olacağı düşünülür.. Unutmaya sığınarak.. Oysa gerçekler ve gerçeklerden kaynaklanan durumlar hep, her zaman karşılarında olacaktır insanların… Filimde de, her iki yakın arkadaş, Belgin Doruk’a aşıktırlar, ama duygularını tam olarak da dile getiremezler.. Hem getirememe durumu ve hem de sevgilerinin tam karşılık görmemesi gerçekliği, ve yakın arkadaş olarak aynı kızı seviyor olmaları.. karmaşık bir durumu meydana getirir.. Gemide volta atarak, bu karmaşık ruh sıkıntısından kurtulmaya çalışacaklar.. ama filim boyunca da bu duygudan kurtulamayacaklardır…


Hakikati kabul etmeme.. Ama bazen karmaşık durumlar ve duygular, kabul etmemeyi de belirsiz kılarak, insan kararsızlığına zemin hazırlayabilir.. Sanat için de öyle değil mi.. Bir resim nasıl meydana gelir.. ne zaman biter. Keza, yazı, bir şiir, bir hikaye, roman… Yazarı nasıl karar verecektir bir şiirin bitmesine, öykünün, romanın… Yahya Kemal; “Sanat dün bir tepeden baktım aziz İstanbul..” derken.. bu şiiri yıllar yılı iz sürerek bitirdiğini ve çok zorlandığını, daha sonra okuduğumuz edebiyat anı kitaplarında öğreniriz.. Evet, geri planı, mutfağı da sanatın çok önemlidir.. Bitmiş bir resim hangi aşamalardan geçerek o bitmişliğe ulaşmış.. keza bir edebi yazı.. şiir, hikaye veya roman.. hangi süreçlerle son halini almıştır.. işte onları da detaylı olarak bilmek zorundayız.. bildikçe arkasında yatan hakikatleri de öğreniriz ve o sanatın taşıdığı hakiki anlamı da…

Bir Cevap Yazın