Osmanlı Sanatında Şebekeler Ne Anlatır?

Dr.Tuncay Gezgin
Akademisyen-Sanat Yazarı

Şebeke, basit parmaklıkların dışında, motifli veya çeşitli bezemelerle işlenmiş parmaklıklara denmektedir. Yerine göre ahşap, mermer, tunç yahut demir malzemeden yapılmışlardır. Sebillerde, hazirelerin kemer açıklıklarında, türbelerde, şadırvanlarda, camilerin ve diğer mekanların içindeki ve dışındaki pencereler, korkuluklar vb. gibi çeşitli elemanlarında kullanılmışlardır.

III. Ahmet Çeşmesi

Tarihi semtlerde dolaşırken insan şebekelerin onlarcasıyla karşı karşıya gelir. Her birinin anlatacağı bir hayat, bir düşünce, bir duygu vardır. Tarihsel süreç içinde hangi yollardan geçilip nereye varıldığından bahsederler.

Şebekeler, Osmanlı sanatının genel akışı içinde, çeşitli devrelerin sanat zevkini yansıtacak şekilde değişmişlerdir. Klasik devirde sağlamlık, kararlılık, dengeyi yansıtan geometrik motifler tercih edilirken, Lale devrinden itibaren, daha çok, hayale ve ince bir zevke işaret eden bitkisel motifler işlenmiştir. Ondokuzuncu yüzyılda ise şebekeler, Batı’daki sanat zevkine kendisini tamamen teslim etmiş, gittikçe yozlaşarak, bu dönemdeki kafa karışıklığını gösteren pek çapraşık bir şekil almıştır.

Klasik devrin şebekelerinin birçoğunda, bu devrin ölçülü sanat zevkini yansıtan sadeliğin hakim unsur olduğu dikkat çekmektedir. Altıgenlerden ve karelerden, baklava, arı peteği biçiminde motiflerden oluşan birçok örnek bu sadeliği bir denge ve düzen duygusunu da içererek gözler önüne serer..

Bununla beraber klasik devrin geometrik motifli şebekelerinde ana motif, çinilerde, ahşap işçiliğinde de sıklıkla kullanılan iç içe geçmiş yıldız ve çokgenlerin meydana getirdiği kompozisyonlardır. Seyreden için köklü bir geometri bilgisini de gerektirdiği söylenebilecek bu tarz şebekeleri bazen anlamak için dikkatle incelemek tekrar tekrar çözümlemek gerekir. Zira bir kez çözdükten sonra bir başka şekilde görünürler. Böylesi bir örnek, 1599 tarihli Gazanfer Ağa sebilinin şebekesinde vardır. Bu şebeke etrafını sekizgenlerin dolandığı altı uçlu yıldızlardan meydana gelir. Fakat belki de içlerinde baklava desenleri sıralanan büyük sekizgenlerdir onlar. Bir başkası kırılarak dolanan çizgiler olarak da görebilir bunu. Bu tip şebekelerin verdiği estetik zevkin ötesinde düşünceyi harekete geçiren, zihni oyalayan bir tarafının olduğu ortadadır.

Saliha Sultan Çeşmesi
Saliha Sultan Çeşmesi

Lale devrinden itibaren şebekelerde, kısmen Batı sanatından sızmalarla, gözü oyalamaya dönük bir değişim görülür. 1728 tarihli III. Ahmet meydan çeşmesinin sebillerinin şebekeleri bunun pek güzel örneğidir. Buradaki şebekelerde geometrik motiflerden vazgeçilmiştir. Birbirini izleyen, birbirine eklenen, hayali gıdıklayan bitki motifleri ve rumiler bezemenin esasıdır. 1732 tarihli Saliha Sultan meydan çeşmesinin sebilinin şebekesinde rumilerden meydana gelen bir motif hakimdir. Cephesindeki süslemelerle birlikte düşünülünce bu çeşme insanın kolay kolay terkedemeyeceği bir bahçe gibidir. Sanki artık düşünmek, problem çözmek zamanı geçmiş, hayale dalmak zamanı gelmiştir. 1741 tarihli Ayasofya şadırvanının havuzunun üstünü dolanan rokoko şebekeler, karşısında yüz yıl hayal kurulacak kadar zariftir. Zaten şebekeler açısından bu yüzyıl, kullanılan desenlerin çeşitliliği, zarafeti, inceliği, neşeliliği, gönül çeliciliğiyle hayalin bitmesine izin vermez.

Ayasofya Şadırvanı
II. Mahmut Türbesi

Tatlı hayallerin sonuna gelindiğini insan ondokuzuncu yüzyıl şebekelerini görünce anlar. Artık Batı sanat motiflerinin sızması değil hücumu söz konusudur çünkü. Türk sanatına büsbütün yabancı motifler görülür şebekelerde. II. Mahmut’un ampir üslubundaki türbesinin şebekesi ilkçağ sanatının palmetleri ve sivri uçlu yıldızlarıyla bezelidir. Bu yıldızların sivri uçları artık ne düşünceye yer bırakır ne hayale, bir kabusun başladığının işaretleridir onlar. Yüzyılın sonuna doğru yapılan Pertevnihal Valide Sultan camiinin gotik kemerli pencerelerinin içlerinde nereye ait olduğu belli olmayan girift motiflerle bezeli şebekeler vardır ki bunlar artık yaşam enerjimizin tükendiğinin, sanatsal yaratıcılığımızın ise neredeyse sona erdiğinin ispatı niteliğindedir.

Bir Cevap Yazın