Geçmiş Şimdide Yaşıyor: “Biga” Yaşayan Bir Kasaba

ÜMİT GEZGİN
Geçmiş zamanın izinde, insan kendi hayatını anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyor. Ahmet Haşim; “Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden/Eteklerinde gümüş rengi bir yığın yaprak/Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak..” derken, zamanın yok ediciliğini, giderek hüznü devreye sokan gerçekliğini anlatır..

Biga çayı üstündeki eski köprü


Gerçekten de, Necip Fazıl’ın; “Elindeyse zamana dur geçme diye dayat/Bir sigara içmekten daha kısa bu hayat..” dediği gibi; hayat, insan ömrü, çok kısadır.. Zaman trajik bir hal alır hayat içinde ve fotoğraflar, hem bu kısalığı anlatır ve hem de hüzün verir. Hilmi Yavuz da; “Hüzün ki.. en yakışanı bize..” diyerek.. bizim toplumumuzun adeta hüzün toplumu olduğunu da belirtmiş olur..

Eski Biga’dan bir görünüm


Hüzün.. acılarla yoğrulmuş bir tarihe sahip olmanın da gerçekliği olarak karşımızda durur.. Hem toplumsal tarih ve hem de aile ve bireysel tarih, insanı hüznün veya mutluluğun burgaçlarına sürükleyebilir.. Bakıldığında, fotoğraflar da, hem anıları çağrıştırır.. hem de hüznü devreye sokar.. Ama yine de her fotoğraf hüzünle birlikte var olmaz..


Fotoğraf Bize Ne Anlatır: Biga’dan fotoğraf kareleri Fotoğraf bize ne anlatır? Geçmişe ait somut bilgiler sunmasının yanında, aynı zamanda fotoğraflardaki insanların karakterleri, düşünceleri, giyim-kuşam kültür ve alışkanlıkları.. mekanların özellikleri ve mekanların sahip olduğu kültür de devreye girer. Fotoğraf ait olduğu zaman dilimini devreye soktuğu kadar, mekan ve nesneler ve onların taşıdığı anlamlarla ilgili de gizli-açık bilgileri barındırır.

Eski Devlet Hastanesi, Biga’nın hemen girişinde. Şimdilerde dispanser olarak hizmete devam ediyor…
Babam, Mehmet Zeki Gezgin, (sağda), arkadaşıyla birlikte fotoğrafı
Biga’dan insan görünümleri..
Şadırvan çevresinde insanlar…


Birinci fotoğrafa bakılacak olursa.. Bu bana babamdan kalan fotoğraflardan biri.. sağdaki insan babam; Mehmet Zeki Gezgin.. burada bir bekar evinin köşesi görülüyor… iki arkadaş fotoğraf makinesine karşı poz vermişler.. duvarda türlü resimler.. bunlardan biri Belgin Doruk.. 50’li yılların genç ve önemli aktristlerinden Doruk.. Birçok siyah-beyaz fotoğraf daha var duvarda.. fotoğrafların sıradan düzeni ancak bir bekar evinde bu şekilde olabilir… Yine su sürahisi.. ütü.. o dönem popüler olan radyo, radyonun dışarda duran megafonu.. yine başka küçük fotoğraflar da var, tam içerikleri görülmüyor, ama duvar adeta bu fotoğraflarla doldurulmuş.. Yine ütünün yanında bir elbise fırçası var.. Şimdilerde ne böyle ütüler, ne de elbise fırçaları var.. belki, sürahi günümüzdeki plastik sürahilere yakın olabilir.. Ellili altmışlı yıllarda sade beyaz gömlekler ve yine Ayhan Işık tarzı ince bıyıklar da popüler, yaygın.. sehpanın üzerinde, sürahinin yanında kül tablaları, sigaralar da var… duvarda resimlerin yanında takvim de var, bir zaman ve tarih çizelgesi olarak o zamana dair başka bir gösterge.. Geriye dönüp bakıldığında, zaman ve şeyler konusunda, eski fotoğrafların gerek insanlar ve gerekse de nesneler hakkında ne kadar önemli şeyler söylediğini, özellikle kişisel fotoğraflar söz konusu olduğunda daha iyi anlıyoruz.. Babamdan bana birçok böyle fotoğraf kaldı.. anlıyorum ki, babamda da artistik bir bakış ve değerlendirme varmış, özellikle gençlik zamanlarında.. Bu fotoğraf da muhtemelen Biga’daki bekar evinde çekilmiş.. O zamanlar Biga’da bulunun pancar fabrikasında şoför olarak çalıştığı döneme ait.. Arkadaşıyla birlikte fotoğraf çektirmek nasıl akıllarına geldiyse.. en önemli belge ve belki iletişim aracı da fotoğraflar.. belki bir statü simgesi de aynı zamanda…

Biga’nın ana caddelerinden birinin görünümü…

Bekar evlerinin, kendilerine ait köşelerinin önünde durarak, poz vererek çektirmeleri muhtemelen onlara mutluluk veriyordu.. belki bu fotoğrafları eşe dosta göstererek mutlu da oluyorlardı.. O zamanların iletişim araçlarının da başında geliyor olabilir fotoğraf.. Annelere, babalara, hatta sevgililere gönderilen mektupların arasına iliştiriliyor veya kartpostal olarak da değerlendiriliyor olabilir.. Çünkü o dönem fotoğraflarının arkası, adeta bir mektup kağıdı gibi düzenlenmişti.. Kolay yazı yazılıyordu.. Oraya kısa yazılar da yazılarak, fotoğrafınızı gönderebilirdiniz..

Biga insanından başka bir fotoğraf…
Çay bahçelerinin birinde, arkadaşlarla hatıra fotoğrafı.. Babam, sağ başta…


Beni duygulandıran şey ise, insanın babasının gençliğinden bir parçayı görmesi.. Herkesi etkiler kendi tarihiyle, aile albümüyle ilgili fotoğraflar.. doğal olarak beni de etkiliyor.. Gerek bu fotoğraf, gerekse de arkadaşlarıyla bir çay bahçesindeki, keyif anındaki, gençlik dönemi fotoğrafı.. yine moda olduğu biçimde Ayhan Işık, Sadri Alışık bıyıkları, kendisi gibi diğer arkadaşlarında da var.. Tam yılını bilmesem de tahminim ellili yılların ortaları bu fotoğrafların çekildiği yıl.. Babamın böyle birçok fotoğrafı var geriye kalmış olan. Fotoğrafın ne kadar önemli olduğunu, sadece babam özelinde değil, bir insan kimliği, kültürü, nesneler, eşyalar ve çevre konusunda da bizleri, geçmişten bugüne gelirken, bilinçlendirdiğini, düşünüyorum.. Tahta masalar, tahta sandalyeler.. Muhtemelen Biga kasabasının hemen önünden geçen Kocabaş Çayı veya Biga Çayı, denilen derenin kıyılarında boylu boyunca uzanan çay bahçelerinden birinde.. akşam vakti.. iş sonrası arkadaşlar toplanmışlar ve fotoğraf çektirmişler.. Ceketli, pantolonlu, gravatlı, şık zamanlar.. O dönem insanlarının giyim ve kuşama önem verdikleri böylece ortaya çıkıyor.. Unutulmasın ki, o zamanlar açık ve kapalı sinemalar bütün Türkiye’de yaygın.. hemen hemen bütün kasabalar sinema salonlarıyla dolu.. çekilen filimler televizyon dizileri gibi haftasında Türkiye’ye yayılıyor ve insanlar popüler, geçerli kültür unsurlarını oralardan, baş aktörlerin ve aktristlerin taşıdıkları kültür üzerinden alıp kullanıyorlar.. Hazır giyim kültürü gelişmemiş olsa bile, mahallelerdeki terziler vasıtasıyla hem kızlara terzilik eğitimi veriliyor ve hem de modaya uygun giysiler dikiliyor.. Ayhan Işık’lar, Ekrem Bora’lar, Cüneyt Arkın’lar, Ediz Hun’lar erkekler için birer kültür ikonuna, özenilen karakterlere dönüştürülürken; genç kızlar içinse Filiz Akın’lar, Türkan Şoray’lar, Hülya Koçyiğit’ler hem modayı takibin, hem de alışkanlıkların sürdürülmesinin önemli araçları oluyor.. Sadece bu sinema kahramanları değil.. kullanılan eşyalar, ev içi dekorasyonları da sinema salonlarından taşarak bütün Türkiye’ye yayılıyor… O dönem için popüler kültürün en önemli taşıyıcısı radyodan ve gazetelerden ziyade sinema salonları ve filimler olarak karşımıza çıkıyor…

Eski, küçük şadırvan, Biga’nın merkezi yerinde…


Evet, babamdan bana kalan fotoğraflara bakarken, yine başka aile, insan, mekan fotoğraflarına bakarken, kültürel taşıyıcılığın, zaman ve kültür kavramının, anlam ve içeriği; anılar, düşler ve düşünceler noktasındaki hissiyatın ne olduğunu daha iyi anlıyor, anlamadığım noktaları da sezinliyorum…

Biga Tarihi
Şehrin ne zaman kurulduğu bilinmemektedir. Muhtemelen adının geldiği Pegae veya Pegai nin antik bir iskan yeri olmadığı sanılmaktadır. Bölgede Parion (Kemer) ve Priapos (Karabiga) adlı şehirlerin MÖ 7. yüzyıla kadar indiği bilinmekle birlikte Pegae veya Pegai adına ancak ortaçağ Bizans ve Haçlı kaynaklarında rastlanır. Anna Comnenus buradan Pigas (menbalar) şeklinde bahseder. Haçlı kaynaklarında adı Spigadır. Bir yönü ile Karabiga ve Biga tarihi iç içedir. Büyük bir yangından sonra Karabiga’da bulunan asıl Biga’nın şimdiki yerine taşındığı eskisinin uzun süre imar edilememesi sonucu yeni yerin geliştiği eski Biga’nın da Karabiga olarak kaldığı rivayet edilir.

Biga, tarihi Çarşı Cami’nin eski görünümü

Az önce bahsi geçen yerlerin önemli bir iskele olan Priapos olması kuvvetle muhtemel olması bu tezi güçlendirmektedir. Nitekim 1850 lerde bu bölgeyi dolaşan Mordtmann antik Priapos’un Orta Çağ’lardaki Pegae ile aynı yer olduğunu ve buranında Karabiga’ya isabet ettiğini belirtir. Şimdiki Biga’nın ise Bizans ya da Osmanlı tarafından sonradan kurulduğunu anlatır. (Daha önce bahsi geçen yangın olayından sonra buraya taşınması). MÖ 334 yılında Büyük İskender ve Pers Kralı III. Darius arasındaki savaşta eski Biga olan Priapos yani Karabiga yakınlarında gerçekleşmiştir. Daha sonraki yıllarda önce İskender’in kumandanlarından Lysimakos’un nüfuzuna giren bölge bir süre sonra Bergama Krallığına geçmiştir. Bergamalılardan sonra Roma idaresi görmüş ve Bizans İmparatorluğu içinde yer almıştır. İlçede tam korunamadığı için depremlerle zarar görmüş Karabiga beldesindeki tarihi Priapos kentine ait kalıntılar (yerel halk arasında Kaleler diye bilinir) hala görülebilecek tarihi eserler arasındadır. Biga’ya bağlı Kemer köyündeki antik Parion kenti harabeleri de kazıları bitirildikten sonra izlenebilecektir.

Bizans dönemi
Bizans döneminde Pegae’de bir Latin kolonisi bulunuyordu. 1190’da Frederik Barbaros, 1204’te Venedikliler ve Flamanlar burada ticaretle uğraşan İtalyan tüccarlar bulmuşlardı. 1205 yılından sonra İstanbul ve Anadolu’nun büyük bir kısmından çıkarılan Latinlerin elinde kalan birkaç şehirden biri de Pegae idi. Türklerin bölgeye yaptığı akınlar sırasında zor durumlarda kalmış abluka sebebi ile kıtlık ve vebadan etkilenmiştir. Bölgenin bir kısmı 14. yüzyıl başlarında Karesioğulları’nın eline geçmiş olmasına rağmen iyi korunan sahil şehirlerinden bir kaçı gibi Pegai’de (Biga (Pegai)-Karabiga (Priapos)) ele geçirilememiştir. Bizans İmparatoru III. Andronikos ve Karesioğlu Demirhan Bey 1328 yılında bu sahillerdeki Bizans kasabalarına akın yapılmamasını içeren bir anlaşmayı Pegai’de imzalamışlardır.

Osmanlı dönemi
Osmanlı Kaynaklarına göre Biga Rumeli’ye geçişten sonra 1365 yılında I. Murad tarafından fethedildi. I. Murad karadan ve denizden kuşattığı Biga’yı ele geçirdikten sonra kiliseleri mescit haline getirdi. Şehre Türk nüfus yerleştirdi. Bir süre sonra şehir bir gece baskını ile yakılıp yıkıldı ve harab oldu. Bunun üzerine Biga yeniden imar olundu. (Daha önce bahsi geçtiği gibi iç kesimlere taşındı). Denizden ve karadan kuşatılan bu yerin şimdiki Biga olmadığı açıktır. Şu halde fethedilen yerin Karabiga olduğu ve eskiden buranın Biga olarak bilindiği ve Karabiga adının bu talan olayından geldiği açıktır.

Enveri‘nin kaydına göre Orhan Bey oğlu Süleyman Paşa Gelibolu’ya geçmeden önce 1353’te Biga’nın iç kesimlerini fethetmiş Gelibolu dönüşü Biga yakınlarında attan düşerek ölmüş ve Bolayır’a gömülmüştür. Bir diğer tarihi Osmanlı takviminde de I. Murad’ın burayı 1359-60 yıllarında kim olduğu tam olarak bilinmeyen Melik Nasır‘dan aldığı belirtilir. Bu bilgilerden anlaşılacağı gibi Biga’nın iç bölgelerini Süleyman Paşa Biga İskelesi ve Kalesini ise I. Murad fethetmiştir. Adı geçen baskında tahrip olan kıyıdaki Biga yerine iç kesimlerde yeni kasaba gelişmiş, kıyıdaki de tahribat neticesi uzun süre harap kalması sebebi ile Karabiga adıyla anılmaya başlamıştır. Osmanlı hakimiyeti sırasında çoğunlukla sakin bir süreç geçirmiştir. Stratejik mevkisi sebebi ile Rumeli ve Batı Anadolu’ya hareket eden Osmanlı Kuvvetlerinin geçiş yerini teşkil etmiştir. Çelebi Mehmed‘in vefatı sırasında, İzmir Beyi Cüneyd Bey üzerine yürümek için Anadolu Beylerbeyi kuvvetlerinin Biga’da Toplanması kararı alınmış ve hareket buradan başlatılmıştır. Düzmece Mustafa hadisesinde de yenilgiye uğrayan Mustafa kaçarak Biga Suyu’na gelmiş, Biga Kadısının yardımı ile Gelibolu’ya kaçmıştır. Onu takip eden II. Murad Biga’ya geldiğinde kadıyı astırmıştır. Gerek Donanma seferlerine katılmak gerekse Avrupa’da girişilecek seferler sırasında Rumeli’ye geçmek için Anadolu Beylerbeyliği kuvvetleri Biga Ovasında toplanırdı. Bunun bir nişanesi olarak oldukça büyük bir Namazgah kalıntısı Hamdibey mahallesinde bulunmaktadır. Osmanlı döneminde önemli bir iskan ve idari merkez hüviyeti kazanmıştır. 1516’da nüfus 1000’i geçmiş, 1575’te 2000’i aşmış daha sonra bir süre duraklama dönemi yaşamıştır. 17. yüzyılda buraya gelen Evliya Çelebi zamanında tahminen aynı nüfusu korumuştur. 1869 yılına gelindiğinde pazar gelirleri 1200 akçeyi bulan (V. Cuinete göre) nüfusu 10.000’i geçmiş canlı bir şehirdir.

Millî mücadele dönemi
Millî Mücadele dönemi oldukça karışık, bilinmeyen ve araştırılmayan bir dönemdir. Bu zaman diliminde yaşananlar konusu karmaşıktır. Gavur İmam namı ile bilenen Pomak lider ve çetesinin yaptığı birçok eylem Anzavur Ahmed’e isnat edilmiştir. Millî Mücadele kahramanlarından Hamdi bey, Gavur İmam ve adamları tarafından öldürülmüş bu cinayetten Anzavur Ahmed mesul görülmüştür. Daha sonraları ise Çerkes Ethem bey’in başında bulunduğu kuvvetlerce Ahmet Anzavur yakalanmış ve başı kesilerek öldürülmüştür. Biga ve çevresi millî mücadele döneminde Yunanlarca işgal edilmiştir. Bu dönemde ilçe de birçok çete türemiş, ve kanlı baskınlar yaşanmıştır.

Cumhuriyet dönemi
Osmanlı İmparatorluğu döneminde sancak merkezi aslında Biga olup, cumhuriyetle birlikte merkez Çanakkale köyü il olarak değiştirilmiştir ve Biga ilçe olarak Çanakkale’ye bağlanmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında çok geniş bir idarî alana sahip olan ilçe, 1945 yılında Yenice beldesinin, 1949 yılında da Çan beldesinin ilçe olması ve Biga’dan ayrılması nedeniyle, büyük toprak ve nüfus kaybı yaşamıştır. Bu son değişiklik ile beraber ilçe sınırları bugünkü hâlini almıştır.

Bir Cevap Yazın