Resim Yapmak

ÜMİT GEZGİN

Resim yapmak bir süreç işi.. dahası süreci tamamlamak gibi bir atılım.. Tarza, üsluba, tekniğe ve kullanılan malzemeye göre de değişen bir şey.. Eğer kağıt malzemesi kullanılıyorsa ve kalem.. daha kolay bir yöntem uyguluyorsunuz demektir.. Şayet bir resim defteriyse bu.. her yere de taşınabilir…

Resim: Ümit Gezgin


Bazıları ilhamı bekler resim yapabilmek için.. Açık hava ressamları bile, sevdikleri mekanları, binaları, görünümleri, yine kendi bakış açılarına ve kullandıkları tekniğe göre çizerler.. Gerek kağıt üzeri kalem ve sulu boya çalışmalarla veya tuval üzeri yağlı boya ve akrilik tekniğiyle yapılıyorsa resim, sevilen bir şey veya yer bile o tekniğe uygun hale dönüştürülecektir..

Ümit Gezgin


Resim..zor bir sanat. Kolay gibi görünen zor bir teknik.. Herkese açık bir yapısı var.. bu yönüyle edebiyattaki şiir ve kısa öykülere benziyor.. kendi dilini bir parça yazabilecek düzeyde bilen bir insan oturup şiir yazabilir, hiç değilse mektup da kaleme alabilir.. Resim de böyle.. herkes resim yapabilir.. Kağıda kalemle bir şeyler çizebilir veya boyayla tuvale veya kağıda yine renkler sürebilir.. bu renkler herhangi bir bildik formu çağrıştırabileceği gibi, tamamen soyut da olabilirler…

Ümit Gezgin


Ama resim yine de tüm bunların ötesinde bir şeydir.. Kişinin kendisini yetkin düzlemde ifade etmesi olayıdır.. ve giderek daha çok da üsluptur. Evet, herkes resim yapabilir ve şiir yazabilir ama.. bunu kendi üslubu doğrultusunda yapabiliyorsa şair veya ressamdır.. yoksa bir amatör olarak şiir yazarı ve resim yapan kişi olarak kalacaktır.. bu yüzden bu sanatlar uzun soluklu bir uğraşın içinde şekillenir.. alabildiğine mistik bir ruhsallığı barındırırlar.. yani, tutkuyu.. tutku yoksa, sanatta devamlılık söz konusu olamayabilir…


Doktora hocalarımdan olan rahmetli Özer Kabaş, atölyede resim yapardı.. tasarılarını deniz insanları, kayıklar, kayıkçılar, aile figürleri, insan varoluşu.. bunlar çoğunlukla denizle, dalgalarla bağlantılıydı ve güçlü, çizgisel ağırlıkta çizimlerdi.. Aynı zamanda bir entellektüel de olan Özer hoca, dünya sanatını, resmini çok iyi bilir, yorumlama ve çözümlemelerinde ikna edici bir tutum takınırdı.. Kendine özgü bir titizliği vardı resimlerinde.. İrili ufaklı resim çizimlerini, desen ve yağlı boyalarla yaptı.. Desenin akıl ve bilinci temsil ettiğine, ressamın kültürlü olması gerektiğine inanırdı. Ani vefatı hepimizi üzmüştü..

Cihat Aral’ın bir resmi
Şadan Bezeyiş resmi


Çıkıp resim yaptığım zamanlar, gerek Marmara Resim Öğretmenliği’nde hocalarım Vural Yıldırım, Nevhiz Tanyeli, Ramiz Aydın, gerekse de İstanbul Teknik Üniversitesi’nde master yaptığım zamanlarda danışmanım Şadan Bezeyiş hocanın ve doktora zamanlarında Mimar Sinan’da; Özer Kabaş, Cihat Aral ve Aydın Ayan hocalarımın bana öğreterek, ilham vererek kazandırdıkları resim perspektifini düşünürüm.. Soyuttan somuta hemen hemen bütün tekniklerde resim yapan bu hocalarımın ortak noktası; resmi karakterlerinin bir parçasına dönüştürecek kadar seviyor olmalarıydı.. Yani severek yaparlardı resimlerini..

Nevhiz Tanyeli resmi

Resmin, giderek şiirin, ve edebiyatın severek yapılması gerekir…Sonra, seçtiğiniz konu önemlidir.. Konu, bazıları için basit gelebilir ama.. o sevebileceğiniz şeyleri.. dahası resimde sizi başarıya götürecek ana damarları besler.. Konu, sevdiğiniz şeyler.. nasıl oluşacak bunlar.. sadece inceleme, araştırma ve tecrübeyle olur mu.. Bu tam belli değil.. içindeki sesi dinleyecek.. ve elbet kendini sınayacaksın.. hangi konuda daha başarılı olacağını.. ki bu başarı aynı zamanda o konuyu sevip sevmediğini de sorgulaman gerekmektedir…

Aydın Ayan’ın resmi


Dışarıya çıktığım zaman, bir derinlik.. perspektif ararım çizmek için.. herkes için dış dünya her zaman çizilecek bir şey değildir.. bazıları çizim olarak algılamaz zaten konuyu.. boyama, renk olarak hisseder.. bazıları düşünür ve renkleri ayrıştırır kafasında… buraya hangi renk gelir, şuraya nasıl bir ton koymalıyım, diyerek.. Ben daha çok çizgisel olarak düşünürüm çevreyi ve gördüğüm dünyayı perspektifsel olarak algılarım ve resim için derinlikli bir mekandan yola çıkmak isterim.. tarih de işin içinde olması gerekir.. böylece adeta yaşadığımı hissederim.. yaşamış ve ölmüş insanların bıraktıkları mekanların da içinde olduğu peyzajlar, kent peyzajları.. mekanlar, meydanlar.. kalabalıklar.. ama kalabalıklar daha çok çizgisel bir tarzda olmalı ve baskın bir öge olarak da anlatının içinde belirginleşmemelidir…

Ramiz Aydın resmi


Çizgi.. beyaz kağıt üzerine yatay, ufuk çizgisi.. bu çizginin üstünde mutlaka başka bir kara parçasının olması gerekir.. onların üstünde de tarihi bina yorumları, stilizasyonları.. gökyüzü, bulutlar… hemen kara parçasının altında deniz, denizin altında yine, insanların ayak bastığı başka bir kara parçası.. denizin içinde deniz araçlarının yorumlanmış formlarının bir iki çizgiyle verilmesi, kısa şiirler ve minimalize şekilde algılanmış, az sözcükle, çok şey anlatma gayreti gibi birşey…

Çizgiyle kurgulandıktan ve kompozisyon oluşturulduktan sonra yapılacak olan şey de.. kısa, anlık suluboya fırçasıyla, anlık tuşlar, içgüdüsel.. İç bir hesapla renkler, bol suyla seri halde kağıda sürülür.. böylece şiirsel ifadeler yakalanmak istenir.. burda nerede içgüdü, nerede akıl ve bilinç ve sezgisellik.. hepsi birbirine karışmış halde resimleri oluşturur…

Vural Yıldırım resmi


Aslında resim, resim yapmak isteme sonucunda ortaya çıkan bir eylem.. edebiyat da öyle.. bu bireysel sanatlar iç içe geçerek kendi varoluşlarını sürdürürler.. Doğa, hareket, perspektif, değişim ve insanlar.. dışta olduğu kadar içimizde de yaşattığımız şeylerdir.. ya kağıda ve tuvale yansıyanlar.. onlar, içimizde bir yerde yaşattığımız anlık izlenimlerimiz, varoluşumuzun kısa kısa parçaları…

Bir Cevap Yazın