Soyutun ve İstanbul’un Ressamı: Prof. Şadan Bezeyiş

Rumeli, Üsküp göçmeni bir ailenin oğlu olarak 1926 yılında Adapazarı’nda doğdu. Babası hattat Abdullah Bey ve annesi Zümrüt Hanım’dır. Saraçhane İlkokulu, Cağaloğlu Ortaokulu ve Haydarpaşa Lisesi’nden sonra 1945 yılında girdiği İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü Nurullah Berk Atölyesi’ni 1951 yılında birincilikle bitirdi.

Şadan Bezeyiş eserinin önünde


1952’de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (İDGSA – günümüzde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) tarafından Milli Eğitim Bakanlığı, İTÜ Rektörlüğü ve İtalyan Kültür Ataşeliği’nin ortak kararıyla, alanında uzmanlaşmak üzere Roma Güzel Sanatlar Akademisi’ne gönderildi. Bu akademinin Mimarlık Sanatları Yüksek Dekorasyon Bölümü’nden birincilikle mezun oldu ve 1954’te “Lodevole” (Üstat) akademik payesiyle ödüllendirilen Prof. Dr. Şadan Bezeyiş, yurda döndükten sonra resim ve heykel çalışmalarına başladı. Mimari dekorasyon alanında da serbest meslek uygulamaları yapan Bezeyiş, İTÜ Mimarlık Fakültesindeki görevine 1956 yılında başladı.

Sanat Çevresi Dergisi sahibi Hamit Kınaytürk arşivinden Akademi’nin hocalarıyla birlikte


4 yıl sonra İtalya’da yürüttüğü doktora sonrası araştırmalarını tamamladı ve İTÜ Mimarlık Fakültesine öğretim üyesi olarak atandı. 1958 Uluslarararsı Venedik Bienali’nde Türkiye’yi temsil etti. İTÜ Güzel Sanat Bölümü ile Görsel ve Çevresel Sanatlar Dalı’na başkanlık yaptı.

Adnan Çoker, Devrim Erbil, Şadan Bezeyiş (sağ başta)

Şadan Bezeyiş Sanatını Anlamak
Şadan Bezeyiş sanatı hakkında şunları söylemektedir:
“Çalışmalarımda hareket noktam, geleneksel sanatımızın köklerine dayanan çağdaş Türk sanatının ileri dizayn yapısı ve görümsel felsefesinden kaynaklanan Doğa, İnsan, Yaşam olgusunun görsel etkinliğini günümüz düzeyinde yeni ve özgün yorumuyla uzay kavramında vurgulamaktır.”


Sanatçının figüratif yapıtlarının kompozisyonlarındaki Anadolu folklorunu içeren yerel öğeler, akademide o dönem önemli bir iz bırakan Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun etkisini hissettirir. Biçemi figüratif ve figüratif olmayan anlayış arasında gelgitlerle biçimlenirken, özellikle soyut resimleri kübizme özgü resimsel uzamın dışına çıkarak zamanla daha dışavurumcu (ekspresyonist) bir nitelik kazandı. Böylece figüratif resimleri bir yandan kültürel, diğer yandan ise törensel bir içerik kazandı.

Şadan Bezeyiş atölyede çalışırken..
Bezeyiş’in çalışmalarından biri


Şadan Bezeyiş’in yüksek lisans öğrencisi olmuş, eleştirmen ve ressam Ümit Gezgin, onun sanatı hakkında şunları söylüyor: “Bezeyiş’in kendine özgü anlatımı vardır. Bildiği konuyu derinlemesine bilirdi hoca. Bize geniş kültürü içinde, derinlemesine konuları anlatırdı. Sanatı geniş bir kültür çerçevesi içinde ele alır, kendi resmini, anlık izlenimler veya bir akım doğrultusunda değil, kendi üslubu çerçevesinde sürdürürdü.. Atölyesinde sürekli boş bir-iki tuval durur.. bazen haftalarca o tuvaller, adeta ilham bekler.. sonra birgün bakarsınız, tuvaller boyanmıştır.. Hoca, bir gece yarısı, ilhamın izinden giderek, orta boy veya büyükçe tuvalleri boyamış, hızını alamamış, birkaç tane daha resim yapmıştır.. Konuşmayı, anlatmayı, öğretmeyi seven Şadan hoca, titiz bir araştırmacı ve aynı zamanda arşivcidir. Akademi yıllarından ölümüne kadar, bütün mektuplaşmaları, yazışmaları, sergileri, ödülleri, kendi hakkında bütün çalışmaları; tek tek arşivlemiş bir insandı.. Ellili yıllarda çektiği siyah beyaz fotoğraflar.. yine çektiği çevre videoları vardı.. Şadan Bezeyiş, soyut resmi Türkiye’ye kendisinin getirdiğini, söylerdi. Hatta bu konu hakkında detaylı bilgiler verir. 1951 yılında Adnan Çoker, Turan Erol, Abdurrahman Öztoprak, Orhan Peker’le birlikte Akademi’den mezun olduklarını, Adnan Çoker’in Fransa’ya gitmesine kendisinin vesile olduğunun ve soyut çalışmalarını da Akademi’de ilk önce kendisinin yaptığını ve sonra başkalarının devreye girdiğini.. hatta Adnan Çoker’in de kendisinden sonra soyutu yapmaya başladığını, keza Abdurrahman Öztoprak’ın da kendisinden sonra soyuta yöneldiğini, söylerdi.. Kısacası soyutun başlatıcısı olduğunu, düşündüğü gibi Bezeyiş hoca, gelenekten beslenen modern bir resim dilini de kendisinin kurguladığını, belirtirdi…”

Şadan Bezeyiş’in arşivciliğine bir örnek: kendisiyle ilgili her şeyi biriktirir ve düzenlerdi hoca.


Türkiye’de resim sanatının önemli ve önde gelen isimlerinden olan Prof. Dr. Şadan Bezeyiş’in sanat anlayışına yakından bakıldığında ilk olarak, akademiden henüz yeni mezun olmuşken ortaya çıkardığı eserlerinden olan Hamam, en dikkat çekici resimlerinden biri olarak karşımıza çıkar. Bu resimde kendisini yetiştiren sanatçılardan Nurullah Berk ve onun bir üyesi olduğu D Grubu sanatçılarının etkisinde olduğu açıkça görülür. Dönemin Türk resmi ve akademideki en etkin ve yaygın sanatsal akımı olan D Grubu’nun kübizm etkisindeki resimsel uzam (espas) anlayışını ustaca içselleştiren bu resimler, figüratif ve figüratif olmayan (nonfigüratif) tarz arasında özellikler göstermesiyle öne çıkar. Sanatçımızın ve akademisyenimizin bu dönem verdiği figüratif eserlerin kompozisyonlarında, doğrudan Anadolu folklorunu içeren yerel öğeler taşımasından hareketle, akademide o dönem önemli bir iz bırakan Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun etkisi hissedilir.


Prof. Dr. Şadan Bezeyiş’in teknik anlamda giderek ustalaşan resimleri bu figüratif ve figüratif olmayan anlayış arasında gelgitlerle biçimlenirken, özellikle soyut resimleri hızla kübizme özgü resimsel uzamın dışına çıkarak zamanla daha dışavurumcu (ekspresyonist) bir nitelik kazandı. Böylece figüratif resimleri bir yandan kültürel, diğer yandan ise törensel bir içerik kazandı.

İstanbul resimlerinden biri


Bezeyiş’in 80’li ve 90’lı yıllarda ürettiği eserlere baktığımızda ise figüratif ve figüratif olmayan resim anlayışı arasında oluşturduğu sanatsal serüvenini, bir tercih yapma zorunluluğu duymadan dilediğince sürdürdüğünü, özellikle 2000 yılı sonrasında gösterdiği olgunluk döneminde ağırlıklı olarak dışavurumcu ve soyut çalışmalara yöneldiği görülür. Sanatçının resim anlayışını zaman içinde üst düzeye çıkaran en önemli noktalardan biri de kişisel alanıyla sınırlı kalmaması olarak kabul edilir. Bilim dâhil birçok farklı alana ilgi duyan Bezeyiş’te, kültürel anlamda da çok yönlü bir sanatçı olma eğilimi sezilir.


Ülkemizin sanat alanındaki büyük değerlerinden biri olan Prof. Dr. Şadan Bezeyiş, 30 Nisan’da 2017’de Karacaahmet Şakirin Camii’nde kılınan öğle namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Bir Cevap Yazın