Sait Faik Yazarlığında Resimsel Ögeler

ÜMİT GEZGİN

Sevdiğim yazarlardandır Sait Faik.. Yaşar Kemal‘ın anlatımıyla; “..dalgın, siyah gözlüklü, yüzü kederli, ama müthiş kederli -yüzündeki keder besbellidir, elle tutulacak gibi, yüzde donup kalmıştır-, pantolonu ütüsüz, ağarmış saçları kabarmış bir adam…”

Sait Faik, arkadaşlarıyla


Bu kederli, kalabalıklarda yalnız yaşayan büyük yazar, aynı zamanda eşsiz anlatımlarla resim sanatına da en yaklaşanıdır bence.. Yazdığı hikayeler ve o hikayeler içindeki savruk gibi görünen ve aslında onun yazarlığının özünü anlatan ifadeleri, yüksek ayar bir edebi realiteyi barındırır içinde.. Sait Faik, sadece Türk edebiyatı için değil, dünya edebiyatı için de büyük bir kazanımdır. Giderek, bütün edebiyat okurları için, estetik katsayısı yüksek bir yazardır. İçten, duygusal, sezgisel.. azla çoğu ifade eden bir yazardır.. Salah Birsel‘in deyimiyle; azla çoğu anlatan, az ve özle yüksek yoğunluğa ulaşan bir yazardır.. Bu yönüyle de gerek bizim edebiyatımız ve gerekse de dünya edebiyatı için önemli bir anlatıcıdır…

Hikmet Onat’ın bir resmi


Sait Faik’ten resimsel pasajlar; “..küçük bir çam ormanı. Vakit sabah. Arı, sinek, kuş sesi. Bir siyah gözlükten görülen yerde ve ağaçlarda güneş parçaları. Sonra uzak, göğün, kendi renginden biraz daha koyu kıyılara giden hudutlu bir deniz…”


Yazar, kelimelerle, kelimelerin ötesine geçerek, empresyonist peyzajlar oluşturur. İçten ve duru anlatımla yapar bunu, kısa, kesik cümlelerle ve yüksek ayara ulaşan bir tınıyla yapar.. Gerçekten de gerek Türk gerekse de dünya edebiyatında bu kadar etkili olabilecek içten anlatımları yakalamak kolay değildir. Yaşar gibi yazar sanatçı.. İçtendir ve içten olmayı yazarlığının bir tarzı ve açılımı olarak yapmaz, doğal olarak yapar, nefes alır gibi .. Yazmak onun için bir zorunluluktur çünkü.. Bu zorunluluk nereden kaynaklanır?.. Bu, yazarlıktan başka bir şey bilmemesinden değildir yalnızca.. daha çok kendisini yazıyla ifade eden bir sanatçı olmasından kaynaklanır.

İbrahim Çallı: Ada’dan…

Bir dönemin etkili edebiyat eleştirmeni Nurullah Ataç, Sait Faik için şunları söylüyor: “..Sait Faik bütün kişileri, her şeyi içten, kendi içinden anlatıyor…”

Sait Faik, annesiyle…

Sait Faik’in gücü de ve aslında etkisi de buradan kaynaklanıyor.. içtenliğinden.. ama bir yazarın içten olabilmesi o kadar da kolay değildir.. ayrıca, her yazar içten olduğu, olabildiği zaman iyi bir anlatıcı olacak, diye de bir kural yoktur.. bu resim için de geçerlidir… Resimde de içten anlatı, o ressamı başarılı, iyi bir ressam yapar, diye bir kural yoktur.. Önemli olan, sanatçının kendi gerçekliğini keşfetmesidir. Bu gerçeklik, aslında sanatçının; ister yazar, ister ressam olsun.. ne olduğu, nasıl kendini tarif ettiğiyle ilgilidir.. Sait Faik, içtendir ama, nasıl içten olunacağını da bilecek kadar, Türk ve dünya edebiyatı hakkında da bilgi sahibidir.. Hem edebi eserleri ve hem de toplumu iyi çözümler.. bunun yanında, iyi de bir doğa ve çevre gözlemcisidir.. Bunu ben iyi bir empresyonist olarak tarif ederim.. gerek doğa, gerekse de çevre ve çevre dekoru içindeki bütün her şey, onun izlenimci yaklaşımının içinde başarılı bir şekilde analiz edilerek yansıtılır.

Hikmet Onat’ın başka bir tablosu..

Empresyonist ressamlar gibi yalındır Sait Faik.. yalın olduğu kadar da kişiseldir.. Çünkü resimde de, özellikle Empresyonist resimde, yalınlığın, anlaşılırlığın içinde, belki ondan da öte, kişisel olmanız, kendi üslubunuz olması gerekmektedir.. İşte, Sait Faik edebiyatında, anlatısında bu ziyadesiyle vardır.. Ayrıca o, çoğu taşra kökenli olan Türk edebiyatındaki anlatma gerçekliğini, kente, küçük kent insanına, bir sayfiye yeri olan adaya ve ada insanına çevirmiştir ki.. bu da edebiyatımız için önemli bir yere oturur…


Bakın Reşat Nuri Güntekin ne der onun hakkında; “..Hangi tarafından bakarsanız bakın, Sait Faik bugünkü edebiyatımızın en değerli, en orijinal çehrelerinden biriydi..”


Sait Faik: “..o gün ne güzel bir gündü.. deniz ne serindi.. ne güzel yüzlüydü sandallar, çocuklar, kadınlar!…”


İşte, Sait Faik’in gücü, bu kadar içten olduğu kadar, aynı zamanda bu kadar yalın, kısa ve güçlü ifadelere sahip olmasıyladır.. Bilinçli, araştırılmış, seçilmiş kelimeler üzerinde oyun oynamaz o.. kelime aramaz. içinden geldiği gibi kullanır ama, içgüdüsel olarak da içinden bir ayıklamaya tabi tutar, dışarıya çıkmadan kelimeleri..


Orhan Kemal onun için şunları yazmıştır; “… Sait, gizli kapaklı tarafı kalmamış, herkesçe bilinen bir insandı. İnsandı da değil, insandır. O ölmedi ki… İnanmazsanız, kitaplarından herhangi birini rastgele açın. Eminim onun çarpan kalbinin sesini duyacaksınız…”


Son sözü de yine Sait Faik‘e vermek lazım, onun yazılarındaki resimsel gücünü anlamak için..”..otların yeşil olması, denizin mavi olması, gökyüzünün bulutsuz olması, pekala bir meseledir. Kim demiş mesele değildir, diye?.. Budalalık! Ya yağmur yağsaydı? Ya otların yeşili mor, ya denizin mavisi kırmızı olsaydı? Olsaydı o zaman mesele olurdu, işte.”

Bir Cevap Yazın