Biga’nın Medarı İftiharı Bir İnsan: Dedem Abdullah Girgin’in Aziz Hatırasına

ÜMİT GEZGİN


Bazı insanlar mekanlarla özdeştir. Onlar mekanlara, semtlere, kasabalara ve şehirlere anlam verdikleri kadar, değer de katarlar.. Kaderleri o beldelerin varlıklarıyla iç içe geçmiştir. Abdullah Girgin’in kaderi de Biga’da çizildi.. Yani, dedemin… Abdullah dedem, annemin babası.. çalışkan, dürüst, dik başlı, doğru bildiği şeyden asla yılmayan karakterde bir insandı…
Biga’nın en eski Çerkes beldelerinden biri olan eski adı Ahmet Paşa, sonraki adı Tokatkırı olan, Biga’nın on kilometre dışındaki köyde doğdu. Doğduğunda takvimler 1912 yılını gösteriyordu. Büyük savaşa daha iki yıl vardı.. Ailesi 1852 yılında Kafkasya’dan buraya, doğduğu köy olan, Ahmet Paşa’ya göç ederek gelmişti.. Buna erken göç de denebilir.. Çünkü büyük sürgün olarak kabul edilen 1864’den önceydi bu tarih.. Dedesi Mustafa Ağa, Kafkasya’nın soylu ve varlıklı ailelerindendi.. Ruslarla girilen savaşın olumsuz neticeleneceğini bilen ileri gelen ailelerden biri olarak onlar da, maiyetiyle birlikte, servetlerini de yanlarına alarak, büyük bir yelkenliyle yola çıkmışlar.. saraydaki akrabaları olan, aynı zamanda da Ece Gölü çevresindeki çiftliğin sahibi Ahmet Paşa’nın desteğiyle, Marmara Denizi kenarındaki bir sahil kasabası Karabiga üzerinden 1852 yılında, Ahmet Paşa’nın çiftliğine, o çiftliği satın olarak yerleşmişlerdir…

Abdullah Girgin, eşi Hacer hanımla..


Bugün oraya Tokatkırı Köyü denmektedir.. Geniş, büyük düzlükleri olan bir köy.. Gitgide nüfusu azalmış, şimdilerde bir kaç hane kalmış.. Bir zamanlar yanında, şimdi kurumuş, toprak kazanmak için kurutulmuş Ece Gölü’nün kıyısında, dedemin dedesi Mustafa Ağa’nın bütün ailesi, sülalesi ve köylüleriyle birlikte kurup, oluşturdukları Ahmet Paşa beldesi.. Mustafa Ağa’nın üç erkek çocuğu vardı; en büyüğü, Ahmet, ortancası İsmail ve en küçüğü, dedemin babası Yusuf…

Biga, diğer birçok kasaba, şehir ve köy gibi, Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında ortaya çıkan kargaşa ve çatışma zamanlarında günden güne zayıflamış.. diğer birçok köyle birlikte Ahmet Paşa yerleşkesi de, 1920’lerden sonra aldığı Tokatkırı ismiyle birlikte başka bir dönüşüme uğramış.. göçler, kayboluşlar ve acılarla birlikte, doğru düzgün yerleşim yeri olmaktan da çıkmıştır…

Abdullah Girgin, eşi Hacer hanım, çocukları: Yusuf ve Ayşe


Dedem, sekiz yaşında babasız kaldı.. Geriye kalan akrabalarının desteğiyle yaşamını sürdürdü.. Bu yıllar ki, 1920’ler.. daha sekiz yaşındaydı, babası öldüğünde.. Askere gidene kadar Tokatkırı-Ahmetpaşa Köyü’ndeydi.. Akrabalarının yanında ve babadan kalma çiftlikte.. Tarlaların ve hayvanların tek başına sorumluluğunu almak zorunda kaldı. Her ne kadar akrabaları ona yardımcı olsalar da, tek erkek çocuk olmanın sorumluluğu ağırdı. Tek başına hayatla, köyle, üretimle.. ayakta kalmak için mücadele etmek zorundaydı..

Biga’nın eski görünümü


Birinci Dünya Savaşı’nı görmüş, iç savaş yıllarını, kıtlık zamanlarını, büyük acıları yaşamış insanların arasında, acılar ve yoksunluklarla, en önemlisi babasız, tek bir erkek evlat olarak, kız kardeşine de bakmak zorunda kalarak geçen yıllar… babasından kısa bir süre sonra, annesini de kaybetmesiyle, kardeşine hem analık ve hem de babalık yapmak zorunda kalarak, hayatla mücadele etmiştir…


Askere bu koşullarda gitmiş.. asker dönüşü, sadece köyde kalmamış, işlerini geliştirmek için, Biga merkezle de bağlantı kurmuş, hatta Biga’da askerlik sonrası bir işyeri açmayı düşünmüş.. Bu düşünceler içerisindeyken, akrabalarının da desteğiyle başka bir Çerkes köyünden bir kızla evlendirilmiş… Bu evlilikten iki çocuğu oldu… Bu yıllar aynı zamanda Biga’da iş kurma çalışmalarına da başladığı yıllardı.. Çocukları; annem ve dayım, daha 2-3 yaşındayken, eşinden boşandı.. Bir yıl içinde tekrar evlendi.. İki çocuğu daha oldu… Biga’da bir fırın dükkanı açtı.. İstanbul’dan toptan malzeme alıp, Biga köylerine uzun yıllar parekende manifatura eşyaları sattı…

Abdullah Girgin’in büyük damadı Mehmet Zeki Gezgin (solda)…


Yıllar içinde sadece yaşam değişmedi.. Biga da değişti.. Nice depremlerin, su baskınları atlattı.. Yanındaki Kocabaş Çayı, zaman zaman taşardı.. özellikle kışın, yağışın fazla olduğu zamanlarda, çay taşar ve Biga sular altında kalırdı…


Zaman çabucak geçti.. Abdullah dedeyle birlikte kasaba da değişti. Bir oğlu ve üç kızı da büyümüş, evlenmiş ve çoluk çocuk sahibi olmuşlardı. Çalışmaktan asla yılmayan, sabahın köründen akşamın geç vaktine kadar çalışmaktan mutlu olan bir insan.. herkesin takdir ettiği ve aynı zamanda sert mizacından dolayı da çekindiği biri… Oysa onunla biraz zaman geçiren, o sert mizacın altında, yumuşak bir kalbin de attığını anlardı…

Biga; 60’lı yılların başı..Mehmet Zeki Gezgin kamyonette…


Dedem hatayı affetmeyen, titiz, aşırı çalışkan ve evet, sert mizaçlı bir insandı.. Zamanı boşa geçirmez, israftan hoşlanmaz, gevezelik yapmaz, dindar ve sözünün eri bir insandı.. Onunla anlaşmak kolay değildi.. Prensipleri vardı.. O dönem insanlarının birçoğu, zorluklar ve yokluklarla bileyledikleri karakterlerinin izinden giderek, daha bir güçlü mizaçlara dönüşmüşlerdi.. Evet, belki hoşgörüsüz bir tarafları, sert yapıları vardı, dedemde de olduğu gibi.. ama, zorlu ve acımasız koşulları görmüş insanların karakterleriydi bunlar.. yokluklarla, türlü sıkıntılarla yoğrulmuş insanların, hayata karşı direnme güçleri.. kendilerinden sonraki kuşakların onları anlaması, bu yokluk ve sıkıntılı günleri yaşamadıkları için, pek mümkün değildi…


Biga, Türkiye’deki bütün küçük kasabaların yaşadığı değişim ve dönüşümü yaşamış ve kendisi değiştiği oranda, içinde yaşattığı insanları da değiştirmiştir. İşte o insanlardan biri de dedemdi.. Doksanlı yıllara geldiğinde, sadece Biga değil, bütün ülke değişmişti.. sevimli binaların, güzel Biga Çayı üzerindeki köprünün değişmesiyle kalmamış.. Biga’nın hepten çehresi değişmiş.. güzel, sevimli kasaba gitmiş.. adeta kasaba irisi bir şehre dönüşmüştü… Kasabanın üzerine bir kasvet çökmüştü adeta… Dedem, bütün bu bozulmayı görmeden vefat etti… Son yıllarında, İstanbul’da, hasta, çocuklarının yanında yaşarken.. eski Biga’yı, kasabasını ve insanlarını özlüyordu.. Vasiyeti, doğduğu köy Ahmetpaşa’ya defnedilmekti.. oraya, bütün akrabalarının yattığı, yaşamının büyük bölümünün geçtiği köy mezarlığına defnedildi…

Eski Biga’dan bir görünüm…


Son yıllarda yapılan çevre düzenlemeleri, köprü, parklar ve bahçeler, eski, tarihi yapıların korunması ve aslına uygun hale getirilmesi, şehir müzesinin devreye girmesi ve Biga Çayı’nın iyileştirilmesi, üzerindeki köprülerin tarihi gerçekliği düşünülerek yeniden inşa edilmesiyle.. birçok şey Biga için güzel olmaya başladı.. onu da özellikle belirtmek gerekmektedir…


Biga: Değişim ve Dönüşümün Kasabası
Şehrin ne zaman kurulduğu bilinmemektedir. Muhtemelen adının geldiği Pegae veya Pegai nin antik bir iskan yeri olmadığı sanılmaktadır. Bölgede Parion (Kemer) ve Priapos (Karabiga) adlı şehirlerin MÖ 7. yüzyıla kadar indiği bilinmekle birlikte Pegae veya Pegai adına ancak ortaçağ Bizans ve Haçlı kaynaklarında rastlanır. Anna Comnenus buradan Pigas (menbalar) şeklinde bahseder. Haçlı kaynaklarında adı Spigadır. Bir yönü ile Karabiga ve Biga tarihi iç içedir. Büyük bir yangından sonra Karabiga’da bulunan asıl Biga’nın şimdiki yerine taşındığı eskisinin uzun süre imar edilememesi sonucu yeni yerin geliştiği eski Biga’nında Karabiga olarak kaldığı rivayet edilir.

Eski Biga’dan…


1850 lerde bu bölgeyi dolaşan Mordtmann antik Priapos’un Orta Çağ’lardaki Pegae ile aynı yer olduğunu ve buranında Karabiga’ya isabet ettiğini belirtir. Şimdiki Biga’nın ise Bizans ya da Osmanlı tarafından sonradan kurulduğunu anlatır. MÖ 334 yılında Büyük İskender ve Pers Kralı III. Darius arasındaki savaşta eski Biga olan Priapos yani Karabiga yakınlarında gerçekleşmiştir. Daha sonraki yıllarda önce İskenderi’n kumandanlarından Lysimakos’un nüfuzuna giren bölge bir süre sonra Bergama Krallığına geçmiştir. Bergamalılardan sonra Roma idaresi görmüş ve Bizans İmparatorluğu içinde yer almıştır. İlçede tam korunamadığı için depremlerle zarar görmüş Karabiga beldesindeki tarihi Priapos kentine ait kalıntılar (yerel halk arasında Kaleler diye bilinir) hala görülebilecek tarihi eserler arasındadır. Biga’ya bağlı Kemer köyündeki antik Parion kenti harabeleri de kazıları bitirildikten sonra izlenebilecektir.

Bizans dönemi Biga’sı
Bizans döneminde Pegae’de bir Latin kolonisi bulunuyordu. 1190’da Frederik Barbaros, 1204’te Venedikliler ve Flamanlar burada ticaretle uğraşan İtalyan tüccarlar bulmuşlardı. 1205 yılından sonra İstanbul ve Anadolu’nun büyük bir kısmından çıkarılan Latinlerin elinde kalan birkaç şehirden biri de Pegae idi. Türklerin bölgeye yaptığı akınlar sırasında zor durumlarda kalmış abluka sebebi ile kıtlık ve vebadan etkilenmiştir. Bölgenin bir kısmı 14. yüzyıl başlarında Karesioğulları’nın eline geçmiş olmasına rağmen iyi korunan sahil şehirlerinden bir kaçı gibi Pegai’de (Biga (Pegai)-Karabiga (Priapos)) ele geçirilememiştir. Bizans İmparatoru III. Andronikos ve Karesioğlu Demirhan Bey 1328 yılında bu sahillerdeki Bizans kasabalarına akın yapılmamasını içeren bir anlaşmayı Pegai’de imzalamışlardır.

Biga’da tarihi şadırvan…


Osmanlı döneminde Biga
Osmanlı Kaynaklarına göre Biga Rumeli’ye geçişten sonra 1365 yılında I. Murad tarafından fethedildi.
I. Murad karadan ve denizden kuşattığı Biga’yı ele geçirdikten sonra kiliseleri mescit haline getirdi. Şehre Türk nüfus yerleştirdi. Bir süre sonra şehir bir gece baskını ile yakılıp yıkıldı ve harab oldu. Bunun üzerine Biga yeniden imar olundu. (Daha önce bahsi geçtiği gibi iç kesimlere taşındı). Denizden ve karadan kuşatılan bu yerin şimdiki Biga olmadığı açıktır. Şu halde fethedilen yerin Karabiga olduğu ve eskiden buranın Biga olarak bilindiği ve Karabiga adının bu talan olayından geldiği açıktır. Enveri’nin kaydına göre Orhan Bey oğlu Süleyman Paşa Gelibolu’ya geçmeden önce 1353’te Biga’nın iç kesimlerini fethetmiş Gelibolu dönüşü Biga yakınlarında attan düşerek ölmüş ve Bolayır’a gömülmüştür. Bir diğer tarihi Osmanlı takviminde de I. Murad’ın burayı 1359-60 yıllarında kim olduğu tam olarak bilinmeyen Melik Nasır’dan aldığı belirtilir. Bu bilgilerden anlaşılacağı gibi Biga’nın iç bölgelerini Süleyman Paşa Biga İskelesi ve Kalesini ise I. Murad fethetmiştir. Adı geçen baskında tahrip olan kıyıdaki Biga yerine iç kesimlerde yeni kasaba gelişmiş, kıyıdaki de tahribat neticesi uzun süre harap kalması sebebi ile Karabiga adıyla anılmaya başlamıştır. Osmanlı hakimiyeti sırasında çoğunlukla sakin bir süreç geçirmiştir. Stratejik mevkisi sebebi ile Rumeli ve Batı Anadolu’ya hareket eden Osmanlı Kuvvetlerinin geçiş yerini teşkil etmiştir. Çelebi Mehmed’in vefatı sırasında, İzmir Beyi Cüneyd Bey üzerine yürümek için Anadolu Beylerbeyi kuvvetlerinin Biga’da Toplanması kararı alınmış ve hareket buradan başlatılmıştır. Düzmece Mustafa hadisesinde de yenilgiye uğrayan Mustafa kaçarak Biga Suyu’na gelmiş, Biga Kadısının yardımı ile Gelibolu’ya kaçmıştır. Onu takip eden II. Murad Biga’ya geldiğinde kadıyı astırmıştır. Gerek Donanma seferlerine katılmak gerekse Avrupa’da girişilecek seferler sırasında Rumeli’ye geçmek için Anadolu Beylerbeyliği kuvvetleri Biga Ovasında toplanırdı. Bunun bir nişanesi olarak oldukça büyük bir Namazgah kalıntısı Hamdibey mahallesinde bulunmaktadır. Osmanlı döneminde önemli bir iskan ve idari merkez hüviyeti kazanmıştır. 1516’da nüfus 1000’i geçmiş, 1575’te 2000’i aşmış daha sonra bir süre duraklama dönemi yaşamıştır. 17. yüzyılda buraya gelen Evliya Çelebi zamanında tahminen aynı nüfusu korumuştur. 1869 yılına gelindiğinde pazar gelirleri 1200 akçeyi bulan (V. Cuinete göre) nüfusu 10.000’i geçmiş canlı bir şehirdir.

Millî Mücadele ve Cumhuriyet Dönemi Biga’sı
Millî Mücadele dönemi oldukça karışık, bilinmeyen ve araştırılmayan bir dönemdir. Bu zaman diliminde yaşananlar konusu karmaşıktır. Gavur İmam namı ile bilenen Pomak lider ve çetesinin yaptığı birçok eylem Anzavur Ahmed‘e isnat edilmiştir. Millî Mücadele kahramanlarından Hamdi bey, Gavur İmam ve adamları tarafından öldürülmüş bu cinayetten Anzavur Ahmed mesul görülmüştür. Daha sonraları ise Çerkes Ethem bey’in başında bulunduğu kuvvetlerce Ahmet Anzavur yakalanmış ve öldürülmüştür..Biga ve çevresi millî mücadele döneminde Yunanlarca işgal edilmiştir. Bu dönemde ilçe de birçok çete türemiş, ve kanlı baskınlar yaşanmıştır.


Osmanlı İmparatorluğu döneminde sancak merkezi aslında Biga olup, cumhuriyetle birlikte merkez Çanakkale köyü il olarak değiştirilmiştir ve Biga ilçe olarak Çanakkale’ye bağlanmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında çok geniş bir idarî alana sahip olan ilçe, 1945 yılında Yenice beldesinin, 1949 yılında da Çan beldesinin ilçe olması ve Biga’dan ayrılması nedeniyle, büyük toprak ve nüfus kaybı yaşamıştır. Bu son değişiklik ile beraber ilçe sınırları bugünkü hâlini almıştır. İlçe köylerinin hepsinde elektrik ve su bağlantısı vardır. Yolu olmayan köy bulunmamaktadır. 2016 yılında Çavuşköy ile Yenice köyleri Biga ilçe merkezine mahalle olarak bağlanmıştır.

Biga’da, köprünün hemen bitiminde başlayan otobüs terminali uzun yıllar hizmet ettikten sonra, yeni yerine taşındı… Arkada Balıklıkaya Tepesi ve eteğinde kurulu Biga…

Eğitim – Öğretim
İlçe’de Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’ne (ÇOMÜ) bağlı bir fakülte, bir de Meslek Yüksek Okulu bulunmaktadır. Biga İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Biga-Çanakkale karayolu üzerinde, Prof. Dr. Ramazan Aydın Yerleşkesinde faaliyetlerini sürdürmektedir. İlçede Biga Atatürk Fen Lisesi, Biga Anadolu Lisesi, Ticaret meslek lisesi, dört genel meslek lisesi (Kız Meslek Lisesi, İmam Hatip Lisesi, Endüstri Meslek Lisesi vb.) ve ile otuz dört ilköğretim okulu bulunmaktadır. İlçede okuma yazma bilenlerin oranı 95%’den fazladır.

Spor faaliyetleri
İlçede spor faaliyetleri oldukça çeşitlidir. Lise öğrencileri aracılığı ile ilçe birçok yurt içi turnuvada temsil edilir. En gelişmiş spor branşları futbol, basketbol, voleybol ve masa tenisidir. İlçede iki adet kapalı spor salonu, iki adet stadyum ile 12 adet amatör spor kulübünün mücadele ettiği birçok çim ve halı saha vardır. Özellikle 2006 yılında 40. kuruluş yılını kutlamış olan Bigaspor başarılı bir kulüp olup Biga’yı 1 yıl 3. Ligde ve 1 yıl da bölgesel ligde temsil etmiştir. Bigaspor, 2015/2016 sezonunda Süper Amatör Küme’de şampiyonluk mücadelesi vermektedir.

Turistik yerler
İlçenin çevresi tarihi ve doğal güzellikler ile çevrilidir. Karabiga kasabasında çok sayıda kalıntı bulunmaktadır. Ceneviz’lerden kalan ve halk tarafından “Kaleler” olarak adlandırılan sur kalıntıları vardır. İlçede yazlık turizmi gelişmektedir. Kıyı şeridi boyunca birçok yazlık sitesi bulunur. Buralarda kışın yerleşim bulunmaz büyük çoğunluğu İstanbul’dan gelen sahipleri ile birlikte yazları ilçe nüfusu oldukça artar. Son yıllarda ilçe kaplıcaları ile de adını duyurmaya başlamıştır.


Aksaz, Kemer köylerinde denize girilebilmektedir. Kemer Köyünün Parion Antik kenti kalıntılarında arkeolojik kazılar devam etmektedir. Dereköy’de bulunan doğal kaya duvar görülmeye değerdir. Şahmelek Koyu, Fırıncık koyu, Söğütlü yalı vb birçok koyda denize girilebilir. İlçede bulunan Ulu Cami, MRG Hotel Binası, Halim Bey Konağı (şu anda Biga Kent Müzesi resmi ismini taşımaktadır) tarihi yapılardır.

Biga’da yerel medya
Biga’da 2 günlük gazete, 3 haftalık gazete, 8 internet sitesi ve 2 yerel radyo kanalı bulunmaktadır.

Bir Cevap Yazın