Şiir ve Resim İlişkisi

ÜMİT GEZGİN
Şiir ve resim ilişkisini derinlemesine kurma çabalarının yanında, kelimelerle ve çizgilerle yapılan, giderek renklerle harmanlanan resim olgusunun, şiirsel bir açılımı ve realitesi olduğu kadar, aynı zamanda şiirle de direkt bağlantısı vardır.


Bazı şair-ressamların ortak kulvarda koşmasının yanında, aynı zamanda sadece resim ve şiirle uğraşan sanatçıların da yine, resim ve şiirin benzer ortak noktaları olduğunu, keşfetmek ve anlamlandırmak gerekmektedir.


İlhan Berk:
ey güzel harf güzel kağıt güzel kalem
sana nehirlerden rüzgarlardan söz
ediyorum
benim için nehirleri eğit, su yolları aç
ben ki daha ağzı lekeli bir çocukken
yürürken gördüm bir gün nehirleri
nehirlerin rüzgarların sözü yaşar…

Monet’in bir tablosu

Kelimeler kendine özgü soyutlamaları barındırır. Gerçekliği kuşatamaz, yorumlar ve kendine göre yeniden anlamlandırır. Aslında resim sanatının yaptığı da budur.. Monet, gerek Paris manzalarında, gerekse de kır manzalarında, kendi ailesini de devreye sokarak, durmaksızın çizmiş, boyamış ve temelinde içinde hissettiği dünyayı, gördüğüyle harmanlayarak, görüntüsel gerçekliği aramaya çalışmıştır. Zaten, bakın empresyonizm de zaten böyle birşeydir.. Bir izlenimdir empresyonizm.. Görüntülerin, hareketin, gelip geçen dünyanın izlenimi. Ama o izlenimlerin tuvale, yüzeye aktarımı..yansıtılması.. Nasıl yansıtacak ressam. Elbet kendi karakterine göre, kendi değerlendirme biçim ve biçemine göre.. Her sanatçının kendine özgü bir biçemi vardır çünkü.. Biçemsiz sanat sanat değildir.. Bir yorumlamadır oldu olacak.. Kestirmeden gidiştir ve aslında ne düşünsel derinliği, ne de en önemlisi estetiği vardır. Sadece düşünsel derinlik arıyorsa sanatçı, onu plastik bir dil kullanarak değil, o zaman kelime kullanarak yapacak.. metin yazacak, şiir yazacak.. o da, yazabiliyorsa…

Hoca Ali Rıza’nın bir tablosu


Yine İlhan Berk şiirinde;
siz dedim de f, o denizler aldı beni
sabah haliniz o eski suları geçtim
Helene’nin baktığı denizlerde Paris’dim
yeni sesler buldum, renkler, diller yeni
kral yalnızlıklarımda düşündüm sizi

Resim ve şiir arasında çok yoğun bir ilişki vardır.. Derinlemesine birbirini etkiler şairler ve ressamlar.. Birbirlerini beslerler.. giderek, Bedri Rahmi, İlhan Berk gibi sanatçılar, hızlarını alamazlar ve her iki büyük sanat dalı arasında bir tahterevalli gibi bağlantı kurarlar veya bağlantının kendisi olurlar.. Bilemezsin onların ne zaman şair, ne zaman ressam olduklarını.. Ama şunu biliyoruz birçok edebiyatçı resmi denemiş, keza birçok ressam da yazıyla kendisini sınamıştır.. Bunların içinden ancak bazıları her iki dalda karar kılmış, her iki dalda birlikte salıncak kurup sallanmıştır…


Şiirsel resimlerden bahsederken, denge ve ritme ulaşmış resimlerden bahsederiz ki, bu resimler soyut bile olsa sonuç itibariyle bir dengesi, kendine özgü bir ritmi güzelliği vardır. Onun için yazıyla resim arasındaki bağlantıyı iyi anlamak gerekiyor. Özellikle şiirler. Çünkü şiir yazının da ötesinde bir varoluş hikayesini bünyesinde barındırır.. Azla özü anlatma.. kısa ve etkili cümlelerle, bir kozmos kurma sanatıdır şiir.. keza resim de, bütün kalabalık renk çizgi gerçekliğine göre, aslında aza indirgeme sanatıdır.. biz bir manzara resminde aslında olmayan bir realiteyi görürüz..

Şeref Akdik’in “Kurbağalıdere” resmi


Kurbağalıdere.. Kadıköy’ün bu kendine özgü deresi ressam Şeref Akdik tarafından da çizilmiş, dahası yorumlanmıştır.. Zaten, resim de şiir de aslında bir yorumlamadır.. anlatma değil.. Orhan Veli‘nin dediği gibi.. anlatmak olası bir şey değildir.. duymak, sezmek, anlamak.. belki.. ama ya anlatmak.. Kolay mı bir şeyi bütün boyutlarıyla anlatabilmek.. Anlatabilmek için, o şeyi, o nesneyi veya kavramı anlamak gerekmektedir.. Anlamak.. Zor zanaattır…


Bakın, Salah Birsel Kurbağalıder için ne yazmış;

“.. Kurbağalıdere ise gerçekten kurbağalı deredir. Sonbahara değin vrak da vrak.. Derede yosunlu, çamurlu su hiç eksik olmaz.. Üstünde de milyarlarca böcek ve tatarcık.. Sermet Muhtar‘ın anlatmasına göre, arabalar hep sudan geçer. İçindeki hanımların çığlıklarına kulak asmadan arabacılar suya saldırırlar, paçaları sıvayıp çamur deryasına girerler, fırsattır diye arabalarını dört dörtlük bir yıkamadan geçirirler.. Dördüncü Murat’ın Bağdat seferinden kalma yamrı yumru köprüye yüzverenler zavallı yayalardır..”


Mekanın anlatımı gerek görsel sanatlarda, gerekse de kelimelerle örülen cümleler içindeki kavramlaştırmaların ifadeleriyle ortaya çıkan anlatımlar ve zihinsel gösterimler.. bize Şeref Akdik’in “Kurbağalıdere” tablosunda olduğu gibi, bir dere ve kenarındaki ağaçlık ve yeşillikleri çağrıştırabilir..


Cahit Sıtkı Tarancı ne diyor şiirinde:
DENİZ
bu akşam vakti deniz
o bütün hasretimiz
sanki gelmiş de dile
nedametin sesiyle
çarparak kayalara
yetmez mi diyor deniz
karada çektiğiniz

Monet: deniz…

Denizi bu kadar yalın duru ve içten.. içinde biraz ürperti de bulunan şekilde anlatan az şiir vardır.. kişileşmiş, akşamlaşmış ve biraz yalnız ve hüzünlü bir deniz.. bir insanın yalnızlığını anlatır gibi geliyor Cahit Sıtkı’da.. Şiirin derinlemesine anlatma kabiliyetinin sonucudur sezdirmesi.. sezdirerek adeta göstermesi ve güçlü, özgün kabileyeti şairin, renkli pasajlar, tablolar olarak karşımaz çıkarak, resimle, ressamlarla bağlantı kurulur…


Edip Cansever şiiriyle bitirelim:


bir ağaç sürüsünün üstünden
çok ağaçlı bir ağaç sürüsünün
üstünden
kesilmiş limon dilimleri gibi
düşüyor güneş…

Bir Cevap Yazın