Değişen Mekanlar: Kızıltoprak ve Köşkler

ÜMİT GEZGİN

Görme ve mekanın algılanması farklı farklıdır.. Herkes aynı şeyleri aynı şekilde görmez.. giderek mekanı da.. yani çevresinde kendisini kuşatan herşeyi.. bütünlük içinde algılayamaz.. parça parça ve ilgi sahasına göre algılar..


Kızıltoprak’tayım.. bir mekan.. sol tarafta, apartmanlar arasında kalmış, kirli beyaz renkte, üzerine satılık kirli bir bez afiş asılmış, iri cüsseli köşk, büyük apartmanların arasında eski ihtişamını kaybetmiş, ezilmiş, büzülmüş…

Bağdat Caddesi ve köşkler.. bir zamanların en gözde mekanlarından biriydi…


Arabalar geliyor, gidiyor, yüzü maskeli şöförler ürkek bakışlar fırlatıyorlar çevreye.. diğer insanlara.. bir kız, maskeli ve elinde tüylü, beyaz bir köpek.. önüne dikmiş gözlerini yürüyor.. herhangi bir duygusal işaret vermeden yürüyor.. Aklımda yazıyla, çiziyle ilgili fikirler.. Eski zamanlara, mekanın gerçekliğine ve değişimine ait fikirler.. Sonra buradaki köşkler.. Fenerbahçe’deki, Kızıltoprak’taki.. Feneryolu’ndaki.. Yıllardır bu semtte yaşıyorum.. Buradaki insanlarla yollarda karşılaşıyor, salgın hastalık öncesi, buradaki mekanlarda oturuyor ve yazıp-çiziyordum…

Bir zamanların Kurbağalı Dere köprüsü.. ahşaptan ve çevresinde köşkler…


Şimdi, bir sebepten Kızıltoprak benzincisinin orda, ışıklarda bekliyorum.. çaprazımdaki Bezmigül Dilber Hanım‘ın köşkünü seyrediyorum… Sadece Kızıltoprak’ta bu köşk yok elbet.. Splandit Palas denilen köşk, mekan da vardı.. Zühtü Paşa’nın damadı Hakkı Bey tarafından bahçesi açık hava sineması olarak işletilmiş uzun yıllar.. Bunları belgeleyecek doğru düzgün fotoğraflar olmadığı.. bellek oluşturacak kayda kuyda rastlanmadığı ve zaten o niyette insanlar da pek bulunmadığı için.. bunların hepsi yok oldu gitti. Var olan köşkler haris müteahhitler ve onlara eşlik eden uyanık sahipleri tarafından yıkılıp, yok edildi ve yerlerine apartmanlar dikildi.. şimdilerde de onlar yıkılıyor, daha bi görkemli apartmanlar dikiliyor…

Bezmigül Dilber Hanım köşkü


Durdum.. bekliyorum.. insanlar maskeli, ürkek adımlarla ve artık birbirlerinden de korkarak geliyorlar, geçiyorlar.. Benzin istasyonunda konuşan birkaç kişi.. arabalar öylece duruyor… Güneş her tarafı ve özellikle Florans Nightingale Hastanesi‘nin pencerelerine vurmuş.. ambulans duruyor acil servisin önünde ve bir iki pencerede bir iki kişi..meraklı ve uzun dışarıya bakıyorlar.. o ara birkaç martı çığlık çığlığa çöp kutularının üstünden uçarken, kargalarla da yarışıyorlar çöplerden yiyecek kapmak için…

Bezmigül Dilber Hanım köşkünün şimdiki hali.. çevresi beton ormanıyla kaplanmış…


Köşke, kirli beyaz köşke, arabalara, insanların yarı yüzlerindeki belirgin anlamlara ve tedirginliklere bakıyorum.. Sanatın hepten ortadan kalktığı.. tarihten kalan köşklerin de gariban bir şekilde, görkemli zamanlarından bir iz taşımadan öylesine, kıyıya köşeye atılmış bir şekilde mukadder sonlarını yok oluşlarla bekledikleri görüyorum…


Birçok köşk, saray yavrusu tarihi, ahşap veya kagir bina var buralarda.. bazıları terkedilmişliğin hüznünü yaşarken.. bazıları dimdik ayakta duruyor.. ya çocuk yuvasına dönüştürülmüş, ya da bir lokanta veya kafe olmuş… Ama, şimdilerde hepsi hüzünlü bir bekleyiş içindeler.. Bezmigül Dilber Hanım köşkü de öyle… Başkalarına satılmış.. el değiştirmiş.. yıkılmaktan kurtulmuş.. sonra ortalık yerde.. yolun kenarında, sol tarafında hastane, öbür tarafında yeni, büyük bir yapı inşaatı.. öyle mahsun kalakalmış… Bu son görünümü.. kaderine terkedilmiş yaşlı insanlar gibi bir hal içinde… Oysa nice insanlar yaşadı.. nice insanlar, nice sebeplerden ölüp gittiler bu köşkün içinde… Onlardan geriye ne bir anı, ne bir hatıra yerine geçecek fotoğraf ya da belge kaldı… Bu hüzünlü ve yalnız köşklerin hatıralarını barındırır bir köşkmüze var mı İstanbul’da?…


İnsan hayalleriyle, düşünceleriyle, anılarıyla.. velhasıl kendi koşulları içinden görür ve duyar.. hissetme maddi-manevi, yani ruh-beden birlikteliği şeklinde ortaya çıkar. Kızıltoprak’ta, benzin istasyonunun orda ve kuşlar, martılar, insanların.. en önemlisi araç keşmekeşinin ortalık yerinde, yüzleri maskeli, gözleri kısık ve omuzları çökmüş kaldırım kalabalığının içinde köşke doğru bakarken.. hem geçmiş zamanların mekanlarını, hem de Ahmet Hamdi Tanpınar‘ın, “bizde her otuz yılda bir mekanların değiştiği, yok olduğu” konusundaki öngörüsünü düşünüyorum…

Bir Cevap Yazın