Korona Günlerinde Sanat

RUŞEN EŞREF YILMAZ

Covide-19 üstümüze bir gök taşı gibi düştü sanki. Güneş karanlığa girdi, çıktı, bocaladı… Yaşama yönelik tutumlarımız değişecek miydi dış gerçeklik sarmalında? Dünyanın sonu mu geliyordu, varlık olmanın kaçınılmaz zorluklarını yaşarken? Doğru eylem, doğru yaşam biçimi, nasıl sürdürülebilirdi bundan sonra? Karanlıktan nasıl çıkılacaktı, bilim bunun ardına düştü. Ya peki sanatçılar? Onlar dünyayı sarsan bu olaya nasıl baktılar?

Atölyesi yakın olanlar Sanatçılar atölyelerinde ürettiler, atölyesi uzakta olanlar da evlerinin bir köşesini atölyeye dönüştürerek yapıtlarını ürettiler. Müzik resim, yontu…edebiyat…sanatın her dalında yapıtlar verildi, içlerindeki insanlar daha sesli konuşmaya başladılar, duygusal, düşünsel deneyimlerini dışa vurarak bireysel öznellik anlayışlarını ortaya koydular.

Sanatçılar; duyguların, düşüncülerin gücüyle en karanlıkta bile ışığı yakan insanlardır. Kaygının derin boyutları atölyelerinde yapıtlara dönüştü, dönüşüyor. Dünyanın her kentinde aynı zaman parçasında var olan, farklı içsel dünyalarını kurarak sanatın dar yolunda ilerleyen sanatçıların ürettikleri yapıtlar bir döneme damgasını vurmaktadır.

Sanat yapmak, hiç bir dönemde kesintiye uğratılamamıştır. Ne baskıcı yönetimler, savaşlar, doğal yıkımlar, ne de hastalık …Hiç bir sarsıntı sanatı durduramamış, donduramamıştır. O sürekli bir oluş durumudur, olanaksızı isteme ve üretme eylemidir. Katı nesneler buharlaşıp gider, sanatçıların yapıtları zamanın belleğine kazınır.

Korona sürecinde; galerilerin kapalı oluşu nedeniyle sanatçıların yapıtlarını sergileme olanağı bulamayışları, karşılaşılan önemli bir sorundu. Bu sorunu aşmak için küratör ve galericilerin desteğiyle sanal galeriler oluşturularak o boşluk doldurulmaya çalışıldı. Dijital çağ dediğimiz internet teknolojisinin sağladığı online sanat galerileri o boşluğu ne denli doldurdu, bu bir tartşmanın konusu olabilir. Benim kişisel görüşüm bu uygulamanın istenilen sonucu vermediği yönündedir. Çünkü; Doğal bir uzamda boyanın tadı, dokusu, kokusu başka bir şeydir. Sanatçıların yapıtlarıyla birebir karşılaşmak, yüzyüze gelmek, onlara dokunmak, duyumsamak, alımlamak, anlamlandırmak apayrı bir gerçekliktir, bunlar karşılığını bulamadı, bulamıyor…Sevgiliye peçe üzerinden dokunmak; yanılsamayla gerçekliğin ayrımı ve nesnelerle olan ilişkide deneyimin yetersizliği olarak da açıklanabilir.

Pandemi sürecinden ben de payıma düşeni aldım. Umutsuz bir durumla karşılaştığımda tek sığnağım var, o resimdir. Öyle bir şey ki trajedilerden bir anlam yaratır, onu yengilere dönüştürür. Bu olay ya sonlandırılabilen ya da sonlanmayan bir durumdu. Bir sanatçı için derin kaygı yaratan, ona acı veren karşılaştığı yıkımdan bir yaşantı içeriğinin anlamdan yoksun kalışıdır. Aşılması gereken bana göre budur. Anlamı oluşturan sanattır. Guerinca’yı elbette Picasso yaratmıştır, ne ki o eşsiz yapıta konu olan korkunç olayın sonuçlarını hazırlayan faşizmin karanlık gücüdür.


Atölyemde geçen günleri kanıksamadan, üreterek geçirmekteyim. Bu durum benim için bir fırsattı. Ancak 65 yaş engeline takılmak, ağır bir duyguydu, hem kendi adıma, hem benimle eşit koşulları paylaşan insanlar adına. Bu süreci tepkisel betiklerle ifade ederek aşmaya çalışıyorum. Günlerce atölyeme çekilip resim yaptım. Sessiz dünyamın içinde dolaştım. İçimde konuşan çok insanlar vardı. Her biri bir şey söylüyordu. Renk ve biçimin dünyasında dönüşerek imgesel varlıklar oldular tuvallerimde. Böylece üzerime binen yüklerimden kurtuluyorum.
Yaşamın geçiciliği karşısında, insanın tinsel varlığını ortaya çıkarıp ben de varım diyerek sanatsal eylemleriyle zamanda iz bırakmak adına, sanatla direnmesi varoluşun kanıtıdır.

Her birimiz boşlukta yerimizi arıyoruz. Bu doğrudan doğruya bir anlam arayışıdır. İnsanların seçimleri farklı da olsa anlama varan her çaba bence çok değerlidir.
Sanatçılar eylemcidir. Varoluşun geçiciliği karşısında her zaman direniş sergileyerek takvimlerin gösterdiği zaman parçalarını hiçe sayarlar. Bu bir bakıma anda var olmanın da bir imgelemi ve sanatla direnmenin olanağıdır. Belki de de tinsel varlıklarını ortaya çıkararak zamanda iz bırakma arzusu.


Hiç bir zaman önümde belirmek isteyen yaşamın anlamsızlığına katlanamam. Daracık atölyeme sığındığım her günümde bu evrenin bir yaratıcısı olduğunu, fırçamı boyaya batırıp tuvale her sürüşümde anımsadım, ve o sınırsız özgürlüğümü yarattığı sonsuz ve derin mavi gökle armağan ettiğini büyük bir kendimden geçişle düşündüm.


İyi ki sanat var. Aklın içinde, deliliğin sınırlarında dolaştırarak, kişiliksizleşmeden üreterek, zamana bir iz düşürmenin fırsatını ve olanağını bağışlayan, içsel anlam dünyasında yolculuğa çıkaran…

Bir Cevap Yazın