Kadiköy’de Ressam GÜLSEREN SÜDOR ile… “Bir tabloya yeniden hayat vermek”

NUSRET KARACA

“Ailesine ait bir tablo çocuğun ruhunda ömrünün sonuna kadar yaşayacaktır.”
Karamazov Kardeşler,”
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

“Bizi insan eden sanattır.”
Schiller

“Sanat güç ve iyiyle uğraşır.”
Goethe

“Sanat insan beyninin vitaminidir “
Can Gürzap


Gülseren Südor, yaptığı Atatürk tablosunun yanında..

Yaklaşık bir yıl önceydi. Kadıköy Kız Lisesi (şimdiki İstanbul Kadıköy Lisesi) mezunu zarif bir hanımefendiyi Kitap Günleri sırasında tarihi Mahmut Muhtar Paşa Köşkü önündeki banklardan birinde otururken görmüştüm ilk kez. Sonra yanına yaklaşıp kendimi tanıtmış dolayısıyla kendisini de tanıma şansı bulmuştum.


Sonra ara ara karşılaşmalarımız, telefon konuşmalarımız oldu sanata ve eğitime dair.
Ve kendi mezun olduğu okuluna yıllar önce armağan ettiği bir tabloya, aidiyet duygusu ve bir sanatçı duyarlığıyla yıllar sonra yeniden nasıl hayat verdiğinin en yakın tanığı olarak bir söyleşi kaleme almak istedim…Gurur ve onur duyarak.

-Önce siz?…
-Ben ressam Gülseren Südor. 1945 yılında Ordu’da doğdum. Ancak tüm yaşamımı İstanbul’da geçirdim. 1957 yılında Çengelköy İlkokulu’nda, Ortaokulu Kadıköy Kemal Atatürk Orta Okulu’nda, lise’yi 1965 yılında Kadıköy Kız Lisesi’nde bitirdim. 1965 yılında girdiğim İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nden 1970 yılında mezun oldum.

-Kadıköy Kız Lisesi ve tablonuzun öyküsü
-1963-1964 Eğitim ve Öğretim yılında Kadıköy Kız Lisesi’nde ki değerli resim ve sanat tarihi öğretmenimiz Sayın Fatma Günal hanımefendi, yeteneğimi bildiğinden ben ve diğer ismini hatırlayamadığım bir arkadaşıma yağlı boya Atatürk Portreleri yapmamız için hazırlıkların tamamlandığını söyledi. Ben galiba Feyhaman Duran, İbrahim Çallı gibi büyük ustalardan asıllarının orijinal boyutlarına yakın üç veya dört kareleyerek kopyalarını yaptım. ( İlginçtir ki Okul bize Südor boyaları temin etmişti.)


Bu tablolar okulun o zamanlar yalnızca lise olarak kullanılan ve büyük bir titizlikle bakımını sağlayan yönetimi tarafından ana giriş holünün yüksek duvarlarına asılmıştı.

-Sonrası?
-Liseden 1965 de ki mezuniyetimden sonra geçen uzun yıllar boyunca bu tabloların hep duvarlarda asılı olduğunu kendim görmesem de duyumlarını alıyordum. 1970’li yılların sonuna doğru açtığım kişisel sergilerim nedeni ile okulun mezunu olduğumu duyan o zamanın okul müdürü Beyefendi beni okula davet etti. İşte o zaman resimler duvarda asılı ve gayet iyi durumda idi.
Aradan geçen senelerde neler olduğunu bilemiyorum ama Köşk’ün boşaltıldığı ve tadilat için başta siz, mezunlar derneği’nden Fatoş Karataş Bağçe, bu konuda duyarlı kişiler ve yerel basın’ın çabalarıyla uğraşıldığını öğrendim.

Sağ olun! Köşk restore kararı uğraşılar sonucu çıktı.

Neden beklemede bilemiyorum. Vakıflara devir konusu geldi kulağıma. Bence burası ya yine eğitim amaçlı, ya da müze olarak değerlendirilmeli.


2015 yılına gelelim değil mi?

  • Evet 2015 yılında okuluma gittiğimde ne binayı ne bahçesini ne de o güzelim günlerimizin geçtiği lise günlerinin havasını bulabildim. Yaptığım tablolardan ise kırık dökük harap olmuş binada yalnızca şimdi restore ettiğim tablo asılı idi.

4 yıl sonra yeniden…Köşk boşaltılınca tadilat için, film çekimler derken eşyalar odalarda toplanınca…siz o manzara karşısında…
-2019 da Kadıköy Kitap günleri için lisenin bahçesine gittiğimde, Köşk’ün içine bakmak istediğimde reklam filmi çeken gençler o an beni içeri sokmak istemediler. Ancak sonunda biraz zorlanarak ta olsa girdiğimde Eğitim ve Öğretim için kullanılmayan, boşaltılmış Tarihi Mahmut Muhtar Paşa Köşkü içinde mezbelelik ve bir hurda yığını ile karşılaştım. Atatürk resmini sorduğumda bilmediklerini söyleyen gençler “Şu odada bir sürü eşya var. Oraya bakın.” dediklerinde yerde duvarın kenarında bir sürü tarihi denebilecek okulun ve köşkün kırık dökük eşyaları arasında tesadüfen çerçevesinin köşesini gördüğüm tabloyu buldum. İçimden hıçkırarak ağlamak- bağırmak gelse de kendimi tuttum. Eve gelince rahatça ağlayacağımı bilerek…

-Sonra tabloyu restore etmek için girişimde bulundunuz…
-Evet! Sonunda okulun yeni Müdürü tarafından belediye yetkililerine bizzat gelerek tabloyu alabileceğimi iletmiş. Ben ve eşim araba ile alıp eve getirdiğimizde önce yılların tozu-kirinden arındırdık. Sonuç aradan geçen onca yıla rağmen hiç te fena sayılmazdı temelde çok kaliteli malzemeler kullanmıştım. Boyasında yer yer dökülmeler üzerine püskürtülmüş badana boyaları ve alt kısmında iki adet yırtılma vardı. Eşim Teoman Südor’un İtalya Vatikan’da resim restorasyonu eğitimi alması işimi kolaylaştırdı. Onun yönlendirmeleri ve önerileri ile evdeki ailemize ait o zamana ki Südor boyaları kullanarak dökülen bölümleri aynı renklerle onardım.
Ben işin doğrusunu yaptığıma inanıyorum. Çünkü 17 yaşında bir gençkızken yaptığım resmi bu günkü 75 yaş profesyonel sanatçı kimliğim ve de kendi eserime karşı olan sorumluluğum nedeni ile en iyi ben restore edebilirim diye düşündüm.


Resmin çok güzel olan çerçevesini de aynı şekilde altın varakla çalışarak tamir ettim. Tüm bu işlemler çok uzun zaman isteyen ama çok zevkli bir uğraştı. Son verniğini çekip kurumasını bekledikten sonra, Şimdiki lisenin müdürünü aradım, sekreteri aracılığı ile resmi getirebileceğimi iletti.


Uzun aylarımı bu kez tablonun nerede, nasıl kullanılabileceğini düşünerek geçirdim. Yaşamımın 65 yılını geçirdiğim Kadıköy’e armağanım olsun istedim. Çünkü zaman içinde çok yıpranmış. (sanatçılar için en ufak eseri bile evladı gibidir)

Bir sanatçı duyarlılığı ile huzur buldunuz, rahatladınız..
-Elbette! Dediğiniz gibi içimde bir huzur…Bu duyarlılığımı orada uzun yıllar görev yapmış bir eğitimci ve sanatla iç içe bir yazar şair ve tarihçi olarak sizinle paylaşmak beni mutlu etti.

-Sizin bu çalışmanıza “Bir tabloya yeniden hayat vermek” diyorum. Her şey için teşekkürler…Sizi yakından tanımaktan gurur ve onur duydum. Aidiyet duygunuzu da aynen paylaşıyorum.

-Sizin de günlerinizin sağlıklı ve mutlu huzurlu geçmesini diliyorum. Başarılar.

Bir Cevap Yazın