Paul Gauguin ve Mahrem Günlük kitabı

Doç. Dr. Ümit Gezgin

Paul Gauguin dönemin ayrıksı ve aykırı ressamlarından biriydi. Borsa simsarıyken, resme gönül verdiği için, üç çocuğunu ve karısını terkederek, resmin yoluna başkoyan bir aykırı insan. Sanat için ve kendi için belki meşru görülebilir yaptığı iş, ama insanlık noktasından, aile değerleri bağlamında hiç de hoş bir durum değil.. Bir de binsekizyüzlü yıllar Paris’i düşünüldüğünde, bu daha acımasız bir realite olarak karşımızda duruyor. Üç çocuk bir kadın, fantazi tutkusu yüzünden bir insanın terkediliyor ve adeta açlığa ve yokluğa bırakılıyor…

Gauguin: otoportre


Bazıları Van Gogh’la kıyaslar Gauguin’i.. Kıyaslandığında Van Gogh’un ne kadar masum ve insani vasıfları ileri düzeyde olduğu, hiç değilse bencil ve benmerkezli bir insan olmadığı ortaya çıkmaktadır. Gerçi Gauguin kızı Emile Gauguin, babasının seyahatleri boyunca onlarla bağını hiç koparmadığını ve sanıldığı kadar acımasız ve benmerkezci bir karakter olmadığını, söylüyor kitabın önsözünde.. Yine, diyor; “.. babam Tahiti’ye son yolculuğuna çıkmadan Kopenhag’a bize veda etmeye geldi..” diyor.. Babasının onları düşündüğünü ve hiçbir zaman bağını tamamen kopararak, sanat ve fantazma için onları terketmediğini, belirtiyor..

Gauguin; Van Gogh resim yaparken..


Mahrem Günlük kitabında Gauguin, “Ben yazar değilim. Resimlerimi yaptığım gibi yazmak isterim..” diyor. İçten, doğal anlatımlı bir kitap yazmış Gauguin. Doğal olarak da bir ressam gözüyle, yani duygusal bakışaçısıyla, içten, samimi anlatıyor herşeyi..


Arles’e, Van Gogh’un yanına, onunla birlikte resim çizmek için gittiğinde gördüğü manzarayı da yine kitabına yazmış Gauguin; “.. öncelikle her yerde ve her şeyde beni dehşete düşüren bir düzensizlik görmüştüm. Hiç kapanmayan boya kutusu bütün o tüplerle karmakarışıktı. Bu kargaşaya rağmen tuvallerinde ve sözlerinde birşeyler parlıyordu. Daudet, Goncourt, İncil onun Hollandalı beynini ateşlemişti.. Arles’in rıhtımları, köprüleri, gemileri, bütün bir Güney Fransa, onun için Hollanda’nın yerini almıştı…”


Gauguin’in Mahrem Günlük kitabında, sadece kendisi ve sanatıyla ilgili olarak değil, aynı zamanda Van Gogh hakkında da önemli yorumlar ve gözlemler görüyoruz. Sanatçı yine kitabın bir yerinde; “.. Arles’e vardığımda Vincent, Yeni-izlenimci okulun etkisindeydi tamamen..” diyor. Ve devam ediyor; “.. bu yüzden de epeyce çırpınıyor ve acı çekiyordu. Bütün akımlar gibi bu akım da kötü olduğu için değil, sabırlı olmaktan çok uzak olan, son derece bağımsız doğasına ters düştüğü için..Menekşelerdeki bütün o sarılarla, tamamlayıcı renklerdeki bütün o çabasıyla, düzensiz çalışmasıyla; eksik ve tekdüze uyumların en yumuşak başlısından öte bir şeyi başaramadı. Yapıtlarında borazanın sesi eksikti..”


Gauguin kendine göre, Van Gogh’un çılgın, düzensiz bir insan olduğunu tasvir ediyor. Aslında sanatın da ötesinde bir çılgın olduğunu, giderek sanatçı değil de, başka bir insan olduğunu ima ediyor. Onun sanat anlayışının dışında bir karakter çünkü Van Gogh.. “..Vincent’i aydınlatma vazifesini üstlendim..” diyor. Herhalde kendi sanat felsefesi doğrultusunda yapacaktı bunu.. Tamam da Van Gogh kalıpların ve öğretilerin ötesinde, yaşamdan beslenen bir sanatçıydı…


Şöyle bitirelim yazıyı; Gauguin kişisel gözlemler ve değerlendirmeler üzerine kurduğu kitabında, her yazı kaleme alanın yaptığı gibi, kendini merkeze almış; özellikle bu egosu güçlü ve kendini ayrıcalıklı hisseden bir ressamsa, daha da kendine yontacaktır. Bu kitap o yontmanın timsallerinden biri olarak karşımıza çıkıyor…

Bir Cevap Yazın