Deniz Dalgaları ve İnsanlar

Ümit Gezgin

Şimdi orda, bakıyorum.. dalgalar var, dalgaların üstünde irili ufaklı yelkenliler var.. Lodos onları Sait Faik‘in adasına doğru sürüklüyor.. Ben de karşısında durmuşum dalgaların ve meraklı bakışlı, hafif ağır aksak yürüyüşlü ve tedirgin görünüşlü insanların arasında.. ileriye.. Sait Faik’in adasına doğru bakıyorum.. parktan..

Resim: Ümit Gezgin

Kediler, köpekler bugün beslenmiyor.. rüzgar düne nazaran daha sert.. doğrusu ben de korkuyorum.. hem insanlardan, onlara yaklaşmaktan.. çünkü korona şüphesi, insan şüphesine dönüştü durmadan.. durmadan insanlardan kaçmak veya insanlara daha da mesafeli durmayı gerektiriyor…

Resim: Ümit Gezgin


Felatun Bey ve Rakım Efendi kitabını Ahmet Mithat Efendi‘nin okuyorum.. sonra Empresyonistlerle ilgili küçük bir kitap.. Birçok kitabı bir anda okumak zihnimi daha çok açıyor.. zaman zaman da daha çok resim çizmemi doğuruyor.. resimlerim zaten bir tür skeç gibi.. bir tür plein air panting stilinde.. yani şehir çizimleri gibi.. aslında şehir de değil de mekan yorumları da denilebilir.. Empresyonistlerin dağlarda, kırlarda aradıkları şeyi, zorunlu olarak şehirde aramak.. Daha doğrusu şehirde kır manzaraları aramak.. Şehirde, bir zamanların güzelim İstanbul’unda kır manzaraları veya kentin geçmişine ait güzel izler bulabilmek olası mı.. Bu pek mümkün gözükmüyor ama, kırıntılarını bir yerlerde görüyorsun…

Resim: Ümit Gezgin


Parktayım.. bir şeyler çiziyor.. bu korona günlerinin bir an önce bitmesi için içimden dua ediyorum. Ama hemen bitmesine imkan yok… Aşıların ne zaman yaygın olarak kullanılacağı tam bilinmiyor. Zaten halen deneme aşamasında.. Bu arada sonbahar ve kış geliyor.. Vaka sayıları artıyor. Bu da hepimizi tedirgin ediyor. Korkuyoruz..

Resim: Fatih Sarmanlı


Bir martı, sonra birkaç martı.. su yüzeyinde uçuyor, alçalıyorlar.. adeta dalgalarla oynuyorlar.. Denizin ortasındaki fenere doğru alçalıyorlar.. bazıları konuyor denizin üzerine ve ördek bunlar.. yüzmeye başlıyorlar.. Bir araya toplanmışlar.. sanki toplantı halindeler.. Oysa artık, bazı ülkelerde üç-beş kişi bir araya gelemiyor toplantı için.. Korona toplumsal yapıyı, toplum dokusunu da değiştirmeye başladı.. insanlar birbirlerinden korkar oldular.. Ama umursamayanlar da var. Maskesiz dolaşanlar veya maskeyi aksesuar olarak kullananlar.. Çenede, kolda, kulakta…

Resim: Şefik Bursalı


Parktayım ve güneş uzaklardan gülümsüyor. Büyük bir disk olarak, sarı, turuncu renkleriyle İstanbul’un arka taraflarına doğru çekiliyor.. Martılar.. ilerde yelkenliler, daha ilerde büyük yük gemileri.. sonra bir vapur adalara doğru ilerliyor.. belki içinde Sait Faik’i taşıyordur ve o da geminin alt katında, kurşun kalemiyle, cebinde taşıdığı buruşuk defterine notlar alıyor veya belki kısa bir öykü karalıyordur… Sait Faik ne kadar hayatın içinde yaşam insanıysa, Heybeliadalı Hüseyin Rahmi Gürpınar da, o derece içe kapanık, filozof tabiatlı biridir ve sürekli insanlarla arasında mesafe vardır. Herkesle görüşmez, konuşmaz.. Ama derdi de herkesi yazmak.. Dahası herkesle dalga geçmek, insanları ti’ye almak…

Resim: Ünsal Toker


Sağda solda, çimenlerin üstünde, getirdikleri portatif koltuk sandalyelere oturan ve güneşe, martılara, gökyüzüne, dalgalara karşı derin konuşmalara dalan gençler.. Çoğunda bir boşvermişlik havası var. Ne koronayı umursuyorlar, ne de hayatı.. Varsa yoksa eğlence, sohbet.. yeme içme.. Ne dünya umurlarında, ne de başka birşey..


Ben, adalara bakıyor, onları, yelkenlilerle birlikte nasıl çizebileceğimi düşünüyorum. Çizmek, yazmaktan daha zor. Çizmek.. görmenin kendine özgü boyutu anlamına geliyor.. Görmek için bakıyoruz. Baktıkça belki daha iyi anlarız diye hayatı.. O da pek mümkün olmuyor.. Orhan Veli boşuna; “görüyorum, duyuyorum, anlıyorum.. anlatamıyorum..” demiyordu.. Anlatamamak.. bütün sorun bu sanıyorum…


Dalgalar akıyor, üst üste dalgalar akıyor.. Vapurlar gidip geliyor üfürükten deniz motorlarına eşlik ederek ve yelkenliler.. güzel ve estetik yelkenliler, hafif, küçük dalgaların ve kapalı gökyüzünün ortasında, lacivert denizin, taa Yassıadaya kadar uzanan çizgisi içinde martılarla birlikte uçar gibi gidiyorlar.. gidiyorlar ve dönüyorlar gerisin geriye.. sonra otoparkları olan limanlara sığınıyorlar…

Bir Cevap Yazın