Ressam İbrahim Safi’nin İstanbul’u

Ümit Gezgin

İbrahim Safi’nin İstanbul’u bazı ressamların içine düştüğü zorlama palet ifadesinde kendisini bulan bir İstanbul değildir. Renkçi bir tutum, lirik bir düzlem tutturmuştur İbrahim Safi.. Bu lirizm zorlamasız bir ifade, kendine özgü bir anlatım.. dahası üslup sahibi bir sanatçının kendisi olan anlatımları olarak karşımıza çıkar.


Zorlamasız, bir içten şairin, mesela Ahmet Haşim‘in; “..ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden.. eteklerinde gümüş rengi bir yığın yaprak..” şiirinde olduğu gibi, içten bir anlatım ve lirik bir söylem vardır İbrahim Safi resminde.. Özellikle çoğu resmi İstanbul ağırlıktadır ve İstanbul’u yaşayarak, İstanbul’u en güzel açılardan, estetik ve yaşanası lirizmi üzerinden yeniden konumlandırmıştır sanatçı.


Bir ressamı, bir resmi değerlendirmenin belki birçok yönü vardır. Her ressam kendi potansiyelinin ancak bir kısmını ortaya çıkarır hayatı boyunca.. Hatta bazıları kendi özgünlüklerini ve alanlarını da tam olarak seçemeden bu dünyadan göçerler.. Bir ressamın gerçek sanatsal hikayesini ancak dürüst eleştirmenler anlatabilir. Bu noktada gerçek eleştirmenlere de büyük görev düşmektedir. Onlar sanatın ve sanatçının doğru yol alması için de yeni rotalar çizeceklerdir. Bu Türkiye’de tam oturmadığı ve bir türlü de eleştirmen yetiştiremediğimiz, yetişenler de kalıcı olmadığı için, sanat ortamı ve sanatçı kimlikler bir kör döğüşü varoluşu yaşamakta, bu yüzden de ortaya doğru düzgün sanat çıkmamaktadır.


Gelelim yine İbrahim Safi’ye.. sadece o değil, o dönem sanatçıların çoğu kendi kişiliklerinin ve özgünlüklerinin peşinde insanlardı.. Herhangi bir çıkar doğrultusunda eser üretmiyorlardı. Severek yapıyorlardı resimlerini ve resim onlar için varoluşsal bir sorunsaldı. Entellektüel ve yaşamsal bir gerçeklikti. Şimdiki kuşaklar işte bu realiteleri yitirdikleri veya anlamını kaybettikleri için, ciddi bir yaratım ve kişilik sorunu yaşamaktadırlar..


Her neyse.. İbrahim Safi kendini daha çok İstanbul’la ifade etmiş bir sanatçıdır. Liriktir, içtendir ve dolandırmadan kendisini anlatmıştır. Savruk tabiatı, İbrahim Çallı‘da olduğu gibi, onda da, aslında özgünlük, kalıcılık ve samimiyet olarak yansımıştır. Edebiyatta bunun karşılığı Sait Faik‘tir. O da rahat anlatımı, hesapsız atılım içinde gerçek yaratıcı cevheri ortaya çıkarmıştır. Bütün gerçek sanatçılar gibi o da zamanında anlaşılamamış ve tam değerlendirilememiştir. Gerçek sanatçıların toplum tarafından değerlendirilemediği gibi..


Sonuç olarak İbrahim Safi resmi, içtenliğin, yaratıcı özgünlüğün ifadesi olarak karşımıza çıkıyor.. Bu ifade İstanbul’la taçlanıyor onda ve tüm gerçek sanatçılarda…

İbrahim Safi
Türk Empresyonist Ressam İbrahim Safi 1898’de Kafkasya Nahcivan’da doğdu. İlk sanat eğitimini Erivan Lisesi’nde okuduğu yıllarda resim öğretmeni Kolzsa’dan ve Akademi mezunu akrabalarından aldı. Genç yaşlardaki eğitimini Moskova Güzel Sanatlar Akademisi’nde alan İbrahim Safi, I. Dünya Savaşı sırasında İstanbul’a geldi ve burada yerleşti.

İstanbul’da Sanayi-i Nefise Mektebi’ne girdi ve Namık İsmail Atölyesi’nde çalıştı. 1923 yılında buradan mezun oldu. Namık İsmail’in yanındaki çalışmalarını 1930’a kadar sürdürdü. İlk sergisini 1946’da İstanbul’da açtı. 1955’ten sonra İsviçre, Münih, Köln, Frankfurt, Bonn, Viyana, Roma, Paris, Marsilya, Atina olmak üzere yurtdışında 10 yıl süreyle araştırmalar yaptı. Naci Kalmukoğlu ile birlikte çalışıp, yurtiçi ve yurtdışında birçok sergi düzenledi.

Geçimini resim aracılığı ile sağlayan sanatçı aynı zamanda bir çok öğrenci yetiştirdi. İngiliz ressamlardan Johnson Baker öğrencilerinden biridir. Klasik ekolde bir çok portre çalışmaları bulunmakla birlikte empresyonist üslupta eserler vermiştir. Çalışmaları natürmort ve manzara ağırlıklıdır. 1983 yılında ölen ve gerçek bir usta olan İbrahim Safi, empresyonist, realist çalışmaları ile tanınır. Eserlerinde canlı renkler kullanan sanatçı konu olarak daha çok peyzajları seçmiştir. Eserleri birçok özel koleksiyonda yer almaktadır.

Bir Cevap Yazın