ABDÜLKADİR GÜNYAZ: Sanat Eleştirisinin Duayeni

Ümit Gezgin

Abdülkadir Günyaz’ı uzun yıllardır tanırım. Bize birçok şey öğretti sanat eleştirisi noktasında. Sanat eleştirmenliği dendiğinde de ilk önce onun ismi gelirdi. Geniş bir okur kitlesine seslenir, yazdıklarını hemen hemen herkes okur, anlar ve severdi. Bazı eleştirmenler gibi, lafı evirip çevirmez, doğrudan, güzel örneklerle ve betimlemelerle, yalın ve içten anlatırdı. Bu yüzden de onun yazılarını okuyanlar, sanat gibi karmaşık ve filozofik bir alanı bile anlayabilir, doğal olarak da sanata yakın dururdu.

Abdülkadir Günyaz

Biliyoruz ki anlaşılmaz olan, aynı zamanda itici de olabilir. Abdülkadir Günyaz Türkiye için gerekli olan, anlaşılabilir olma, durumunu en geniş anlamıyla örneklendirerek, yaşayan eleştirmenler içinde en ön safa yerleşti. Hiç bir yazısını karmaşık, anlaşılmaz ve soyut laf kalabalığı içine gömmedi, ukalalık ve entellik taslamadı; algıladığı sanatı, yalın bir ifadeyle yorumladı…
Giderek, sanatın bütün sosyal sınıflar içinde yaygınlaşması için de elinden geleni yaptı Abdülkadir Günyaz.

Sanatın salt elitist bir şey olmadığını, bütün sosyal katmanlar içinde dolaşan bir değer olduğunu gösterdi yazı ve yorumlarıyla. Bazılarının dudak büktüğü sanat alanlarında bile, o, bunun aynı zamanda sosyal bir realite olduğunun bilinciyle ve edebi bir duyarlılıkla; sanatı, sanatçıyı, sanat ortamını ortak bir payda içinde değerlendirdi.

İki eski dost: Kaya Özsezgin ve Abdülkadir Günyaz


Sanatı sevdirdi, sanatçıya, esere, sanat mekanlarına hep değer verdi. Atölyeleri, galerileri tek tek dolaştı. Bütün sanatçılarla diyalog içinde sanat eleştirisini sürdürdü. Panel ve söyleşilerle yaptığı yorumlar ve değerlendirmeler, hem dinleyicilere ve hem de panelistlere yeni ufuklar açıyordu. Onunla katıldığım söyleşi ve panellerde, onun ne derece ufku geniş bir insan olduğunu, her şeyi yalın bir humor ve kuşatıcılıkla kavradığını, çok daha iyi anlıyorduk…

Anı kitabı


Zengin Bir anılar Dünyasına Sahip

Abdülkadir Günyaz sanat dünyası içinde zengin bir anılar dünyasına sahiptir. Onun bilmediği ve tanımadığı sanatçı, sanat mekanı, sanatsever yoktur. Her bir kurumla, kişiyle anıları mevcuttur duayen eleştirmen Günyaz’ın..

Yazarın başka bir anı kitabı

“Sanatçılarla Anılar; ‘Geride Kalanlar'” kitabının girişinde şunları yazmaktadır Günyaz; “Anılar, anılar, ya da hatıralar deyin, insanoğlunu hele yaş kemale erdiğinde en çok meşgul eden, eskiyi, geçmiş günlerin güzelliklerini, kimi kez de acılarını bir kez daha anımsatan, hatta yeniden yaşatan…” Evet, anıların böylesi bir özelliği vardır. Paylaşıldıkça güzelleşir, adeta bir sanat zevkine dönüşür anılar da.. Ama yine de bütün anıların yazılamayacağını bilir. Nedenini tam olarak bilemesek de, bütün anılar yazılmaz…
Abdülkadir Günyaz bu konuda şunları yazar; “Bu nice anıların büyük çoğunluğu bizlerle beraber giderler, çıkarlar dönülmez yolculuğa. Bir kısmınıysa paylaşmamız gerekir, zira onlarda başkalarını da, bizim insanımızı da ilgilendirecek, hatta bilgilendirecek hususlar varsa…”

Bir söyleşi esnasında


Ferruh Başağa’yla İlgili Bir Anı

Dyo Resim Yarışması‘nın 1999 yılından aktarır; “…Bir öğle yemeğinde Ferruh Başağa, ‘Ben öyle umuyorum ki bir on beş yıl daha bu tempoda çalışabilir’ dedi. Evet, aynen böyleydi, usta ressamımızın geleceğe yönelik ifadesi. O yaz yaşı seksen beşti onun ve on beş yıl aynı tempoda çalışabileceğini, dolayısıyla tam yüz yaşını ifade ediyordu…”

Abdülkadir Günyaz’ın gençliği


Cihat Burak’la İlgili Bir Anı

“…kendine has kişiliğiyle Cihat Burak ustanın günlerden bir gün bir yerlerde bulduğu bir kaplumbağayı yazık olmasın diyerek bir gece vakti Yıldız Parkı’na götürüp, sabaha dek kapının açılmasını beklediği öyküsü…” Kitabında birçok kişinin bildiği bu öyküyü aktarıyor Abdülkadir Günyaz. Yine devam ediyor anılarına Günyaz; “..Bu usta sanatçımızla, sanırım İstanbul’daki ilk sergisini, Tünel’de Alman Kültür Merkezi‘nin Müeyyet Han’da açılan ilk sergisini de konuşmuş olacağız. Zira o serginin bende ilginç bir izlenimi vardır, zira sanatçımızın topu topu iki eseri satılabilmişti. Oysa aynı tarihte Taksim Sanat Galerisi‘nde bir başka ustamızın, Nuri İyem‘in sergisi neredeyse ful gitmişti…”

Sanatçılarla birarada


Neşet Günal’la İlgili Anı

“…Doğan Paksoy‘un Teşvikiye Sanat Galerisi‘nde bir araya gelebilmiş, uzun uzun sohbetimiz sonrasında onun son sergisi için yazdıklarımı da okuduğunu anlamıştım. Neydi o sergi derseniz, 1989 yılı Urart Sanat Galerisi Neşet Günal sergisi demem gerekir. ‘Ya ne olmuştu o sergide?’ diye tekrar soracak olursanız maalesef tek bir resmi bile satın alınmamıştı, diyerek cevaplamam gerekir…”

Kitapta daha nice güzel anılar var. Sanatçılarla, sanat mekanlarıyla ilgili. Abdülkadir Günyaz, sanat dünyasının mütevazi bilge insanı olarak yer almıştır hayatımızda. Herkesin takdir ettiği, herkesle dost ve samimi, değerli bir insan, duayen bir sanat eleştirmenidir o.

Son olarak değerli kitabı; Sanatçılarla Anılar kitabını da buradan bütün sanatseverlere tavsiye ediyorum…

ABDÜLKADİR GÜNYAZ

Sanat yazarı, gazeteci, eleştirmen Abdülkadir Günyaz 1932 yılında İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde okudu. 1956 yılında gazeteciliğe başladı, 1967’de TRT ye girdi ve 1997 yılında emekli oldu. Kırk yılı aşkın bir süre gazetelerde ve sanat dergilerinde özellikle plastik sanatlar üzerine eleştiriler, yorumlar, yine bu alanla ilgili sayıları ona yaklaşan kitaplar ve bu arada elliye yakın radyo oyunu yazdı. Bir çok yarışmada secici kurul üyeliği ve başkanlığı da yapan Abdülkadir Günyaz, Art-İst 2001 İstanbul Sanat Fuarı’nda Eleştirmen Onur Ödülü’ne değer görüldü.

Birçok sanat yayınında sanat eleştirileri yazdı: Sanat Çevresi Dergisi, Bosphorus Sanat Gazetesi, Cumhuriyet Gazetesi, rh Sanat Dergisi, Genç Sanat Dergisi, Sanat Tasarım Gazetesi vb.

Kitaplarından Seçmeler:
Günlerden Bugünlere Anılar / Eleştiriler (2000), Aydemir Atalay Sanat ve Yaşamı (Abdülkadir Günyaz, 2002), Kainat Barkan Pajonk (2003), Resul Aytemür (2005). Sanatçılarla Anılar/Geride Kalanlar, Kaynak Yayınları (2014)

Bir Cevap Yazın