BAŞKENT’DE VE YAŞAMDA SANAT: Fazıl Say’ın “Suya Yazılan” Kitabı ve Sanat Haberleri

Hatice Kumbaracı Gürsöz

 Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mezunu /Ressam

hkgursoz@gmail.com

Müzik, yaşamın bir parçası değil, kendisidir.                     

                               Mustafa Kemal Atatürk

Fazıl Say’ın “Suya Yazılan” Kitabı

Büyük Atatürk’ün dediği gibi sanatsız kalmayalım. Dünyaca ünlü Türk piyanisti Fazıl Say’ın “Suya Yazılan” adındaki kitabından bahsetmek istiyorum. Kitabın başında “Zamanı kullanmayı, sükuneti korumayı, içtenliğe inanmayı öğren“ diyen, müziği “yüreğimdeki inanç”, diye tanımlayan, harika çocuk olarak kendisini tanıdığımız, devamlı üreten, çalışkan, Türkiye’yi gururla temsil eden çok genç yaşta önemli eserlere imza atan Fazıl Say’ın kendi hayatından bölümler içeren kitabı biraz biyografi, biraz anılar demeti niteliğinde… Müzik hayatındaki çektiği sıkıntıları ve başarıları, sıra dışı olayları, elli yıllık yaşamındaki güzellikleri ve aile kavramını, annesi, babası, kızı Kumru ve eşi Ece ile olan yaşamını  ve sanat dünyasındaki yolculuğunu anlattığı bu kitapta, müzikteki başarısı kadar yazar olarak da kendisini kanıtlıyor.

Fazıl Say

Fazıl Say 85 eser yazmış 3000 dolayında konser vermiş, 2016 yılında Almanya’da Beethoven Akademisi’nin, Uluslararası Beethoven İnsan Hakları, Barış, Özgürlük, Yoksullukla Mücadele ve İçselleme Ödülü’nü almıştır. Beethoven’le ilgili anılarını bizimle paylaşırken, bir dinleyicinin Beethoven’a “Duymadan bestelerinizi nasıl yapıyorsunuz” diye sorduğunu, Beethoven’ın “Önemli olan dışarıyı duymak değil, içeriyi duymaktır” diye cevapladığını belirtiyor. Dünya üzerinde verdiği konserleri anlatırken, “Benim için Sivas’ın köyünde verdiğim konser ile Viyana’da, New York’ta, Tokyo’da verdiğim konser özünde eşit önem taşır” ifadesini kullanıyor.

Benim en etkilendiğim 18 Ağustos 2019’da maden çalışmalarının çevreye verdiği zarara tepki olarak Kaz Dağları’nda verdiği konserdir. Günler önceden piyanonun oraya taşınması, 10 binlerce kişinin konser için oraya gitmesi. “Kaz Dağları Marşı” bestesinin ilk defa çalınışı, konserde ayrıca Mozart’ın “Türk Marşı” adlı eserinin, “Nazım Oratoryosu” ve “Troia Sonatı”ndan bölümlerin icra edilmesi muhteşemdi.

“Nazım Oratoryosu”, 2000-2001 yıllarında tamamladı ve bu eseri 40’ın üzerinde  konserde icra edilerek  hayat buldu. Tabii anlatıcı sanatçı Genco Erkal’ın değeri de yadsınamaz. 23 Ağustos 2020’de New York gibi, multi kültür şehri olan Tokyo’da, bunu icra ettiğinde büyük beğeni aldı. Kitabın bir yerinde, “Beyin göç edince ruh yalnız kalır” diyerek neden yurtdışına yerleşmediğini anlatıyor.

Nâzım Oratoryosu’nun seslendirildiği konserde elektriklerin kasıtlı olarak kesilmesi ve konserin kamera ışıklarıyla güçlükle devam etmesi. Zuhal Olcay’ın “Memleketim” şarkısını söylemeye başlamasıyla elektriklerin gelmesi, piyanoyu sahneye sokmak için yıkılan bir duvarın hikâyesi, yapay zekânın Beethoven’in 10. Senfonisi’ni besteleme çabası, Bach’ın, eserlerini beğenmeyenleri düelloya davet etmesi, gözleri görmeyen Japon çocuğun çaldığı eser, volta atmanın genetik olarak kendisine ve kızına nasıl geçtiği, piyanistlerin çalarken mırıldanmalarının sebebi, müzik eserlerindeki 70 yıllık telif kuralı, modern piyanolarla Beethoven çalmanın zorluğu, yarışma jürisinde dönen torpiller (jüri üyeliği yaptığımda bunu ben de yaşadım),  “Türk Beşlileri” hakkında ağır bir yorum yapan tarihçi hakkındaki görüşleri kitapta bahsedilen konulardan bazıları…

Fazıl Say, kitabının  “-İki bakanlık bir koltuğa sığmaz” başlıklı bölümünde, Kültür ve Turizm bakanlıklarının birleştirilmesinin yanlış olduğunu, dünyanın neredeyse tamamında olduğu gibi, Türkiye’de de Kültür Bakanlığı’nın ayrı olmasıyla mevcut sorunlarının daha sağlıklı çözüme ulaşabileceğine inandığını belirtiyor. Ben de bu konuda Fazıl Say gibi düşünüyorum.

Ben bir ressam olarak sanatların birbirlerini tamamladığına inanırım. Fazıl Say’ın dediği gibi, “Sanatçı, bir olayla aniden yeniden doğar”, iyilik ve güzellik ifade eden çiçekler verir. Resimlerimi klasik müzik eşliğinde yaparım, Akademi’de öğrencilik yıllarımda müzik eşliğinde çalışmalar yapardık. Resim yaparken uzun bir yolculuğa çıkmış gibi olurum, hafızamda konuyu belirler, eskizleri çizer, renk ve şekilleri canlandırıp tuvalin başına oturur,  bedenimi heyecanla bitirmenin telaşı  kaplar. Final olunca resme uzaktan bakıp hataların görülerek düzeltmelerin  yapılması, resmin çerçevelenmesi ve en güzeli de sergide eserin yer alması ve  onu izlemek… Bu her sanatçı için geçerlidir.

Fazıl Say müzik dünyası’ndaki yaşadıklarını aynı hisler ve heyecanlar ile anlatıyor. Bence en duygusal satırlar “–Anneme veda…” başlıklı annesinin ölümünü haber aldığı bölümde yer alıyor. Annesinin hayata iyimser bakışı ve barışçı yönü  Fazıl Say’ın hayatla yüzleşmesine sebep oldu  Cumhurbaşkanı ona başsağlığı dilediği  için ATO Congressium’da verdiği konsere davet etti.  O da daveti kabul edip  geldi. Fazıl Say   bu davranışıyla  Atatürk’ün “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” sözüne  sadık kaldı. Gerçi çok kesimden tepki aldı ama bence doğru olanı yaptı.

Ben Milano’da dünyanın en büyük sopranolarından olan Leyla Gencer‘in defalarca çıktığı muhteşem Scala’da, Alexander  Lonquich  eşliğinde  ve  piyanosunda Filarmonica della Scala‘dan Wolfgang Amadeus Mozart, Sergei Prokofiev ve Ludwig Van Beethoven’in eserlerini dinlerken hep Fazıl Say’ı andım.

Çok kısa zamanda okuduğum bu kitabın son sayfasında yazılan satırları sizinle paylaşmak istiyorum:

“Son birkaç söz…

Düşünceler yola çıkar.

Ve her düşüncenin kendince bir yolu vardır.

Kimi kısacık bir yola, kimi bir ulusa ulaşan yolculuğa,

Kimi de tüm insanlar için, bir dünya yoluna çıkar.

Bazı düşünceler de kalıcı ve uzun vadeli bir dünya yolculuğunda evrene uzanır.

Her düşüncemiz başka,

Ve hatta farklı yapılarda da olsa,

Hepsinin tek bir ortak özelliği var özünde.

Bu yolculukların hepsi, bizim içsel yolculuklarımızdır.

Benim dünyama ortak olan herkese, sonsuz sevgiyle…”

Sanat Haberleri

Bellini’nin Fatih Portresi

Fatih Sultan Mehmet’in portresi, “Sultan 2. Mehmet, mevki sahibi genç ile birlikte” ismiyle  25 Haziran 2020’de  Londra’da müzayedeye çıkarıldı. Venedikli ressam Gentile Bellini’nin yaptığı ve özel koleksiyondaki tek portre 770 bin sterline (6 milyon 500 bin lira) alıcı çıktı. Müzayede yetkilileri, masraflarla birlikte alıcının 935 bin dolar ödeyeceğini duyurdu.  İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamayla portrenin İBB tarafından satın alındığını duyurdu.  Bu eser Fatih’in yaşadığı dönemden günümüze gelebilen üç portresinden biri. 33 X 45 cm. boyutlarındaki tabloda Sultan 2. Mehmet’inkarşısındaki kişinin tarihçi İlber Ortaylı’nın araştırmalarına göre Şehzade Cem Sultan olduğu sanılıyor. Vatikan’da bulunan Cem Sultan tablosuyla karşılaştırıldığında benzerlik ortaya çıkıyor. Benim araştırmalarım da aynı sonucu veriyor.

Fatih’in portresi

Tablo şu anda  Saraçhane’deki binada sergileniyor. İBB daha sonra tablonuın  yeni yapılacak bir müzede sergileneceğini  açıkladı. Bence, Türk sanatçılarının da yer alacağı bir müze kurulmalı ve Türk sanatçısının klasik tarzda ifade ettiği Atatürk portresi ve bu eser başyapıt olarak sergilenmeli. İBB Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu, bir sanatçı olarak sizi yürekten alkışlıyorum.

Bazı kesimler tabloyu pahalı bulup tenkit ederken, benin gibi sanatçıların çoğu takdirlerini ifade etti. Nedense sanat eserine harcanan para hep lüks olarak görülüyor. Buna karşılık. yapılan  lüzumsuz israfları her gün medyadan izliyoruz. 540 yıllık kültür mirasının İstanbul’a getirilmesi büyük bir olay.

Yurtdışında yaşadığım günlerde, Bergama  müzesinde çalınan ve hediye edilen eserleri gördüğümde çok üzülmüştüm. Defalarca gezdiğim diğer müzelerde de benzer olaylara  şahit oldum. Bu nedenle, Sayın Başkan Ekrem İmamoğlu’nu bir kez daha kutluyorum.

Yarı Fiyatına Yarım Resim…

Ressam Alican Leblebici’nin MMXI isimli portre eserini satın almak için sanatçıya ulaşan bir koleksiyoner pandemiyi öne sürerek %50 indirim isteyince, indirimi kabul eden sanatçı eseri ikiye bölerek yarısını gönderdi. Koleksiyoner eseri iade etti.Sanatçı sanatta dikkati çekmek için şov yaptı. Bence o değerli eserini kesmeden birinci kalitede baskısını yapıp gönderse çok daha iyi olurdu. Ama medyada bu kadar yer alamazdı. Hiper realist tarzda çalışan Alican Leblebici otoportresi ile kimlik kartı da çıkarmıştı. Bence bu genç sanatçı çalışmaları ve sanat şovlarıyla kendinden çok bahsettirecek.

Müzik Müzesi ve Merdiven Boyama

Türkiye’de güzel şeyler de oluyor. Bursa’ya yeni bir kültürel kazanım olarak Müzik Müzesi kuruluyor. 256 çeşit enstrüman  bu müzede sergilenecek. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü öğrencileri (Serdar Çakmak, Furkan Akhan ve Kadir Çelik)  Beyoğlu Belediye Başkanı’nın himayesinde ve Belediye’nin  yardımıyla aldıkları boyalarla Osman Hamdi’nin “Mimozalı Kadın” tablosunu Findıklı’da merdivenli Enli yokuşuna halı misali resmettiler. Daha sırada merdivenli 5 yokuş var.  Onlar de bu projeye dahil. İleride  İtalyada’ki  gibi turistik görseller İstanbul’a renk katacak. Yollar renklerle resimlerle dolsun.  

Kayıp İlanı

14 Ekim 2020 tarihli Sözcü gazetesinin birinci sayfasında yer alan “Kayıp Aranıyor” ilanı dikkatimi çekti. İlanda Ankara Üniversitesi’nden 440 yazma eserin, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde 404 eserin, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi’nden 210 adet tablonun, Ankara Valiliği’nin eski binasındaki çeşitli eşyaların kaybolduğunu yazıyordu. Konuyla ilgili olarak iç sayfa’da “Müzelerdeki eserler sırra kadem bastı” başlıklı haberde, Sayıştay’ın üniversiteler raporunda, söz konusu eser ve eşyaların nerede olduğunun bilinmediğinin belirtildiği yazılıydı. Raporda ayrıca korunması gereken kültür ve tabiat varlığı ile tarihi ve güzel sanat eserlerinin bakımsızlıktan olumsuz etkilendiği belirtilmişti. Kültürel ve sanatsal değeri olan eserlere sahip çıkmayı ve onları korumayı ne zaman öğreneceğiz? Bilemiyorum.

En büyük temennim Korona’lı günlerin bitip sağlıklı bir yaşamla sanat dolu günlerde buluşmamız.

Başkent’ten şimdilik bu kadar. Sağlıklı, mutlu, sanatla dolu günlerde buluşmak üzere sevgiyle kalın.

Bir Cevap Yazın