BAŞKENT’TE VE YAŞAMDA SANAT

Devrim Kanunları,  Akademi’nin (DGSA) kuruluşu ve Osman Hamdi Bey

Hatice Kumbaracı Gürsöz

 Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mezunu

Ressam

hkgursoz@gmail.com

3 Mart benim için çok önemli bir tarih.  Bu tarihte büyük Atatürk’ün devrim kanunları kabul

edilmiş ve mezun olduğum İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi öğretime başlamıştır

Devrim Kanunları

Cumhuriyetin ilan edildiği 29 Ekim 1923’ten sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin kilometre taşlarının bir bir döşendiği yıllarda en önemli tarihlerden birisi de 3 Mart 1924’tür. Bu tarihte TBMM’nde 3 önemli kanun kabul edildi. Kabul olunan kanunlar şunlardı:

Atatürk heykel sergisinde

Şer’iye ve Evkaf Vekâleti (Din İşleri ve Vakıflar Bakanlığı) ile Erkan-ı Harbiye Umumiye Vekâleti’nin (Genelkurmay Bakanlığı) kaldırılmasına dair Kanun;

Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Kanunu);

Halifeliğin Kaldırılmasına dair Kanun.

Bu kanunlar sayesinde, din ve ordu siyasetten ayrılmış, eğitim laikleştirilmiş, böylece  laik ve demokratik Cumhuriyet yolunda en büyük adımlar atılmış oluyordu.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’ü özlem, şükran ve saygıyla anıyorum.

Osman Hamdi Bey

Ülkemizdeki ilk resmi sanat kurumu olan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi 1882’de sanat tarihçi, arkeolog ve ressam olan Osman Hamdi Bey tarafından kurulmuş, 3 Mart 1883’de Sanayi-i Nefise Mektebi adı altında öğretime başlamıştır. Mektep 1928’de Güzel Sanatlar Akademisi, 1969’da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, 1982’de de yeni bölümlerin bünyesine katılmasıyla önce Mimar Sinan Üniversitesi, daha sonra da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi adını almıştır. Sinema-TV Merkezi gibi birçok araştırma merkezini ve Devlet Resim ve Heykel Müzesi’ni de bünyesinde barındıran bu güzide kurum gelişimini devam ettirmekte ve 137 senedir Türk kültür ve sanat hayatına artan bir şekilde hizmet vermektedir.

Osman Hamdi Bey

“Bir Osmanlı aydını olan Osman Hamdi Bey (1842-1910); arkeolog, müzeci, sanat tarihçi ve ressamdır. 19. yüzyılda bir yandan siyasi ve askeri çöküntü sürecine çözüm arayışıyla reformlar yapan Osmanlı Devleti’nde, diğer yandan Batı Avrupa’daki değişim rüzgarlarının etkisiyle, toplumsal yaşamın çeşitli alanlarında çağın gereklerine uyum sağlamaya yönelik adımlar atılıyordu. Bu bağlamda, güzel sanatlar alanında olağandışı sayılabilecek bazı gelişmeler meydana geliyordu. 19. yüzyılın özellikle ikinci yarısında çok yönlü bir sanat insanı, İslami karakteri ağır basan Osmanlı toplumunda o günün ölçülerine göre devrim niteliğinde işler başardı. Bu çok yönlü sanatçı Osman Hamdi Bey’den başkası değildi. Bir müze kurulmasına öncülük eden padişah Abdülmecid, Osman Hamdi Bey’i Müze Müdürlüğüne atar. Osman Hamdi Bey’in büyük gayretleriyle Arkeoloji Müzesi kurulur. Osman Hamdi Bey’in arkeoloji alanındaki bir başka büyük hizmeti, tarihi eser kaçakçılığını önlemeye yönelik çalışmalarıdır. Ülkemizin tarihi zenginliklerine sahip çıkılması bilincinin gelişmesinde onun büyük katkısı olmuştur. Osman Hamdi Bey, idari görevlerinden arta kalan zamanlarda resim yapmayı sürdürdü, Resim yapmaya 1857’de Hukuk öğrenimi için gönderildiği Paris’te başladı. Paris’te dönemin önemli ressamlarından Gerome ve Boulanger’den ders aldı. Daha sonra,  Viyana, Berlin, Paris ve Münih gibi Avrupa kentlerinde düzenlenen sergilere katıldı. Yabancı basında  “ressamı mahir”, “ ressamı şehir” gibi sıfatlarla onurlandırıldı. Türk resim tarihinde 19. yüzyılda öne çıkan dört ressamdan biridir. Diğerleri, Şeker Ahmed Paşa, Süleyman Seyyid ve Hüseyin Zekai Paşa’dır.” (Değerli Büyükelçi (E) Sayın Önder Özar’a sanata olan yakınlığı ve araştırmacılığı için  teşekkür ederim.)

Kuran okuyan kız

Ben, Sanayi-i Nefise Mekteb-i Ali’sini kuran Osman Hamdi Bey’in ressam kişiliğini vurgulamak ve önemli tablolarından bahsetmek istiyorum. Batı tarzında eğitim aldığı için reformist bir kişiliğe sahipti. Zaten eserlerine de bu ifadeyi yansıtmıştır. Kadını yüceltmiş ve kutsal görmüştür. Özellikle  1901’de yaptığı “Mihrap” (Yaradılış olarak da bilinir) isimli eserinde, mihrabın önünde resmettiği hamile bir kadını dinler üstünde görerek onu yüceltmiştir. Bu tablosu sakıncalı görüldüğü için yok edilmiş, belki de kaybolmuştur. Tablolarındaki kadın figürlerini İslami baskılardan uzak tutup modern bir pencereden yansıtmıştır. Tabloları satış rekorları kırmıştır. 1880 yılında yaptığı “Kuran Okuyan Kız” isimli tablosu 44 milyon TL, “İstanbul Hanımefendisi” 11 milyon TL ve “Yeşil Camide Kuran Dersi” 35 milyon TL’na satılmıştır. Özellikle modern bir kadını ifade eden “Kuran Okuyan Kız” tablosunu, şeriat kanunları ile idare edilen Malezya İslam Sanatları Müzesi satın almıştır. Bu da bence ilginç bir olay.

Mezunlar birarada

Biz kendisini 1906 yılında yaptığı “Kaplumbağa Terbiyecisi” tablosu ile tanırız. Sanat bir insanî üretimdir. Eserlerinde sanatçının duygu ve düşüncelerini kattığı bazı metaforlara da rastlarız. Osman Hamdi Bey, söyleyemediği şeyleri örtülü bir biçimde dile getiren dışavurumcu bir sanatçıdır. Pera Müzesi’nde sergilenen bu eser, Bursa’daki Yeşil Cami’nin ikinci katında bir kaplumbağa terbiyecisi olan bir dervişle yaprak yemek isteyen beş kaplumbağayı anlatır. Aslında, derviş kendisidir. Kaplumbağalar da işlerini çok ağır yapan bürokratlardır. Derviş’in sırtında ney, elinde onları terbiye etmeye yarayan bir sopa vardır. Aslında burada verilmek istenen mesaj; müzik, sevgi ve sabırla sorunların hallolacağıdır. Fonda görülen kapının üstünde“Kalplerin şifası, sevgi ile buluşmaktır” anlamında bir yazı yer alır.  Osman Hamdi Bey’in bu tabloyu yaparken, 1869’da Fransa’da yayımlanan Le Tour de Monde dergisinde çıkan  bir gravür’den esinlendiğine dair bir genel bir görüş mevcuttur. İki eseri incelediğimde, bu görüşe ben de katılıyorum. Pera Müzesi’ndeki bu eser mutlaka görülmeli, eser hakkında hazırlanan video da izlenmelidir.

Okul rozeti

Mimar Sinan Üniversitesi ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mezunları Derneği Ankara Şubesi’nin 2005-2015 yılları arasında  başkanlığını yapmakla onur duyduğum okulumu, şimdiki adıyla Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ni  kurduğu için Osman Hamdi Bey’i minnet ve rahmetle anıyorum.

Pandemiye rağmen Ankara’da galeriler faaliyetlerini sürdürüyor ve  sergiler açılıyor. Ben de 19 Haziran – 4 Temmuz 2020 tarihlerinde “CoronArt 19 Pandemi Günlükleri” isimli karma sergiye katılmıştım. Gültekin Serbest’in 3 Mart 2021 tarihinde Medya Sanat Galerisi’nde açtığı “Yelken Açtım Mutluluğa” isimli kişisel  sergisi en çok dikkatimi  çekenlerden. Pandemi kısıtlamalarının büyük ölçüde kalkması ve yeni düzenlemelerin gelişi sanatçılar ve galeriler için çok iyi oldu. Sanatçı arkadaşlarıma şans dilerim. Her sene 3 Mart tarihinde açtığımız  Akademi sergisini bu yıl pandemi yüzünden organize edemedik ama en yakın zamanda telafi edeceğiz.

Şimdilik Başkent’ten  bu kadar. Sağlıklı, sanat ve Atatürk sevgisi ile dolu bir yaşam dilerim.

Bir Cevap Yazın