Havalar Bir İyileşiyor, Bir Kötüleşiyor

Ümit Gezgin

Hava güzel. Güneş parlak yüzünü bir gösteriyor, bir çekiliyor, kalın Kasım bulutlarına bırakıyor kendisini.. Martılar çığlık çığlığa uçuyorlar. Kargalar ağaç aralarında, kedilerin mamalarında gözleri. Bazen de nereden buluyorlarsa cevizleri yükselip yükselip bırakıyorlar asfalta kırılmasını bekliyorlar ki içlerindeki cevize ulaşabilsinler.. Cevizleri çok seviyor kargalar…

Bulutlar kalabalık. İnsanlar kalabalık. Kalabalık ve gürültücü arabalar, motorlar arasında yürüyen, bakan, maskeli olmalarına rağmen durmadan cep telefonlarıyla konuşan insanlar var. Tabelalar sonra, her tarafta işaret tabelaları, sokak tabelaları, reklam tabelaları.. Her tarafta tabela var ve bunlar hep bir şeyler anlatıyorlar. Marketler açık, büfeler açık, pet shop’lar açık, kafeler açık, pastaneler açık.. Bugün Pazar olduğu için her taraf açık değil. Bankalar kapalı mesela, eczaneler de öyle.. Anaokulları, okullar da genelde kapalı.. Okullar yarı açık gibi. Bazı öğrenciler haftanın belli saatlerinde ders için geliyorlar.

Yollar birbirini kesiyor. Trafik ışıkları çalışıyor ve köpekli insanlar var, trafik ışıklarında bekleyen, karşıdan karşıya geçecekler. Martılar ve kargaların sesleri, diğer bütün hayvanların seslerini bastırıyor. Akşama doğru yarasaların çanhıraş bağrışları duyuluyor Fenerbahçe parkının girişinde, hemen küçük köprünün çıkışında. Akşam alacasına doğru zaman evrildiği ve hava da soğumaya iyice başladığı halde, Pazar Pazar insanlar parkı dolduruyor. Kimi getirdiği portatif sandalyeye oturuyor arkadaşıyla birlikte, kimi parkın içindeki kafeye oturuyor ve İstanbulu silüetine karşı çaylarını yudumluyorlar.

Burada köpek sayısı diğer yerlere oranla daha fazla. Kediler de öyle.. Her yerde kediler var. Sessiz ve kendinden emin ve tek başına takılan.. Denizin üstünde yelkenliler, yelkenli kayıklar, deniz motorları, tek tük deniz otobüsleri ve ara sıra Prens Adaları’na  gidip gelen beyaz vapurlar. Sakin ve şirin ilerliyor bu vapurlar. Sevimli ve içtenler. Güven de veriyorlar insanlara. Beyaz ördeklere benziyorlar. Gökyüzünde uçan ördek martılar, yüzen ördekler de bu tarihten günümüze uzanan gerçeklikleriyle vapurlar. Sevimli, güzel, emin ve sakin ilerliyorlar adalara doğru. Bütün betonlaşmalara rağmen adaların güzel ve sevimli, ulaşılabilir bir güzellikte durmaları, güven vermeleri insanı mutlu ediyor. Ya adalardan bakanlar, İstanbul’dan bakanlar gibi akılları karışık mı? Değildir herhalde. Onlar belki gündüz bir beton ormanı görüyorlar. Ama adalarda olmanın getirdiği huzuru da yaşıyorlar.

Kafeler gençlerle dolu. Restorant denilen yerler var, yemeli içmeli.. onlar da insanlarla dolu.. Her masada iki-üç kişi şen şakrak sohbet ediyorlar. Pandemi zamanında bu kadar sosyal ortamların olması ne kadar doğru bilinmez ama, bütün kafeler, restorantlar, kulüpler dolu.. Peki, insanlar nerede oturup konuşacaklar, sohbet edecekler? İlla ki insanlar bir yerlere oturacaklar ve konuşacaklar.. Çay bahçeleri, parklar, bahçeler de dolu.. Elbet orada da insanlar konuşuyor, gülüşüyor, çevrelerine bakıyorlar, gökyüzüne, bulutlara bakıyorlar.. Dalgalar habire sahilleri dövüyor…

Televizyonlardan İzmir’deki deplemle, ölen ve yaralanan insanlarla ilgili haberler. Cankurtaran ekipte çalışanlar bile bazı dramatik sahnelere karşı gözyaşlarına hakim olamıyorlar. Bütün Türkiye dualarla, inşallah bir kişi daha sağ çıkarılır umudunu yaşıyor. Sadece İzmir’de yıkılan apartmanların enkazlarında çalışan, arama kurtarma ekiplerindeki insanlar değil, bütün Türkiye dualarla sağ salim çıkarılmasını istiyor, bekliyor…

Havalar bir iyileşiyor bir kötüleşiyor. Açıyor güneş, kapatıyor. Sahilde lüks yelkenli yatlar, yelkensiz yatlar, marinada yan yana balık istifi gibi dizilmiş. Yarış var, diyor bekçi kapıdaki. Bugün yarış var, diyor ve bunun için insanlar geliyorlar, yelkenlilerin yarışını izlemek için. Son gün bugün yarış var, diyor. Hafif mavi dalgalı ve yeşil de var içlerinde adalara doğru ilerliyor.. Koyu yeşile dönmüş adaların görünümü. Evlerin beyaz ve kahverengi çatılarıyla görünümleri, nasıl adaların da istila edileceğine örnek oluyormuş gibi. Zenginler adalara, bu şehre yakın en yakın adalara göç ediyorlar. Çünkü depremi bekleyen İstanbul için korunaklı yerler aslında adalar… Sonra büyük yazarlar da adalarda yaşamışlardı, bir de adaların bu özellikleri vardı. Mesela Heybeliada Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın adası olarak geçerdi. Ahmet Rasim unutulmuştu. Oysa o da, o adanın mezarlığında yatıyordu. Hemen kapıdan girişte sağda. Adanın en tepesindeydi mezarlık ve manzarası da güzeldi. İlerleyince Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın mezarı gelirdi. Mezarlıktan çıkılıp sağa dönüldüğünde ve belki bir yüz elli metre ilerde, Kınalıada’yı görecek şekilde konuşlanmış, arkasında da eski İstanbul silüeti, Hüseyin Rahmi’nin köşkü görünüyordu.

Adalar her zaman güzeldir ve havası geniş bir nefes olarak insana canlılık verir. Keza Fenarbahçe parkı da o işlevi görür. İnsanlar hafta sonları öbek öbek, kentin fakir semtlerinden bile kalkıp, ailecek, arabalarıyla buraya gelirler. Arabaları ara sokaklara park parası vermemek için park edip, yiyecek içecekleriyle parkın içindeki masalara doğru yollanırlar. Sabah saatlerinden gecenin ilerleyen saatlerine kadar insanlar burada, deniz kenarında, ada manzaralı, çimenlerin üstünde, getirdikleri yiyecek içecekleriyle birlikte keyif çatmanın, aileleriyle, çoluk çocuk bir arada olmanın mutluluğunu yaşarlar…

Bir Cevap Yazın