Resim de Yazı Gibidir

Ümit Gezgin

  Ressamlar çizgilerle ve renklerle kurgularlar dünyalarını, bütün anlatımları kendilerini dile getirmek üzredir; şairler ve edebiyatçılar gibi.. Nasıl yazı bir cehd, gayret ve aynı zamanda istikrar işiyse; resim de edebi yazılar gibi, bir şiir, bir öykü ve deneme gibi; istikrarlı olmanın yanında, içten ve bilgili olmayı da gerektirir.

Nazmi Ziya

Sait Faik, kısa öykü anlatımlarıyla, sıradan insanların hayatlarına eğilmiş, kendisi zengin bir aileye mensup olduğu halde, fakirlerin dünyasında, onları anlayıp, içten bir samimiyetle anlatarak, sanatsal mutluluğu aramıştır. Keza, İbrahim Safi’de, de yine insana dair, mekanlarla bütünleşmiş hikayeler gizlidir. Zaten, salt figüratif resim değil, aynı zamanda, şehir enstantaneleri, giderek doğa parçaları ve sokak, tarihi eser  tanımları da, edebiyatçılarla birlikte, özgün ve yine insana dair anlam ve anlatımları kuşanır.

Hoca Ali Rıza

Gerçek sanatçılar, üstad Salah Birsel’in dediği gibi bir derinliğe, geniş görüşlülüğe sahiptir. Üstad ne der: “Ey okur, şimdi seni sana gösterip, yeniden öğrenim rahlesinin önüne oturtacağız. Üç yüksekokul bitirmiş olsan bile, Efdalü’l Müverrihin Salah Efendi’den öğreneceğini ortadan kaldırmaz.”

Hikmet Onat

Has bilginin peşinden, kırıntı ve ayrıntıları bile ihmal etmeden koşan, Salah Efendi, okurlara samimiyetle ve kendi ironik üslubuyla olan biteni anlatır. Zeka parlaklığı, bir empresyonist resim  gibi satırlar arasında gezinir. Paris’e, Londra’ya uzandığı zamanlar bile, oralarda dolaşan Genç Türkler gibidir. Batı değerlerine doğulu kalarak eğilir; o adeta bir 19. Yüzyıl yazarıdır. Ansiklopedik bilgilerle donanmış bir bilge. Bu bize has bilgeliği,  mütevazi büyüklüğü Şeref Akdik resimlerinde, Hoca Ali Rıza’da, Namık İsmail’de, Sami Yetik’te de gözlemleriz. Hatta Hikmet Onat’ın Boğaz kıyılarındaki ve iskelelerindeki mavnaları, kayıkları, yelkenlileri bile, sıradan insan hikayeleriyle doludur. Bu yönüyle Sait Faik’in deniz insanlarını çağrıştırır bize. Bütün insansızlığı içinde insan hikayeleriyle doludur. Deniz insanları, onların yaşantıları, hüzünleri, dünyaları ve geleceğe bakışları.. bütün o mavnalarda, kayıklarda ve deniz motorlarında gizlidir..

Salah Birsel

Keza Nazmi Ziya’nın ışık, mekan ve insan gerçekliği de hep resimlerinin içinde öyküler toplamı olarak yer alır. Her bir tablonun uzun veya kısa, birer öykü olduğunu düşünürüm. Hatta bazı resimler vardır ki, romana bile uzanılır onların görsel anlatıları içinden.. Çoğu resim ise şiirin boyutlarında varlık kazanır. Nazmi Ziya’nın, Avni Lifij’in, Hoca Ali Rıza’nın resimleri şiirle hemhal resimlerin başında gelir…

Şeref Akdik

Resim, akılla sezginin ortak noktasında varlık bulur. Her ressam, duygunun ve aklın ortak bileşkesinde olgunlaşmasını tamamlamaya çalışır. Bazı ressamlarda akıl ön plandadır, Cemal Tollu, Avni lifij, Nurullah Berk, Osman Hamdi gibi.. Bazıları şiirsel derinlikle ortaya çıkar ki, bu ressamlar şair ruhludur.. Nazmi Ziya, Fikret Mualla, Samit Yetik gibi…

Nazmi Ziya’nın resimlerine daha yakından bakıldığında; İstanbul silüetlerinin ve onların gerisindeki tarihsel, güncel mekanların içindeki insan portreleri, figür formları ve onların yine, mekanlara, görüntülere sinmiş hikayeleriyle karşılaşırız. İstanbul, bütün bir güncellik, insan atlası ve iç içe öyküler barındırır. Resimler de çizgi, form, renk gerisinde karmaşık insan hikayelerini kapsamına alır. Zaten Nazmi Ziya’nın amacı da bu farklı insan hikayelerini mekanlarla bütünleştirerek anlatmaktadır.

Sonuç olarak resim de yazı gibidir ve yine her yazı resimsel ögeler barındırır içinde. Ressamların ve edebiyatçıların aynı ruh iklimine sahip  olmalarıyla belki bu durum daha iyi açıklanır. Yazı resmi açıklamak için kendine özgü bir varlık kazanır, keza resim de içinde sembolik ve kendine özgü yazıyı barındırır…

Bir Cevap Yazın