Resimlerim Üzerine

Ümit Gezgin

Resim bir hesap kitap işi değildir benim için. Bu yüzden, Raoul Dufy’nin; “Resim sanatı bir hesap ya da bir usa vurma işi değildir.” sözüne katılırım. Mekanları, özellikle tarihsel mekanları yorumlamak, geçmişte kalmış mekanların ve insanların harmanlandığı, çizgi ağırlıklı, farklı tekniklerle anlatılan resimlere ulaşmak içimdeki ana hedef gibi durur.

Boğazı gören eski sevimli evler. Bir zamanlar İstanbul’dan..

Beyaz yüzey üzerinde, bu çoğu kez resim defteridir, kısa bir süre tedirginlikle beklerim. Hayali değildir resimlerim. Ama aynı zamanda da içimde saklı bir imgeyi ararım. Tam hissettiklerimi ve düşündüklerimi çizerek anlatamayacağımı, aslında yazarak da tam ifade edemeyeceğimi; gördüklerimi, düşündüklerimi, okuduklarımı ve yaşadıklarımı tam ve mükemmel bir şekilde, (neyse o?) anlatamayacağımı bilirim. Bilirim Orhan Veli’nin; “görüyorum, düşünüyorum, anlıyorum; anlatamıyorum..” dediğini.. Belki sanatın bir dalıyla uğraşan, sanata bir şekilde bulaşan insanların ortak derdidir bu. Bulaşmayanların zaten böylesi varoluşsal sorunları yoktur, çünkü onlar o varoluşsal olgunlaşma aşamasına daha adım atmamış oldukları için de, yani çemberin dışında kaldıkları için, başka bir algı ve yaşam boyutunda bulunduklarından dolayı; böyle dertlerle hemhal değillerdir.

Kadıköy Altıyol
Kadıköy, Eski Hal, yeni Konservatuar ve Haldun Taner Tiyatro Binası

Resimsel samimiyetine inandığım için sevdiğim ressamlar vardır. Zaten resimler insanın ruh dünyasını çok iyi gösterir. Kimin resme nasıl baktığı, onu nasıl algıladığı hemen hemen bellidir. Nazmi Ziya’yı severim; rahattır, huzur verir resimleri; resimle, anlatımla oynamaz, içten bir dili vardır; rahattır ama, içinde endişeyi de barındırır. Mükemmeliyetçi olan ressamlara pek eğilim göstermem,  sevsem ve takip etsem bile.. Hikmet Onat, güçlü bir anlatımcı, renkçi ve desencidir. Çok tutarlıdır ve o oranda da sıkıcıdır benim için. Ama çabasına büyük saygı gösteririm. Keza Hasan Vecih Bereketoğlu’nu da yine samimi olarak resme yönelmesinden dolayı takdir ederim. Bir gayret, anlatma, dile getirme çabası içindedir. Bir tutku ve sevinçle resim yaptığı resimlerinden bellidir. Abartıya kaçmadığı gibi, kendini koyu bir disiplin içine de sokmaz.

Kadıköy tarihi vapur iskelesi

Ben de abartıya kaçmam. Ama, doğrusu başladığım resmin bir an önce bitmesini isterim; bir resmin nasıl ve nerede biteceğini, bitip bitmeyeceğini de doğrusu bilmeden yaparım bunu.. Resim gerçekten biter mi? Bazen, ki çoğu kere böyledir.. yaptığım resimlere tekrar tekrar yönelebilirim. Öyle ki, büyük doygunluklara ulaşmış ve sonunda resim olmaktan çıkmış resimlerim de vardır. Çok fazla şeyi de kaldırmaz resim.. şiir gibidir.. Üstad Salah Birsel şiir için söylemiştir bunu; fazla yük kaldırmaz, diye. Resim için de pekala söylenebilir bu.. Durmasını bilme sanatıdır biraz da resim.

İzmir Saat Kulesi

Üslup büyük sorunsaldır resim için. Elbet benim için de.. Çünkü bir sınır hattı çizer ressama ve dışına çıkılmamasını söyler durmaksızın. Karakterin yansıması olduğu oranda kabul edilebilir belki, ama, sınırları belli çizgilere dönüştüğünde pekala bir karabasana da yol açabilir. Önemli olan sanki daha çok resim yapma eylemidir. Bunun pratik dışı bir şey olduğunu da söyleyebilirim aynı zamanda.. Düşüncede gelişen birşey.. Akılda yapılan bir eylem..

Sonuç olarak şair niçin şiir yazdığını bilmediği gibi, ressam da niçin resim yaptığını tam açıklayamaz. Gerçekten de niçin resim yapılır?…

Bir Cevap Yazın