Tarihiyle Tükenmeyen Şehir İstanbul

Ümit Gezgin

İstanbul tarihi özelliğiyle ön planda olmaya hala devam ediyor. Bu da çok güzel bir özellik; günümüzde bütün şehirlerin betonla kaplandığı, gökdelenlerin gökyüzünü ve maviliği engellediği ortamda, tarihi bir şehrin hala özelliğini sürdürüyor olması çok önemli.

Tarihi çok eskilere giden İstanbul, Roma’nın, Bizans’ın ve Osmanlı’nın bütün ihtişamını ve mimari gerçekliğini üzerinde bir gurur olarak taşımayı sürdürüyor. Kız Kulesi’yle ki tarihi M. Ö. 341’e kadar gitmektedir. Kız Kulesi’nin biliyoruz ki eski zamanlardaki ismi; Damalis ve Leandros’dur. Damalis zamanın Atina kralı Kharis’in karısının adıdır ve de  Damalis vefat edince bu sahillere defnedilmiş olup, kuleye de bu isim verilmiştir.  Bizans zamanında da kuleye ‘küçük kale’ anlamına gelen ‘Arcla’ adı verilmiş.

İstanbul’un fethinden sonra Boğaz’ın Marmara’ya açılan, Üsküdar sahilinin hemen açığındaki küçük adacığın üzerindeki bu kule yıkılarak, yerine ahşap bir kule inşa edilmiştir. Kule 1719’da çıkan bir yangınla yok olunca, 1725’de İstanbul şehrinin başmimarı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından kagir olarak yeniden yapılır. Kulenin üst kısmı değiştirilerek, camlı bir köşk ve kurşunla kaplı bir kubbe eklenir. Ünlü hattat Rakim Efendi ise, kule kapısının üzerindeki mermere Sultan II. Mahmut’un tuğrasını taşıyan bir kitabe yerleştirir. 1857’de ise, kuleye bir fener ilave edilir.

Kız Kulesi, hala canlılığını, güzelliğini değiştire, farklılaştıra sürdürüyor ve İstanbul’un tarihine ve geleceğine estetik bir aydınlanma olarak yansıyor.

Galata Kulesi de kendine ait bir özelliğin ve tarihin simgesi olarak geçmişten günümüze uzanmakta ve böylece tarihi bu güne ve geleceğe bağlamaktadır. Galata surları içinde bir gözetleme kulesi olarak  inşa edilen kule, günümüzde adeta bir seyir terası işlevi görmekte, hem ressamları ve hem de edebiyatçıları kendisine çekmektedir. Onunla ilgili yüzlerce, binlerce yorum, değerlendirme, resim ve fotoğraf meydana getirilmiş, şiirlerde, romanlarda farklı hikayelerle yer almıştır.

Kız Kulesi’yle kıyaslandığında çok yenidir Galata Kulesi. Tarihi 1267’ye gider. O dönemde Bizans İmparatorluğu ile ittifak halinde olan Cenevizliler tarafından yapılır. Gerek Kız Kulesi’ne, gerekse de Cenevizlilerden kalma bu gözetleme kulesi olan Galata Kulesi’ne elbet değerli yazarlarımız Ahmet Mithat Efendi, Hüseyin Rahmi ve Ahmet Rasim de, tabi ki Sait Faik ve Yahya Kemal de türlü nazarlarla bakmış ve yine büyük üstad Salah Birsel de tüm bu değerli yazarların nazarlarını ve değerlendirmeleri, giderek ruh durumlarını da kendi özgün sayfalarına o humor dolu anlatımıyla kondurmuştur.

İstanbul’u, bu kuleler temsil ettiği kadar belki onlardan da daha fazla ve yakın zamanlara ait, ama tarihsel bir kule olan, Beyazıt’taki Yangın Kulesi de temsil eder; Beyazıt’taki bu kule, aslında yangın kulesinden ziyade Beyazıt Kulesi olarak anılır. Asıl amacı elbet, meşhur İstanbul yangınlarını gözetlemek ve önlemini erkencene almaktır.

Kule, 1749 yılında ahşap olarak inşa edilir. Sonra 85 metre yüksekliğindedir ki, İstanbul’daki en yüksek tarihi yapıdır. Kendine özgü, diğer kuleler gibi de bir estetiği vardır ve de nice şehir manzaralarına tutkun ressama ve şehri bir zevk olarak yansıtan hikayeci ve romancılarımıza, sonra geçkin yaşlarında anılarını yazan edebiyatçılarımıza ilham kaynağı olmuştur. Yapılan ilavelerle kulenin yüksekliği 118 metreye ulaşarak, başların dönmesine vesile olmuştur. Cibali Yangını ki meşhur bir yangındır; bu yangında kül olan kule 1826 yılında yeniden yapılır. Bu sefer de Yeniçeri Ayaklanması’nda tekrardan küle dönüşür. 1828 yılında yeniden, bu sefer Senekerim Balyan Efendi’nin mimarlığında tekrar inşa edilir. Şunu da belirtelim ki; Kulenin Beyazıt meydanına bakan kısmında Sultan II. Mahmut’un tuğralı kitabesi yer almaktadır. Hat yazısı da Yesarizade Mustafa İzzet Efendi’ye aittir.

Kısacası, İstanbul, tarihi İstanbul anlat anlat bitmez.. Niye ressamlar, sanatkarlar ve edebiyatçılar şanslıdır bu şehirde yaşamaktan, sadece bir parça tarihi eseri bile düşünüldüğünde büyük bir nimettir İstanbul. Yahya Kemal boşuna söylememiştir; “Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul” diye…

Bir Cevap Yazın