Şehr-i İstanbul’u Resmetmek

Dr. Tuncay Gezgin

Sanat Tarihçi-Akademisyen

Her şehrin bir ruhu kimliği vardır. Şehrin kimliği şehirlinin kimliğidir aynı zamanda. Zira şehir insanın hayatını çevreleyen, biçimlendiren, onun düşünce ve duygu dünyasını yönlendiren bir yapı. Bu yapıyı kuran kurgulayan da insanın kendisi elbet. Onun inançlarından kıymet ve değer verdiklerinden yola çıkarak oluşturduğu tercihleri.

İstanbul sahip olduğu medeniyet iklimiyle istisnai bir şehir. Yahya Kemal milliyetimizin yeryüzünde verdiği en kıymetli hazine en büyük  eser olarak karşılar onu.  Her taşında, her köşesinde İstanbul bizim kimliğimizi, ruhumuzu, zevkimizi yansıtmaktadır.  Zaman içinde yıpranmış, yıpratılmış olsa da böyledir bu.

Avni Lifij

A. Şinasi İstanbul’da tabiat ve tarih duygusunu hakim iki duygu olarak görür. Sanatçılar, his ve fikir adamları hayatlarına bir lezzet ve kıymet veren bu iki duyguyla gençliklerinden ölümlerine dek yaşamaktadırlar. Sanatçılar, şairler, ressamlar bu başat duyguların etkisi altında verir eserlerini. Bazen bir rüya perdesinin ardından olsa da.

Halil Paşa

İstanbul ülkemize gelen Batılı sanatçılar tarafından resmedilir önce.  Batılı sanatçılar bir parça doğu dekoru oluşturmak kaygısıyla şehre bakar. Bu yüzden yaşayışımızı biraz mübalağalı ve görmek istedikleri gibi göstermeye çalıştıkları söylenebilir. Hatta biraz masalsı görülebilir eserleri.   Masalsı fakat şüphesiz eski İstanbul’a , hayatımıza dair güzel birer belgedir onlar.

Matrakçı Nasuh

Bizde İstanbul’u resmetmek söz konusu olduğunda şüphesiz ilk akla gelmesi gereken isim Hoca Ali Rıza’dır.  “En ziyade temayülüm milletimin ve memleketimin hissen, şeklen, ahlaken ve hayaten sadık ve hakiki tercümanı olarak bilhakkın İstanbul’u ve onun Boğazını ölmez bir hayat lisanıyla söyleyen eserler vücuda getirmektir” diyen sanatçı bu yönde yerli ve milli yaşayışı anlatan  eserler meydana getirmiştir. Eserlerinde şehrin mahalle ve sokakları, deniz kıyıları, Boğazı, evleri, mezarlıkları, çeşmesi, camisi,  sessiz nice köşeleri tüm hayatiyetiyle, mahalli renk ve üslupta yapmacıksız ve belgeci bir yaklaşımla resmedilmiştir.

Nazmi Ziya

Halil Paşa eski hayatın tüm zenginliği içinde yaşandığı İstanbul tabiatını ve Boğaziçini resmeder. Ayrı bir medeniyet telakki edilen  Boğaziçi’nin sahil manzaraları eserinin en mühim kısmını oluşturur.  Bozulmamış tabiatıyla Boğaziçinin kıyı şeridinde yalılar, evler, kayıklar  onların durgun Boğaz  suyundaki akisleri gönül çekici, şiirsel görünümler sunar.

Hikmet Onat

Nazmi Ziya,  N. Berk’in deyişiyle  bir İstanbul portrecisi hatta İstanbul sevgilisidir. Bir sevgilinin hayranlığıyla seyreder şehri. İstanbul’u sıradan bir doğa parçası olmanın ötesinde şehir kimliğini, ruhunu, yaşantısını yansıtacak şekilde ele alır. Özellikle tabiat ve mimari birlikteliğine birbirleriyle olan uyumlarına dikkatle bakar. Buradan çıkan efsunlu güzelliği ortaya koyar.

Devrim Erbil

Avni Lifij, İstanbul’un güneşe boğulmuş manzaralarını tercih etmez. Genellikle akşam ışıklarının altında seyreder şehri.  O da şair Ahmet Haşim gibi tahayyül etmek imkanının büyüsüne kapılır. Görsel berraklıktan uzak efsunlu bir İstanbul portresi verir. Hikmet Onat tersine parlak güneş altında her şeyi daha net açık seçik görür. Bu parlaklık bazen bir makyaj gibi kullanır bazı kusurlarını örter şehrin. Manzarayı genelde yukardan seyreden Sami Yetik ayrıntılardan arınmış bir yaklaşım sergiler. Mimari, çevre ve insan ilişkisinden doğan bir atmosfere bir iklime bakışını yöneltir. İstanbul bütün izlenimci kuşağın ve onların çevrelerinde yer alanların kendi üsluplarınca ele aldıkları zengin bir tema olmuştur.

Zamanla şehrin yıkımı, değişimi sebebiyle sanatçının yaşadığı şehirle ruhuyla bağ kurmasının zorlaştığı söylenebilir. Her şeye rağmen şehir ruhunu koruyor. Onu anlamak için daha titizlikle bakmak gerekiyor belki.  Bunu bakışı başaran, bu ruhu anlamı keşfeden, görebilen ve yorumlayan sanatçılar oluyor. Ne kadar değişse de bazı şeyler her zaman da olacak muhtemelen.

Ümit Gezgin

Devrim Erbil  şehri kuşbakışı seyreder. Topografik denilebilecek bu bakış onu 16. yy ilim adamı ve  nakkaş Matrakçı Nasuh’a da bağlar. Şehir tarihsel konumu, zengin kültürel mirası, özgün şehircilik anlayışı, tabiatı, geçmişin şimdiyle bağını vurgulayan süreç içinde biriktirdikleriyle yansır eserlerine. Bütünü kaybetmeden detaylar vermeyi anlamlı bulur. Detaylar kültürel, tarihi, mimari ve tabiat özelliğiyle şehri çözümleme isteğinin bir yansımasıdır.

Ümit Gezgin ise şehre yaşamın ritminin temposunun içinden bakar. Geçmişle tarihle bir bağ kuran bir bakıştır bu aynı zamanda. Ayrıntılara dalmayan orada oyalanmayan bir hakikat arayışı içinde. Hızla çabucak çalışılmış resimleri,  hızla önünden geçilen manzaralar, farkedilmeden yaşanan hayatlara ilişkin bir ima içeriyor gibidir. Hem şehre hem şehrin insanına ait bitmeyen tamamlanmayan bir belleğin peşinde.  Şehirde ve ömrümüzde nedir var olan ve yitirilen. Görülen ve görülmeden geçilen. Kaderimiz nedir. İstanbul’un ve bizim.

Bir Cevap Yazın