Sanat Gerçekliği Yansıtma Üzerine mi Kurulu?

Ümit Gezgin

5 Mayıs 2021 Çarşamba

  Sokakların tenhalığı devam ederken, köşe başındaki eski, bahçeli ve balkonlu apartmanlardan birinde televizyondaki popüler dizilerden birinin çekimi yapılıyor. Ekran önünde on kişi varsa, arkasında da belki bir elli kişi harıl harıl çalışıyor. Özel araçların yanında, karavanlar, yiyecek-içecek servisleri, kostüm arabaları, jenaratöründen tutun, dinlenme karavanlarına, türlü minübüs ve küçük kamyonlarına kadar bir sürü araç ve elbet maskeye mesafeye dikkat etmeyen genç insanlar..

Film ve dizi sektörü, ajans dünyası gibi yoğun ve karmaşık çalışıyor. Arapsaçı bir görünüm var işin dışından bakılınca. Belki içinde de böyledir. Ama bir yoğunluk, bir üstün gayret.. Sonunda dizinin tutması, reklamların fazla olması ve daha çok para kazanılması için her şey..

Sokaklar tenhalığını bir süre daha sürdürecek. İnsanlar bir süre daha ev içlerinde daha fazla zaman geçirecekler ve belki yeni beceriler bu süre boyunca edinecekler ve bu da onlar için faydalı olacak.. Gönül istiyor ki insanlar bu süreyi sanatsal becerilerini geliştirme, kitapla daha fazla buluşarak entellektüel kapasitelerini arttırma yolunda da kullansınlar. Ama bir görüşe göre, sanatla uğraşmak kadar, kitap okumak da hem bir karakter hem de eğitimle ilgili bir şey.. Bizde de sanata ve kitaba yönelik yoğun bir yönelim olmadığı için, maalesef insanlarımızın çoğu sanatdışı kalıyorlar ve bütün ömürleri, maişet peşinde, hayatlarını sürdürmek için para kazanmak peşinde tükeniyor.. Yıllar geçip ömrün sonuna gelindiğinde, belki geriye dönüp ‘ah ah!, vah vah!’ diyorlar ama.. o zaman da iş işten geçmiş oluyor…

Sanat bir yansıtma mı, yoksa nesnelerin özüne yönelik bir uğraş mı?.. Bunun üzerinde bütün bir sanat tarihi durmuş. Yansıtmacı ressamlarla, yorumcu ressamlar çıkmış ortaya.. keza, şiir için de söylenebilir bu.. Yorumcu, sembolik şairlerle, Ahmet Haşim gibi.. Yahya Kemal gibi, yansıtmacı şairler ortaya koydukları şiirler doğrultusunda yaşadıkları dönem içinde birbirleriyle hep karşı karşıya gelmişler.

Keza, resimde de, Akademi merkezli o meşhur Soyut-Somut tartışma ve çatışması, bütün ülke sathına yayılarak, diğer sanat eğitimi kurumlarının da çekirdeğini teşkil etmedi mi uzun yıllar.. Neşet Günalcı, ‘figürcü’ kitle ile, Adnan Çokerci, ‘soyutçu’ kitle.. Akademi bünyesinde de, dışında da, hatırlarım, özellikle Sanat Çevresi Dergisi bünyesinde nice tartışma ve kavgalara giriştiler. Aslında güzel bir şey oldu.. O tartışmalar, yaratıcı entellektüel katkı olarak sanat tarihine armağan olarak yerleşti. Genç kuşak araştırmacılar için oradaki yazılar, tartışmalar çok önemli bir belge şimdi.. Sanat Çevresi Dergisi’nin bütün sayıları internete taşınabilse, ne kadar güzel olurdu.. Ama nasıl olacak bu?…

Sanatın ister edebiyat kolu olsun, ister plastik sanatlar alanı, derinlemesine incelenmeli, araştırmalı.. Bu alandaki geçişler, ilişkiler geniş kapsamlı irdelenmeli.. Her alan kendi donanımlı eleştirmenlerini, yazarlarını yetiştirmeli en başında.. Eleştiri ve yazarlık alanında tarzlar ve ekoller oluşmalı.. Bizde maalesef bırakınız ekolu, tarzı, doğru düzgün yazar, nesnel karakterli eleştirmen yetişemedi.. Kör topal bizden öncekiler de bizler de sürdürdük sürdürüyoruz.. Bu alanda eleştirmen hiçbir zaman için sevilmedi. Herkes kendine göre eleştirmene görevler yükledi, hep kendi yanında olmasını, durmasını bekledi.. İstediği olmayınca da kötüledi, yok etmeye çalıştı.. Böyle bir ortamda, anlayış içinde eleştirmen yetişebilir mi? Zaten yetişmedi, adım atanlar geri çekildi sahadan, bir daha da geri dönmedi…

Neler yaşandı sanat dünyasında? Kimler geldi kimler geçti… Rahmetli Hamit Kınaytürk otuz yıl çıkardı Sanat Çevresi Dergisi’ni.. Ne oldu ödül mü verdiler?.. Onun yaptığı hizmeti kimse yapmadı. Ne kadar anladık o bile tartışmalı.. Öldükten sonra kıymetini anladık, ama iş işten geçmişti. Cenazesine katılan yoğun kalabalıkla oyalandık, ve, ‘ne kadar çok seveni varmış’ dedik sadece.. Sanat dünyasının duayen eleştirmenlerinden Abdülkadir Günyaz’ın vefatı doğru düzgün yankısını bile bulamadı.. Sessiz sedasız çekildi gitti aramızdan. Sosyal medyada bir-iki ‘ah vah’la yetinildi.. Bu durumda sanat dünyasına, sanatçıya ve sanat kurumlarına gerçek anlamda hizmet edecek insanlar nasıl yetişecek?.. Biz kıymet bilmediğimiz sürece de yetişmeyecek.. yetişmesine imkan olmayacak…

Sanat gerçekliği yansıtmalı mı yansıtmamalı mı? Yansıtsa ne olur, yansıtmasa ne olur? Gerçekten sanatın olup olmadığı sorgulanmalı…

Bir Cevap Yazın