Üsküdar’daki III. Ahmet Çeşmesi Üzerine

Mengü Bayındır

  İstanbul’da yaşamanın vazgeçilmez gerçekliğidir tarihi yapılar. Onlar olmadan İstanbul’u hayal etmeye imkan ihtimal yoktur. Bir Süleymaniye Cami‘siz İstanbul, bir Galata Kulesi veya Kız Kulesi, Sultanahmet Cami olmadan nasıl onu tasavvur edemezsek; aynı zamanda tarihi çeşmeler ve özellikle de meydan çeşmeleri olmadan da yine İstanbul tamamlanamaz ve eksik kalır.

Birçok zamanlar önünden geçtiğim, özellikle Beşiktaş’a giderken suyundan kana kana içtiğim, önünde durup kitabelerini okumaya çalıştığım, uzaktan fotoğraflarını insanlarla birlikte kadraja aldığım III. Ahmet Çeşmesi 1728 yılından bu yana orada durmaya ve varlığıyla sadece Üsküdar’ı değil, hepimizi ve İstanbul’u onurlandırmaya devam ediyor.. Bu değerli meydan çeşmesini III. Ahmet annesi Emetullah Rabia Gülnuş Sultan adını yaptırıyor. Annelerin ne kadar önemli olduğuna dair çok güzel, etkileyici ve kamuya açık, insanların içme suyu ihtiyacını karşılaması anlamında ne kadar güzel bir hayır düşüncesi..

Biliyoruz ki uzun yüzyıllar su önemli bir ihtiyaç olmuş, ama bugün olduğu gibi yaşadığımız evlere kadar, ayağımıza gelmemişti. İnsanlar temiz suya, özellikle meydan çeşmeleri ve her köşe başında yapılmış olan çeşmeler vasıtasıyla ulaşıyorlardı. İşte III. Ahmet’in, annesi Rabia Gülnuş Sultan adına yaptırdığı çeşme de bunlardan biri.. Çoğu kişi bu çeşmenin kim tarafından, kimin adına yaptırıldığını bilmez. Telefonlarından bakıp da öğrenmek akıllarından da geçmez. Çünkü bizler bilgi merkezli yaşamadığımız için, bilginin de peşinde değilizdir. Duygularımızla hareket ederiz. Gerçekten ziyade kulaktan dolma bilgilere itibar ederiz. Gerçek değil, söylentiler daha bir itibar görür.

Bu değerli çeşmenin sekiz adet musluğu olduğunu önünden geçenler de, kurnasından su içenler de bilmezler. Köşelerinde bulunan musluklar su içmek için, kenarlardaki musluklar da su doldurmak için yapılmıştır. Sonra her yüzünde kitabeler vardır ve bunlar; III. Ahmet, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa,  Nedim, Şair Şakir ve Şair Rahmi tarafından yazılmıştır. Ama maalesef bu Osmanlıca kitabelerin ne anlama geldiğini belirtir bir levha olmadığı için yine insanlar çeşmenin anlamına, estetik gerçekliğine, giderek ruhuna bir türlü inemiyor ve onu bütün boyutlarıyla kavrayamıyorlar…

Sahil yönündeki kitabede, III. Ahmet ve Nevşehirli Damat İbrahim Paşa birlikte şunu yazmışlardır; “Ahmet Han tarihi İbrahim’le birlikte söyledi/Allah’ın cömertliği, alemi Muhammed eli ile suladı..”

Marmaray yönündeki kitabede, Şair Şakir şunları yazmış; “Sarayın padişahı mertebesindeki Gazi Sultan Ahmed/Ondan olan keramettir o kuvvetlendirilmiş hakandan/O tek Allah’ın gölgesi ki bir nefes bile Allah’tan vazgeçmez…”

Otobüs durakları yönündeki kitabe, Şair Rahmi tarafından dokuz beyit olarak yazılmıştır;

“Kainatın övüneniyle adaş Gazi Sultan Ahmed/Güzel eserleri yaptıran şah, mübarek Allah’ın gölgesi..” diye devam ediyor..

Mihrimah Sultan Cami yönündeki kitabe Şair Nedim tarafından yazılmış;

“Saltanatın yüzü suyu Gazi Ahmed Han ki onun/Daima işi canciğer arkadaşı Ahmed’in (Muhammed) vaazını yürütmektir…” diye devam ediyor…

Özcesi tarihi eserlerimiz gibi, tarihi çeşmelerimiz de, şehre sadece anlam katmazlar, yeni boyutlar da eklerler. İnsanlarla sürekli bir irtibat içinde tarihten güncelliğe uzanan estetik bir ruh iklimi yaratırlar. Benliklerimizi, karakterlerimizi ve uhrevi varlığımızı oluştururlar. Onları gözümüz gibi koruyup, kollamamız ve en önemlisi genç nesillere doğru ve anlaşılır bir şekilde aktarmamız gerekmektedir…

Bir Cevap Yazın