Öykü: Mimar ve Ressam

Yusuf İdriskoru

Gün özelliğini yitirmeye adım atmıştı. Martılar yoğun çığlıklar içinde apartmanın altındaki kasabın önünde, köpeklerin hemen yanında toplanmaya başlamışlardı. Arabalar sağlı sollu, denize ulaşan parka doğru giden asfalt yolda parlak ölü balıklar gibi sıralanmışlardı. Ölgün güneş ışığı metallerini, camlarını ve tekerlek jantlarını kısık kısık yansıtıyor, gelip geçenler arasında köpeklerini gezdiren havalı genç kızlardan bazıları son model arabalara bakıyorlardı göz ucuyla..

Mimar ve Ressam, köpek gezdirenler, genç kızlar, diri ve türlü yeşilli ağaçlar ve yer yer eğri büğrü ve köpek dışkılarıyla da bezeli kaldırımda karşılaşmışlar, Mimar “Geç kaldınız bugün. Dolaşmak için. Resim çizmeye değil mi?” demiş. Ressam da; “Yok, artık öyle geniş dolaşmıyorum.. Fotoğraf belki markete giderken çekiyorum. Biliyorsunuz, yasaklar var, öyle uzun turlar, parka doğru uzanan yürüyüşler yapmıyorum. Hiç oturmuyorum..” demişti.

Aynı apartmanda oturuyorlardı. Zaman zaman karşılaşıyorlar, ayaküstü kısa sohbetlerde bulunuyorlardı. Mimar uzun boylu, ressamdan biraz yaşlıca, saçları ressama oranla daha fazla dökülmüş, ressamdan daha tombulcaydı. Ressamın bütün içtenliğine ve doğallığına rağmen, mesleki özelliğinden dolayı mimar daha kesin, kısa konuşuyor, sözcükleri ağzında fazla eveleyip gevelemiyor, bilimsel kesinliklerle anlatacağı meramı anlatıyordu. Ressamın elinde her zaman bir naylon torba veya bez çanta olur, içinde resim defteri, normal defter, bazen de pastel boya bulunurdu. Onun için cep telefonuyla fotoğraf çekmek bir alışkanlık haline gelmişti. Bazen öyle olurdu ki olur olmaz yer ve zamanda fotoğraf çekerdi, çizebilirim, düşüncesiyle.. Çoğu kere de çekilen fotoğraflar bir işe yaramaz ve hepsini telefonun hafızası dolunca silerdi. Ara sıra da kısa videolar çekerdi. Yaşamı daha iyi yansıttığını, düşünürdü videoların. Fotoğrafların ölümcül, donuk bir karakteri vardı ona göre. Yaşamıyordu fotoğraflar, ama videolar öyle değildi. Anları hareketli kaydediyordun ve istediğin yeri donduruyor ve resimlerini çizebiliyordun.

Ressam: “Sizi de görüyorum, bu yasaklı, pandemi zamanlarında bile çıkıp dolaşıyorsunuz, bravo.. İşler nasıl gidiyor?

Mimar: “Ben de seviyorum yürümeyi. Evdekiler, eşim de kızım da pek sevmezler yürümeyi.. Siz de seviyorsunuz. Ama sizin tabi bir de mesleğiniz. Görmek. Aslında ikimizin de mesleği. Sonuçta mimarlık da görsel sanatların bir kolu..”

Ressam: “Tabi tabi.. Görsel sanat ikisi de.. Mimari çok önemli.. Hepimiz mimarinin içinde dışında yaşıyoruz.. Çok önemli mimarlık..”

Mimar: “Gerçi kişiliksiz apartman mimarisi olmasaydı daha iyi olurdu ama.. yapacak bir şey yok.. Mimarları da aşan bir şey bu.. Para kazanma hırsı, sonuçta mimarinin de önüne geçiyor işte böyle çevremizde gördüğümüz gibi, zevksiz, ruhsuz binalar peydah oluyor..”

Ressam: “Tabi tabi.. Eskiden buralarda köşklerin olduğu, söyleniyor. Yıkılıp, yerlerine bu bir örnek apartmanlar yapılmış.. Keşke yıkılmasaydı da, yapılacaksa da bahçelerine yapılsaydı..”

Mimar: “İşte, para hırsı.. Anlatmaya çalıştığım o.. Bizi de aşıyor hırs, para kazanma hırsı..”

Yanlarından hızlıca bir motokurye geçti. Üç-beş araba kuyruk kuyruğa ilerliyorlardı. Gökyüzünde tek tek bulut vardı. Bir köpek kasabın önünde yatıyor, başucunda iki martı, ayaklarının altına aldığı kemirilmiş kemik parçasına tedirgin bakışlar fırlatıyorlardı. İki-üç genç ayakta durmuş sigara içiyor, maskeleri çenelerinin altında sohbet ediyorlardı el kol hareketleriyle.. Kıvırcık saçlı bir kız, elinde küçük köpeğiyle yanlarından geçti.. Eskilerden kalma bir apartman yıkılıyor, bir arsaya delikler açılıyordu.. Çevrede tek tük, restore edilmiş köşk vardı. Kapalıydı bunlar. Yanlarından geçenler yüzlerini çevirip bakmıyorlardı bile köşklere. Caddenin denize, marinaya açılan noktasında yelkenliler hafif hafif sallanıyor, kıpırtılı dalgalara vurmuş gölgeleri renkli koyu tablolar oluşturuyordu..

Ressam ve mimar birbirlerine selam vererek ayrıldılar. Sokak ve çevre kendi sesi, görüntüsü ve varlığıyla akım gitmeye devam ediyordu…

Bir Cevap Yazın