‘MAVİYE ÖZLEM’ Ali İsmail Türemen Anma Sergisi

Bundan 1 yıl kadar önce aramızdan ayrılan Ali İsmail Türemen Marmara Üniversitesi ve Anadolu Üniversitesinde yetiştirdiği öğrencilerinin açtığı ‘MAVİYE ÖZLEM’ adlı sergi ile anılıyor.

Uzun yıllar Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Temel Sanat Eğitimi ve Yüzeysel Tasarım dersleri ile yüzlerce sanatçı ve sanat eğitimcisine hocalık yapmış olan Ali İsmail Türemen aynı zamanda Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinin kurucu hocalarındandır. Bu kurumda da uzun yıllar pek çok öğrenci yetiştirmiştir.

2016 yılının Mayıs ayında öğrencisi Aysun Çölbayır Diniz’in Bursa’da açtığı Akeramos Sanat Merkezi’nin açılış sergisini eşi Ressam Berna Türemen ile gerçekleştirmişlerdir. 5 yıl sonra yine aynı gün sanat hayatını sürdüren ve pek çok üniversitede sanat eğitimi veren öğrencileri;

AYHAN TAŞKIRAN

AYSUN ÇÖLBAYIR DİNİZ

BİLGEHAN UZUNER

DİLEK ALKAN ÖZDEMİR

ECE KANIŞKAN

ENVER GÜNER

FİLİZ YILDIZ

GONCA İLBEYİ DEMİR

HASAN BAŞKIRKAN

İSMAİL YARDIMCI

MEHMET YAVUZ PİLEVNELİ

MEHTAP UYGUNGÖZ

MELTEM GÜNAYDIN YENİGÜN

NALAN DANABAŞ

OYA UZUNER

ÖZGÜR KAPTAN

PINAR GENÇ

SELVİ İLHAN

SEMİH KAPLAN

SEVİL GÖRÜR

SEVİM ARSLAN

SİBEL YILMAZ ÖZGÜNEY

SONER GENÇ

ŞEBNEM TOKER BAHAR

ŞEYMA BOBAROĞLU

TEVFİK FİKRET UÇAR

TUBA ÖNDER DEMİRCİOĞLU

ÜNSAL BAHTİYAR

ZEHRA ÇOBANLI

ZEYNEP PEMRA PİLEVNELİ

‘Maviye Özlem’ sergisi ile hocalarını selamlıyorlar.

Sergi 1 Mayıs – 30 Ağustos Tarihleri arasında gerçekleştirilecektir.

Büyük sanatçılar, hocalar yaptıkları ve öğrettikleri ile sonsuza kadar yaşarlar.

Nurlarda uyu koca yürekli mavi dev adam.

Kapanma nedeni ile açılışı 20 Mayıs tarihine ertelenen sergi 30 Ağustos Tarihine kadar açık kalacak. Sanatseverler galeride izleme imkanına sahip olabilecekler. Sergi aynı zamanda çok kişiye ulaşabilmek amacı ile instagram’da @akeramossanat sayfasından her gün bir sanatçı olacak şekilde paylaşılacaktır. Şartlardan dolayı az kişinin katılımı ile gerçekleşebilecek olan açılış canlı yayın aracılığı ile izleyicileri ile buluşacaktır.

Akeramos Sanat Merkezi

Bademli Mah. Eğitim cad. Belen sitesi no 5/1 Mudanya/Bursa

0224 549 31 51

http://www.akeramos.com | info@akeramos.com

İnstagram @akeramossanat

Özdeyişlere direnirken Deniz

Samanyoluna yataklık ediyor.

Henüz kirlenmemişti MAVİ

Gözyaşı Parlaklığındaydı Deniz.

1983 yılında sanat eğitimine başladığım ilk yıldan itibaren okuldaki dört yılım boyunca hocam oldu, Ali İsmail TÜREMEN. Onun çok güçlü sanatçı ve eğitici kişiliğinin ustalığı sayesinde ben ve onun yoğun çalışma temposuna katılabilen herkes çok yol kat etti. Form oluşturma gücünü, biçimlendirme yeteneğini çok farklı malzemeler kullanarak ortaya koymuştur. Akrilik, özgün askı, resim, sulu boya, pastel boya, seramik ve cam, hocamın çok renkli ve yaratıcı gücünü yansıtmada kullandığı tekniklerdir. Mezun olduktan sonraki yıllarda her fırsat bulduğumda okulda, atölyesinde, evinde kendisini ziyaret ederek eşsiz sohbetlerine katılma imkanı bulan şanslı kişilerden oldum. Her daim özel hissettiren güç ve cesaret veren konuşmaları sanatta rehberim oldu. Bu muhabbetlerden doğan sergi açma fikri dönem arkadaşlarımı ve beni çok heyecanlandırdı. İlk sergi 2015 yılında D’ART Galeride 3 hocamız Ali İsmail Türemen, Ateş Arcasoy Ve Güngör Güner İle Dönem Arkadaşlarım Sevil Görür, Meltem Yenigün Günaydın, Enver Güner, Sibel Yılmaz Özgüney, Pemra Pilevneli, Yavuz Pilevneli ve ben gerçekleştirdik. 2016 yılında çok uzun yıllardır planladığım Bursa’daki sanat merkezini açma fırsatı bulduğumda ilk koştuğum kişi o oldu. Son yıllarda aldığı sergi tekliflerini reddetmiş olan hocam bana el vermek için açılış sergisini sevgili Berna TÜREMEN ile gerçekleştirerek beni onurlandırmıştır. 3+6= Sonsuzluk adı verdiğimiz buluşma sergilerimizin ikincisini

Bursa AKERAMOS Sanat Merkezinde gerçekleştirdik.

Antalya’da açtığımız üçüncü sergi ne yazık ki birlikte açabildiğimiz son sergi oldu. Bir müddet sonra haberini aldığımız sınıf arkadaşımız Meltem Günaydın’nın vefat haberi hepimizi derinde yaraladı. Bir müddet birbirimizi arama gücü dahi bulamadık. Son yıllarında hocam İstanbul’da büyük sergiler gerçekleştirdi. “RAĞMEN MAVİ” ve “İÇİMİN MAVİSİ KAMAŞIYOR” Kendisini ziyaret ettiğim karlı bir kış gününden sonra baharda aldım ölüm haberini. Yaşadığımız olağan üstü şartlar hiçbirimize onu uğurlama şansı tanımadı. Büyük sanatçılar, hocalar yaptıkları ve öğrettikleriyle sonsuza kadar yaşarlar. Nurlarda uyu koca yürekli MAVİ DEV ADAM. Bunlar benim onun ardından dilimden dökülenlerdi. Gerçekten de hocam sanatı ve yetiştirdiği öğrencileri ile yaşıyor. Onsuz geçen bir yılı geride bıraktığımız şu günlerde yurdun dört bir yanından öğrencileri “MAVİYE ÖZLEM” sergisi ile onu selamlıyorlar.

Aysun Çölbayır Diniz,

Sergi Kuratörü

Benim Mavi Dostum

İsmail Türemen’i, Eskişehir İktisadi Ticari İlimler Akademisi Başkanlığım sırasında tanıdım. Akademiler ile üniversiteler arasındaki “Akademik Dereceler” ve “özerklik” konularının yol   açtığı hukuk kavgasını Danıştay’ın kararı ile akademiler kazanmıştı. Kanunları farklı olsa da, onlara tıpkı üniversiteler gibi, kendilerine bağlı çeşitli fakülte ve yüksekokullar kurma yetkisi tanınmıştı. Ankara İTİA, Tıp Fakültesi kurarken, Eskişehir İTİA da, “Güzel Sanatlar Yüksek

Okulu” ile “Sinema ve Televizyon Yüksekokulu” kurmak kararını vermişti. O tarihte, İTİA’lardan farklı bir Akademi de, İstanbul’daki tarihi “Güzel Sanatlar Akademisi” ve ona bağlı “Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu” vardı. Bizim arzumuz, mezunlarına talebin çok olduğu bu yüksekokulun bir benzerini Eskişehir’de kurmaktı. Oradaki bazı sanatçıların bizde de, hoca olarak, ek görev almasını sağlayabilmek üzere Beşiktaş’ta denizin kenarındaki tarihi binadaydık. Hepsi kendi dalında çok yetenekli genç öğretim elemanlarıyla bu konuyu görüşüyorduk. Sanatın Anadolu’da da yayılması için, misyonerler gibi, her hafta Eskişehir’e gelip gitmek gibi zahmetli bir göreve hazır olanlar arasında Ali İsmail Türemen de vardı. Biz bu hazırlık safhasında iken YÖK kuruldu ve Akademiler üniversite yapıldı. Tahmin edilebileceği gibi Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nin “Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu”, önce bu isimle daha sonraları da “Güzel Sanatlar Fakültesi” olarak, (tabiri caiz ise), Anadolu’nun bozkırında, bir kardelen gibi çiçek açtı. Resim, heykel, grafik, seramik, endüstriyel tasarım, sanat tarihi, iç mimarlık bölümlerinden oluşan, kurumun sanatçı hocaları İsmail ve Berna Türemen’ler, Mustafa Pilevneli, Mehmet ve Ünaç Erem’ler, Öğün Bakır, Abdullah Demir, Faruk Atalayer, Niyazi Gündüz, Aytaç Katı, Erim Gözen ve Avusturalya’dan gelen Zehra Çobanlı ekipleri Anadolu’nun dört bir yanından okula kayıt olan yetenekli gençleri eğitmeye başladılar. Benim yönetim politikalarımdan biri, branşlar ve bölümler arasında rekabet yaratmak idi. Eğitim Fakültelerindeki “Resim-İş Bölümü’nü” de Ankara’daki sanatçı hocalardan oluşturmuştum. Atilla Atar, Nevra Bozok, Numan Aslan, Dinçer Özen, Mustafa Toprak, Şahin Özyüksel, Fikri Şentürk, Neşe Sayıl gibi branşlarında usta hocaların bir kısmı asli kadroya atanmış bir kısmı da kurumlarından izinli olarak ek dersle görevlendirilmişlerdi. İşte böylesi sanatçıların hoca olduğu Anadolu Üniversitesi’ndeki duayenler arasında sevgili İsmail Türemen yaz aylarında denizlerde dalgıçlığa ve tablolarının çoğunda da mavi renk tonlarını kullanmaya meraklıydı. Güzel Sanat dalları arasında “Camgeranlık” diye bir dalın olduğunu da ondan duymuştum. Benden illa bir cam sanatları atölyesi kurmamı istiyordu. Hatta kampusun ısı merkezinde, kalorifer kazanları arasında, küçük bir cam eritme ocağı kurmuştuk. Ancak, “Biz yaparsak en iyi atölyeyi yaparız.” dedim. Araştırmaya başladık. Fakat maliyet, bütçe imkânlarımızı aşıyordu. Bu bölümün gerçekleşmesini ileriye bırakmıştık. Gidişinden sonra telefonla konuştukça, ben ona “Bugün Eskişehir’de havanın mavisi o kadar güzel ki, gelip görmelisin.” derdim. O da bana “Camgeran bölümü kuruldu mu?” diye sorardı. İsmail’in istediği atölyeyi kurmak, Engin Ataç’ın rektörlüğüne nasip oldu. Hem de İsmail’in tasavvurundan öte çok zengin bir atölye oldu. Ne yazık ki, gelip görmesine, yavaş yavaş başlayan, Parkinson hastalığı, sonraki yıllarda, beynine takılan çip ve pil enerjisi sayesinde fırçalara kumanda edebiliyordu. Bu gelişme onu ve sevgili eşi Berna’yı yarattığı mavi dünyaya bağlamıştı. Denizlerin maviliklerinden çıkıp gökyüzünün mavi derinliklerine uçup gitti… Biz dostları ve yetiştirdiği öğrencileri ile gelecek kuşaklar onu tuvallerinde yarattığı mavi tonların coşkusunda arayarak, hasretle ve hüzünle anacağız.

Prof.Dr.Yılmaz BÜYÜKERŞEN

Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı

Maviler İçinde Uyu

Sevgili Kardeşim

1964 yılında Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu sınavını kazananlardandı Ali İsmail Türemen… O yıl onunla beraber gelen bütün öğrenciler çok başarılı, kabiliyetliydiler! Öyle bir sınıf oluşmuştu ki her gün birbirleri ile yarışıyorlardı. Türemen’le daha ilk günlerde hoca, arkadaş ilişkimiz başladı. Okul dışında ailemden birisiydi o. Ben onun ağabeyi, yol arkadaşıydım. Sanat konularında uzun sohbetler yapıyor, konuların saptanmasında kararlar veriyorduk. O, arkadaşları arasında sınıfın lideriydi. Resim sanatının yanında şiire ilgi duyuyor, durmadan yazıyordu. Sanat çevresi ile yakından ilgileniyor, sergileri hiç kaçırmıyor, yeni yollar arıyordu. Başlangıçta kunt, hantal, kütlesel hacimli işlere başlayınca, konu olarak da mezar taşlarına yönlendi. Boyanın yanı sıra gravür tekniklerine ağırlık verdiğinde daha pitoresk detaylar yakaladı… Gravürlerinde renkli yeni yöntemleri çözerken siyah beyazı da unutmadı! Mavi ille de mavi… Onun için Yves Klein’da olduğu gibi mavi başat renkti. Ona göre gök ve deniz yeterliydi. Deniz onda ayrı bir tutkuydu. Yazın Marmaris günlerimiz, Mavi Amos gecelerimiz. 1970’lerde kıyılarımız ve deniz sularımız daha kirlenmemişti. Mavi’yi biliyorduk ama mavi bayrağımız yoktu. Kumlubük’te topladığımız deniz kabuklarının çeşitliliği. Berna’nın kıyının birkaç metre açığından topladığı vücuduna yapıştırıp kıyıya taşıdığı ahtapotlar, sübyeler, tanklar (bir ıstakoz türü) unutulur gibi değil! İsmail müthiş bir balıkadamdı! Marmaris’in bütün koyları ondan sorulur, o orfoz yataklarının, kayalarının adreslerini tek tek bilirdi. Sofrasını paylaşmayı severdi. Türküleri davudi sesiyle söylerdi. DENİZİ SEVDİRDİ… Yakın dostu Ruhi Su’yu Marmaris’te evinde ve İstanbul’da onun sesinden çok dinlemiştim. Büyük oğlum Yavuz onunla dalışlarında budy’siydi. Yavuz’a denizi ve sualtı dünyasını o sevdirdi, bana da sevdirdiği gibi. Onlar dalıp saatlerce dipte dolaşırken ben de teknede suluboyalar yapardım. İsmail ile Orta Anadolu’ya unutulmaz geziler yaptık. İstanbul’a etnografya zengini olarak döndük. Kilimler, cicimler, çamçaklar, bakırlar daha niceleri. Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’nda çektiğimiz fotoğrafları, yollarda yaptığımız resim eskizlerini ve suluboyaları sergiledik. Gravür yaparken bazı günler ve geceler, okulda 24 saat durmadan yeni teknikler, renkler, denemelerle geçerdi. Onları sergileyerek paylaşmak, yarışmalara göndermek büyük keyifti! Uluslararası kataloglarda resimlerimizi görmek öğrencilerimizi de motive ederdi. Temel Sanat eğitimi sürdürdüğüm derslerimde 1968’de asistan olarak yanıma aldım. Kısa zamanda genç kadronun kendini sevdiren hocalarından oldu! Anadolu Üniversitesi’ne Güzel Sanatlar Fakültesi ilave edilince gençlerle birlikte İsmail de Eskişehir’de görev aldı. Olağanüstü işlere ve sergilere imza attı, Resim ve Heykel Müzesi kurulmasına ön ayak olanlardandır. O yıllarda da sanatının ve sevgisinin gençlerle paylaşımının tanığıyım.

SANATÇI AİLE…

İsmail bana hocalığı sevdirenlerin başında geliyor. 1964’te gelen o gruptan sınıf arkadaşlarını da unutamam: Berna Sarıkaya, Ergin İnan, Mehmet Özer, Muhittin Köroğlu ve diğerleri. Bu gençler benzersiz farklılıkları ile günümüzde plastik sanatlarımızın farklı kulvarlarını oluşturdular. Öğrencilik yıllarından tanıştıkları sınıf arkadaşı Berna Sarıkaya, Türemen ile evlenerek, sanatçı aile olmanın örneğinin en güzelini sergilediler. İş Bankası Kibele Sanat Galerisi’ndeki o güzel inadına “mavi” retrospektif sergisinden sonra Nişantaşı’ndaki Galeri Selvin sergisinde kucaklaştık. Yorgundu. Geçirdiği onca ameliyattan sonra hâlâ hayatla boğuşuyordu o güzel adam! Nereden bilebilirdim! Son görüşmemizmiş.

Maviler içinde uyu sevgili kardeşim!

Prof. Dr. Mustafa Pilevneli

23 Mayıs 2020 Cumhuriyet Gazetesi

Bir Cevap Yazın