Ali Rıza Beyazıt’ın Manzara Resimleri

Ümit Gezgin

Asker Kuşağı Ressamların önde gelenlerinden Ali Rıza Beyazıt, dönemi içinde önemli resimsel konulara imza atmış bir sanatçıdır. Manzara resminin dışında da resimler yapmış olan Ali Rıza için manzara, gerçekliği kavramaktan ziyade, doğasal görünüme ait olma gibi bir tutumu ifade etmektedir.

Manzara resmi salt doğaya açılan bir kapı değildir sadece.. özellikle Ali Rıza’nın resimleri düşünüldüğünde.. doğal ve insan ürünü oluşumların bir arada değerlendirilmesi, medeniyet parçalarıyla, dönemin tabiat görüntülerinin iç içe yansıtılmasını hedefler.

Ali Rıza için ‘doğa’ bu iki parçanın bütünsel olarak ortaya konulması anlamıyla karşımıza çıkar. Sonsuz bir doğal boşluk; deniz ve gökyüzünün harmanlandığı ortamda var olan yelkenlilerin verildiği tablodan; Boğaziçi kıyılarının, yelkenliler, ağaçlar ve yeşil alanla, giderek tepeler ve Boğaz kıyısı yerleşim yerleriyle belirginlik kazandığı resme ve ada manzaralarından, yelkenlilerin rüzgarla birlikte denizin yüzeyinde gezindiği, doğal olarak insan, nesne ve eşyanın tabiatla bütünleştiği tüm manzara resimleri bütünlüğü içinde sanatçı, resmin ne anlatmak istediğini çok iyi bilmektedir.

Sanat her sanatçı için bir tutkudur. Ali Rıza için de elbet resim böylesine bir tutkunun eseridir. Manzara, görüntünün ötesinde, her sanatçının tutkusunu anlatır. Bütün resim konularının içinde farklı ve özgün bir yeri olan ‘manzara’, insanın dünyadaki varlığının hikayesinin de adı olarak karşımıza çıkar ve her ressam ona kendi üslubunca yeni anlatımlar, tanımlar ve bakış açıları ekler.

Ali Rıza’nın manzaralarındaki bu insansızlık ve insanı, meydana getirdiği medeniyet eserleriyle dolaylı olarak göstermesi, onun manzarayı, bütüncül bir kimlikle algıladığını göstermektedir. Issızlık içinde varoluş, insansızlık içinde insanı arayış vardır onun manzaralarında. Sükuna ermiş bir ruhun kanat çırpışları, dalgaların üstünde yüzüşüdür onun manzaraları ve özgün olduğu kadar da kalıcı ve ilham vericidir…

Bir Cevap Yazın