Günce: Sanat ve Hayat İlişkisi

27 Mayıs 2021 Perşembe

Ümit Gezgin

Birden yağmur bastırdı. Tek tek otobüs duraklarına sığınmış insanlar vardı. Ağaçlar hızla yapraklarını döküyordu yağmurdan dolayı. Marinada yatlar, küçük yelkenliler, derme çatma kayıklar, gök gürültüsünden ve birden boşalan yağmurdan ürkmüş, daha çok birbirlerine sığınmışlardı.

Sokak köpekleri, kasapların önünde hüzünlü bekleyişte, kediler bir kuytuda, yağmurdan ve gök gürültüsünden emin mutluydular. Koşuşan genç insanlar vardı kaldırımlarda. Kah bisikletle, kah yürüyerek sığınacak bir yer arıyor, bazıları otobüs duraklarını güvenceli bir saçak görüyordu.

Ben de kitap okumaya, bir şeyler yazar, çizerim, düşüncesiyle dışarı kendimi atmış, fakat yüz iki yüz metre ancak yürümüştüm ki gök gürültüsüyle karşılaşmıştım. Bir bankta, Tevfik Fikret‘in hikaye kitabını okumaya başlamıştım. Dolambaçlı, eski cümlelerle yerinde anlatımlar vardı hikayelerde. Şair Tevfik Fikret, bu sefer hikayeci olarak karşımıza çıkıyor, insan ve mekan gerçekliğini kendi üslubu içinde anlaşılır kılıyordu.

İş Bankası Yayınları‘ndan çıkan, ‘Senin İçin” hikaye kitabından; “Ahmet Bey adında bir zat, henüz yirmi yaşındayken şehrimizin en fena adetlerinden olduğu üzere on beş yaşını tamamlamamış bir kızcağızı almıştı. Kendisinin babadan kalma küçük bir serveti olduğu gibi gümrükte üç dört yüz kuruş maaşı da vardı, orta halli insanlar için kolay olan kanaatkarlıkla geçinmeye başladılar…”

Tevfik Fikret şair olarak bilinir ama, hikayeler de yazmıştır. Tanzimat döneminde Edebiyat-ı Cedide akımı içinde bireyi ve sanatı ön plana alan bakış açısı içinde, şiirde olduğu kadar düzyazıda da ürünler verilmiş ve önde gelen edebiyatçılar olarak Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit, Halit Ziya önemli ve kalıcı eserler vücuda getirmişlerdir. Yine Tevfik Fikret de her ne kadar şair olarak tanınsa da, bir dönem, dergilerde kalmış öyküler yayınlamıştır. Yine bu öykülerde de birey ve sanat temel bir izlek ve anlatım olarak konum almıştır.

Ama ben birçok kitabı bir anda okuduğum için, Tevfik Fikret’in hikaye kitabının yanında, özellikle Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın; ‘Gönül Bir Yel Değirmenidir, Sevda Öğütür’ romanını da okuyorum. Romanda insan ilişkilerini, sevda, aile ve toplumsal değerler merkezinde, kendi ironik üslubu içinde çok başarılı anlatır Gürpınar. Zaten yazar, Türk edebiyatının kült anlatıcılarından biridir. Yazarlığının yanında ressam olduğunu da söylemek lazım, Hüseyin Rahmi’nin.. Keza, Tevfik Fikret de ressamdır. Birçok edebiyatçının aynı zamanda başarılı birer ressam olduğunu da söylemek gerekiyor. Ressam olup edebiyatçı olanlar da var. Bunların önde geleni, Bedri Rahmi Eyüboğlu’dur. Yine Cemal Tollu, Nurullah Berk, Elif Naci de edebiyatçı olmasalar bile, kendi alanlarında başarılı yazarlardır.

Yağmur dindi. Saklananlar yerlerinden çıktılar. Parklar yine portatif sandalyelerle, konuşkan, neşeli genç insanlarla dolmaya başladı. Adalar, Fenerbahçe Parkı‘nın ucundan, Prens Adaları, süslenmiş gelinler gibi arzı endam etmeye başladılar. Bir vapur beyaz bir martı gibi Kınalıada‘ya doğru süzülüyor. Sağ tarafta Yassıada ve Hayırsızada görünüyor. Gökyüzü hala bol bulutlu ve gri ama, yağmur yok ve sıcaklık da artıyor. Kargaların çimenlere inip yiyecek aramaya başlaması, martıların çığlığı ve serçelerin ötüşmeleri bir anda her şeyin normalleştiğini gösteriyor.

Bir Cevap Yazın