Öykü: Beklenti

Gizem Dal

Yeşiller daha yeşil bugün. Ağaçların bazıları pıtıraklaşmış, bazıları çiçek açmış; ilerde dağ sıraları gibi ada fotoğrafları görülüyor, dahası fotoğraf gibi, daha çok Berthe Morrisot’un empresyonist tablolarına benzer renkler hakim olmuş çevreye. Bakıyorum, insanlar, özellikle kadınlar gidip geliyorlar, bisiklet kullanıyorlar, banklarda oturuyorlar, kitap okuyorlar. Kadınlar, nedense kitap okuyor parklarda. Erkekler, bir gösteriye ortak olur gibi, geniş geniş açarak sayfalarını gazetelere göz gezdiriyorlar. Evet, onlarınki okuma değil de, bir göz gezdirme.. Bakar gibi yapma.. Zaten daha çok spor sayfalarını, spor sayfalarında da futbolla ilgili haberleri okuyorlar.

Neden kadınlar daha kültürlü?, diye düşünüyorum. Cevabını daha çok kitap okudukları, ince düşündükleri, televizyon dizilerini kaçırmadıklarına, yoruyorum. Daha detaycı, daha kuşatıcı olduğumuz için, hep erkeklerden bir adım önde olduğumuzu, düşünüyorum. Hayatın detayları hep bizim ellerimizde. Oysa, erkekler ne hayattan anlıyorlar, ne de detaylara egemen oluyorlar dahası ne de farkında oluyorlar detayların. Evet, erkekler, detayların bile farkında olmadıkları bir hayat yaşıyorlar.

Daha narin, daha ince, daha zeki kadınlar.. Bir motorsikletli geçiyor yanımdan.. İki erkek, bastıkça basıyorlar gaza. Sanki asfaltı sökecekler. Bön bakışlarını ileriye dikmişler. Bastıkça basıyorlar gaza ve sanki bundan, bu motor sesinden, bu asfaltta cızırtılı ilerleyişlerinden haz alıyorlar.. Ne ağaçların tomurcuklarının farkındalar, ne yeşilliklerin tonundan, ne de bulutların pembe pembe toplanmasından gökyüzünde. Acaba, gökyüzünün farkında mı erkekler?..

Sanat tarihinde bu kadar çok erkek olmasına hayret ediyorum zaman zaman. Bu kabalık, bu üstünkörülük, bu bönlükle nasıl sanatçı olmuş bunlar?.. Belki de gerçek sanatçı kadınları gölgede bırakarak, onları hiç hesaba katmayarak.. Beklentilerle, umutlarla hep kadınlar yaşadı tarih boyunca.. Hep zorluklara göğüs gerdiler, nesilleri yetiştirdiler.. Ya erkekler ne yaptı? Güzellik adına bütün yapılanları yıktılar, yok ettiler.. Savaşları, yıkımları, kıtlıkları ve yoklukları çıkaranlar erkekler değil mi?..

Ağaçlara bakıyorum, denize, bulutlara bakıyorum.. Oturan insanlara.. Kadınlar ne kadar sakin, erkekler ne kadar gürültücüler.. Yaramaz çocuk gibi her yerde olmak istiyorlar, her şeye sahip olmak istiyorlar. Bunun için kendilerini durmaksızın yıpratıyorlar ve doğal olarak bizlerden çok önce toprağın altını boyluyorlar.. Bitmek bilmez hırsları var onların, bizlerin ise beklentileri.. Hırslar yiyip bitiriyor onları, yok ediyor; çözülüyor, dağılıyorlar erken yaşta, hastalanıyorlar, ölüyorlar.. Farkında olmadan hayat tarafından un ufak ediliyorlar, hayata egemen olduklarını sandıkları an, yenildikleri an oluyor onlar için..

Kuşlar sevimli sevimli uçuyor, bulutlar, güzelim bulutlar toplanıyor sonsuz mavilik içinde, bahçelerdeki türlü türlü çiçeklerin yaydıkları hoş kokular hayatın ritmine katılıyor, çoğalıyor ve çoğaldıkça tarifsiz mutluluklar veriyor.. Bir kadın bisikletiyle sahilde, denize paralel dalgalarla birlikte süzülüyor, ona bir martı eşlik ediyor, bir kedi kenarda kadını ve dalgaları izliyor…

Bir Cevap Yazın