Öykü: “Yapraklar Hışırdıyor…”

Yusuf İdriskoru

Ağaçların arasından uzakta bir ada veya tepe gibi bir şey görünüyordu. Suyun üstünde yüzüyordu iskeleye bağlı kayıklar, kotralar, yelkenli, yelkensiz tekneler ve büyücek, hangar gibi hantal, büyük tırları, kamyonları, arabaları, minibüs ve otobüsleri taşıyan ‘arabalı vapurlar’… Görünen bu adacıkta, belki 1950’li yıllardan kalma, bütün ülkeden gelen genç su sporcularını barındıran barakalar vardı ki, bu barakalar da derme çatma tahtadan iskelesi ve tarihi çok eski olmayan orta boy ağaçlarıyla ilginç bir görünüm oluşturuyordu.

İskele pandemi sonrasının şaşkınlığını yaşıyor. Yaşlılar banklarda buruşmuş el ve yüz derilerini güneş altında yumuşatıyor ve gençler kızlı erkekli gruplar halinde sahilde işsiz güçsüz takımı gibi volta atıp duruyor, yeni açılan kafelerde oturan insanlar da, şayet sohbetlere dalmamışlarsa veya cep telefonlarıyla çok meşgul değillerse bu iskeledeki kah oturan kah dolaşan insanlara anlamsız, bön bakıyorlardı.

Bir karmaşa, bir hercümerc seziliyordu her tarafta ve toz, rüzgarın bütün nesnelerin, daha çok bozuk yol ve zeminlerin üzerinde biriktirdiği, sıvaşımsı, çamurumsu, balgam rengine benzeyen bir toz, bulut gibi bir şey, sanki hareket halinde, aniden çıkar rüzgarlarla, serseri serseri oraya buraya savruluyor; savrulan elbet sadece bu kirlenen, pislenen dünyanın varlığı değil, hışırdayan yapraklardı da aynı zamanda.. Güzelim ve rüzgarlarla temiz bir var oluşu yaşayan her türden ağacın, yeşilin her tonuna bürünmüş ve hatta, kahverengimsi, sarımsı, turuncumsu renkleri de ihtiva eden, kıvrılan, büzülen, coşan ve dalından kopup, görünen adalara, sahile biriken yağmur artığı sulara, yaşlıların oturduğu derme çatma banklara veya gençlerin neşeli ve koyu sohbetlere daldıkları kafe masalarına kadar her yere uçuşan, konan yapraklar da, ulu orta arzı endam eden bu toz bulutlarından üzerlerine düşen nasibi almışlardı.

Sakin sakin dolaşan, bir yerde durup saatlerce bakan filozof tabiatlı kedilerle, her şeye kuyruk sallayan, dilleri bir karış dışarda köpekler bir tezat oluşturarak bu sahil kasabası içindeki yerlerini tamamlıyorlardı.

Bir uğultu, hastalıklı, genç bir oğlan çocuğu sesine benzer bir uğultu, hırıltıya benzer bir uğultu, yaşlı bir insanın tahtaya çivi çakmasına benzer bir sese karışıyor, ansızın ortaya çıkan nuh’u nebiden kalma izlenimi veren kamyonetler, bir gün önceki yağmurun daha da beter ettiği, girintili çıkıntılı asfalt görünümlü yoldan toz toprak püskürterek geçiyorlardı.

Ne de çok traktör vardı buralarda. Her yazlık ev sahibi, ustalardan umudunu kesmiş, kendisi işe koyulmuş, kum, çimento toptancısından malzeme alıp, traktörlere yükleterek evlerinin yolunu tutmuşlardı. Traktörlerin büyük ve dişli lastik tekerlekleri, göstermelik yapılmış asfalt yolları oydukça oyuyor, var olan çukurlar iyice genişleyip derinleştiği gibi, yeni çukurlar, yeni kırıklar oluşuyordu. Bir yerden, ince, tiz bir ses duyuluyordu: “Bahçecii!..Badanacıı!..Bahçecii..” İnce, benekli rengi solmuş tişört giymiş yirmili yaşlardaki, maskesi boynunda genç adam, el arabasını ite ite giderken, bu narayı da seslendiriyordu.

Şempanze görünümlü, kolları uzun, ayı gibi bir adam; “Bak bakam bahçeci!..” dedi. Zayıf bahçeci delikanlı, ürkek adımlarla, el arabasını çeke çeke, bu ayı gibi iri, şempanze gibi vücudu ve kolları olan, elbiseleri de ayı postuna benzer, homur homur yürüyen adama yanaştı.. “Buyur abey!..” dedi. Titrek bir ses tonuyla…Adam, anlaşılmaz, homurtulu, böğürtülü, el kol sallayarak bir şeyler sordu mu, anlattı mı, yoksa tarif mi etti.. çocuk da bir şey anlamadı.. “Olmaz abey..” dedi ve yine aynı ürkeklikle arabasını sürüyüp gitti…

Yapraklar hışırdıyor, bir motorsiklet asfaltı jiletle uzaktan başlayarak kazıyorcasına bir sesle ilerliyordu. Bu güzelim yerde her şey, toza toprağa, pisliğe, gürültüye kapılmış gidiyordu. İnsanlar da artık gürültücü varlıklarıyla vardı. Kimsenin kimseye güveni, sevgisi saygısı, hürmeti, insanlığı kalmamıştı. Deniz, salyalarıyla kabarmış kirini sahile kusuyordu artık ve kuşlar ümitsiz ötüşlerle ufuklara doğru kanat çırpıyorlardı. Yapraklar hışırdamaya devam ediyordu bir yandan…

Bir Cevap Yazın