Michel Butor, ‘Değişme’ ve Türk Edebiyatı

Abdullah Girgin

Yeni roman akımının önde gelen temsilcisi olan Michel Butor, ‘Değişme’ romanını niye yazmıştır? Bir karşı çıkış mıdır roman tarihine, yoksa yapısal olarak karakterinin bir uzantısı, giderek yazarlık bilincinin bir gereği midir?

Değişme - Michel Butor
Michel Butor

Sorbon’da felsefe eğitimi alan ve roman sanatının şiirden, öyküye ve diğer sanat alanlarına kadar birçok disiplini buluşturan bir tür olduğunu düşünen Butor, bizim edebiyatımız köy-kent kıskacında ağır aksak ilerlerken, roman sanatına özgün bir biçim ve biçem vermiştir. Zaten aslında yaratıcılık dediğimiz nokta da burasıdır. Öyle ki, daha biz gerçek bir kent romancısı olan Orhan Pamuk‘u hazmedemeyerek, onu boğmak için komplo teorileri üretmekle meşgulken; 1957 yılında yayınlandığından bu güne Değişme romanı, parça parça dünyayı da etkisine almaya başlamıştı.

Cılız, öykü taslaklarının, ikinci sınıftan Demir Özlü, Orhan Duru, Nazlı Eray edebiyatının birkaç yapıtla ortaya çıkmasından başka bir şey de yapılamadı. Gerçek yazarlar yetiştiremediğimiz, yazarlarımızın çoğunun hale taşra uzantılı olması gibi; Değişme türü, ‘Yeni Roman’ akımına uygun yazın tecrübeleri de hem cılız ve hem de komik kalmaya mahkumdu.. Nitekim bu yazarlarımızın yanında, Onat Kutlar, Ferit Edgü ve Hulki Aktunç‘un edebi çabaları da pek bir işe yaramayacaktı. Bu yüzden hala edebiyat sahasında evrensel çapta yazarlarımız yok. Sadece Orhan Pamuk var. Belki biraz Yaşar Kemal ve Nazım Hikmet.. Onlar da, edebi güçlerinden mi yoksa başka hesaplardan mı tanınıyor, tartışmalı.. Koskoca Türk edebiyatı bir-iki yazarla sınırlı…

Bırakın Yeni Roman tarzı yazarlık çabalarını, normal klasik ve gerçekçi roman tekniği içinde yakın-uzak tarihimizi, toplumumuzu, kasaba ve şehir değişim ve gerçekliğini, nesillerin farklılaşması ve değişimini, kültür, sanat, mekan değişimlerini bütün boyutlarıyla ortaya koyan yazarlarımız kimler? Var mı böyle yazarlarımız bizim?.. Dönüp dönüp herkes bir Ahmet Hamdi Tanpınar‘dan bahsediyor, başka yazardan dem vuramıyor. Onun da herkes tarafından kabul görmesi bir elli yıla maloldu.. Böyle bir şey ancak Afrika edebiyatlarında olur.. Maalesef biz, Afrika edebiyatları, edebiyatçıları kadar cılız ve geri kalmış vaziyetteyiz de kimsenin haberi yok.. İşin trajik tarafı bunun farkında olan da pek yok.. Koskoca bir edebiyat dünyası, plastik sanatlar, sahne-sinema sanatları ve müzik gibi alanlarda olduğu gibi; sen-ben kavgasına tutuşarak, bütün enerjilerini tüketmekle meşgul…

Michel Butor’un ‘Değişme’si çığır açmış bir roman. Bizim çığır açan romanımız var mı? Veya ressamımız, tiyatro, sinema, müzik sanatçımız…Günübirlik oyalanmalar, reklam ve promosyonlarla tüketilen bir kültür gerçekliği egemen bizim dünyamıza..

Kitapların beş yüz adet basılıp, ancak yarısının satıldığı bir ortamda ne edebiyatından bahsedeceğiz.. Bırakın çığır açmayı, ayakta kalmamız bile mucize…

Bir Cevap Yazın