Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Gönül Bir Yel Değirmenidir, Sevda Öğütür” Romanı Hakkında

Orhan Kocabaş

Türk romancılığının yüz akı yazarlarından biridir Hüseyin Rahmi Gürpınar. Hem velüt, üretken bir yazardır o, hem de Türk toplumunun klasik gerçekliğini en iyi dile getiren, bununla da yetinmeyip, kendi toplumunu ileri doğru götürmeye, daha doğrusu medenileştirmeye çalışan ve bunun için de roman sanatını kullanan, aydın sanatçılardan, yazarlardan biridir.

Hüseyin Rahmi Gürpınar - Vikipedi

Berna Moran‘ın, ‘Türk Romanına Eleştirel Bakış’ kitabında dile getirdiği gibi, o, ‘yüksek bir felsefe’ye okuyucularını çıkarmak için gayret de sarfeder.. Sadece sıradan, köylü, kentli, berduş, züppe, ayyaş tipleri kullanmakla kalmaz, aynı zamanda, romanlarındaki dahi, feylesof, toplumdışı tipler vasıtasıyla da, kendi düşüncelerini dile getirerek, o ‘yüksek felsefe’ denilen, düşüncenin, felsefenin, medeniyet gerçekliğinin kişilikler üzerinden toplumla, insanlarla, okurlarla buluşmasını sağlar.

Sıradan bir roman gibi görünen; ‘Gönül Bir Yel Değirmenidir, Sevda Öğütür’ romanında da, bakıyoruz, hem sıradan, kadın-erkek ilişkileri, aile, aldatma ve aldatılma olgusu romanın ana konusu edinilir; hem de romandaki filozof vasıtasıyla, düşüncenin ve felsefenin en aykırı fikirleri ortaya serimlenir. Ahlak, varlık-yokluk, ölüm, vicdan vb. gibi meseleler okuyucuyla buluşur ve bir tür vicdan ve akıl muhasebesi de yapılır.

Elbet bunların olabilmesi için yazarın çok donanımlı olması gerekmektedir. Türk okuyucular ve efkarı umumiye tarafından pek bilinmeyen düşünürler de sayfalar arasında arz-ı endam eder; Robert Vischer, Johannes Volkelt, Alman filozoflar olarak; Theodule-Armand Ribot, Fransız psikolog olarak, kendilerini gösterirler ve yazarımız, onların düşüncelerinden de istifadeyle, romanını derinleştirir.

Böylece basit bir sevda, aldanma, aldatılma romanı, aynı zamanda bir düşünce ve değerlendirme anlatısına da dönüşür. Kullandığı deyimler, atasözleri ve buluşlarıyla da Gürpınar, roman sanatına derinlik ve genişlik kazandırır, kültür ağırlığı oluşturur.

Mesela; pir-i mugana; bunu yazar, kendinden geçme, anlatısı olarak kullanır. Yine, ‘keşe boğmak’: ‘ahmak yerine koymak’ anlamına geldiğini öğreniriz.. ‘Kavanço etmek’ de yine argoda kullanılan; ‘Bir işi veya bir kimseyi başkasının başına sarmak’ anlamında satırlar içinde, kişileri tarif ve yönlendirmede kullanılmıştır. ‘İş biraz mayna oldu’ sözü de yine; ‘Yatışmak, son bulmak’ anlamında kullanılmıştır.

Hüseyin Rahmi, argo sözcükler, deyimler kullanmak veya uydurmakla kalmaz, dediğimiz gibi, aynı zamanda düşünceler de üretir.. Mesela; “Estetikçilerin tariflerine göre sanat, yoğunlaşmış hayat demektir” sözü, sanatı tarif etme noktasında önemlidir. Keza; “Sanatın başlıca maksadı duyguların ifadesidir. Çünkü bütün hayatı canlandıran ve ona hakim olan duygulardır” sözü. “Mimar Sinan öldüyse, duygularını gösteren mükemmel eserleri yaşıyor..”

Kısacası, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Türk romancılığının yüz akı olarak, en sıradan görünen romanlarında bile derin felsefeler, orjinal çözümlemeler ve tasvirlerle ölmez eserler bırakmış, bizleri ışıtmaya, aydınlatmaya ve düşündürmeye devam ediyor…

Bir Cevap Yazın