Öykü: “Daha çok doktor olmak istiyordum!..”

Mükaddes Çilekçi

Daha çok doktor olmak istiyordum. Öyle çalışıyor, gayret gösteriyordum çocukluğumda. Mahallede oyundan ziyade evde, babamın kitaplarına dalar ve anlamadığım kitapları bile okumaya çalışırdım. Babam askerdi ve çok disiplinli bir insandı. Çok kitap okurdu ve bizlere de hayatı kolaylaştırmak için, diş fırçalamamızdan, ayakkabılarımızı boyamaya kadar, detaylarla ilgili birçok şeyi anlatır, gösterirdi.

Küçük ve güzel bir kasabaydı Göynük. Sevimli evleri, kasabayı ikiye bölen şırıl şırıl bir deresi vardı ve çocukluk zamanlarımda annemler, adeta bütün mahalleliyle birlikte derenin kenarına haftada bir çamaşır yıkamaya giderlerdi. Biz de kız çocukları olarak annelerimizin yanında onlara yardım ederdik. Kasabada bu zamanlarda doktor dahi yoktu. Sıhhıyeci tabir edilen kişiler kasabada ünlenmiş, onlar herhangi bir ağrı, sızı ve hastalıklarda müdahale ederlerdi. Keza, doğumları da ebeler yaptırırdı. Bu yüzden çocuklarını kaybeden kadınlar veya kendileri vefat eden hamileler olurdu.

Adapazarında bir dönem oturduk. Büyük Adapazarı Depremi olduktan sonra tekrar Göynük’e, evimize göç etmek zorunda kaldık. Sevimli ve güzel kasabamız beni çok mutlu ederdi. Anneme yardım etmeyi de çok seviyordum okumayı sevdiğim kadar. Doktor olmak istiyordum ve çevremdeki büyüklerim de benim doktor olacağımı söylüyorlardı. İnanıyorlar mıydı, yoksa beni özendirmek için mi söylüyorlardı bunu, doğrusu tam bilemiyorum. Ama nedense doktorculuk oynadığım o çocukluk zamanlarımda bile hep doktor olacağım, olduğum kanısı ve sanısı içinde yaşadım. Ama maalesef olamadım. Ortaokuldan sonra okuyamadım. Gerek amcam, gerekse de babam, hatta annem ne gayret sarfetmişler, ne çaba harcamışlardı benim için. Belki bu Adapazarı’ndaki deprem, belki o dönemin koşulları benim doktor olmamı engellemişti. Göynük’te ancak bir-iki kişi çıkmıştı üniversiteyi kazanıp, doktor, mühendis olan. Onlar da belki tesadüflerle yollarını bulmuşlardı. Yoksa çok okuyan, çalışkan, dersleri iyi talebeler değildi onlar. Mahallemizin çocuklarıydılar. Biliyorduk. Ama ben değil de, komşu Hatçehanımın kızı Rukiye doktor oldu. Sümüklü Rukiye.. Biliyordum, fazla çalışmaz, hatta ilkokulda, ortaokulda da tembel biriydi Rukiye. Nasıl doktor oldu, hala şaşarım o çok bilmiş, tembel Rukiye’nin. Şimdi Ankara’da o da benim gibi yaşlı ve bir kenarda.. Artık görüşmüyoruz. O üniversiteye giderken de görüşmezdik. Ailesi bizden fakirdi, üniversiteyi kazanınca kızları, bir havalar bir havalar gelmiş, bizimle selamı sabahı tuhaf bir biçimde kesmişler, çarşıda pazarda tesadüfen rastlaştığımızda da havalarından yanlarına yaklaşılmaz pozlar takınır olmuşlardı. Şu insanoğlu ne tuhaf!..

İşte yıllar yılları kovaladı.. Ben hep doktor olmayı istemiştim, ama sümüklü Rukiye doktor oldu Göynük’te.. Oysa benim hakkımdı doktor olmak, babam da annem ve okumuş amcam da benim doktor alacağıma inanmışlardı. Ben de inanmıştım. Okulun en çalışkanı bendim, sümüklü en tembeller gurubundaydı. Bu işi anlamadım doğrusu.. Tembelden nasıl doktor olur… Oysa herkes benim doktor olacağıma inanıyordu, adeta bütün Göynük benim doktor olacağımda hemfikirdi. Ben de daha çok doktor olmak istemiştim…

Bir Cevap Yazın