İclal Aydın’dan “Söylenmemiş Sözler”

Gizem Tokatkırı

Çok yönlü bir sanatçı olan İclal Aydın, hemen hemen sanatın ve kültürün her alanında başarılı çalışmalar yapmıştır. Bu yönüyle bakıldığında kendi kuşağı içinde birçok alanda başarılı olmuş ender insanlardan biridir.

Son kitap çalışması da yine bu başarılarından biri olarak algılanmalıdır. Roman sanatının çetrefil ve zor alanını, mekan ve insan kurgulamadaki başarısını, düşündükçe, gerçekten İclal Aydın’ın edebiyatın bu alanında da, diğer sanat ve kültür alanlarındaki başarıları gibi, bir başarıyı gerçekleştirdiği düşünülebilir.

Kitaptan:

“Üzüm ve zeytinin, yağ, bal ve şarap küplerinin, kadırgaların, binbir şifalı otun en eski vatanı Urla. Dünyanın zalimliği ve insanın vahşiliğinden şüphesi olmayanları, dünyanın güzelliği ve insanın iyiliğine inandıran bir yer burası. Bir zamanların efsane gazetecisi, dünyaya küskün Oktay Onur Yortan’ın ise çocukluğunun huzurlu bahçesi. Dünyadaki değer yitimine isyan edip tüm kariyerinden ve hayatın yüklerinden vazgeçip sığındığı liman. Kaçıp geldiği geçmişinden ve eski güzel günlerin anısından seçip sakladığı eski aşkı Filiz Canan şimdi kıymeti bilinememiş, kaçırılmış bir mutluluk fırsatı artık.


Söylenememiş sözlerin altında kalan koca bir ömürde ikisi de birbirinin hikâyesini yarım bıraktı. Ama okumaları ve bitirmeleri gereken asıl hikâye, Urla’daki o evin fotoğraflarından gülümseyen, sevgiyi bir yaşam direnişi olarak kucaklayan ve sıradanlığıyla bir hayat kahramanı olan Nona’ya ait. Nona’nın yaşadığı yüzyılın sonlarına yetişen Kerem ve Zeynep’in de dahil olduğu 48 saatlik maceraya sığan bir asırlık ömrün dökümünde, Nona sadece onlara değil, bu yüzyılın tüm insanlarına sesleniyor:
“Acı dediğin taş, insan dediğin su gibidir. Taşın üstünden kayar gider, toprağa karışır. Taşa her vurduğunda acır canın. Ama toprakla buluştukça acın azalır. Acıdan sonra bir bakmışsın ki o toprakta ne çiçekler, ne hayatlar dirilmiş. Hem su deyip geçme; o su, taşı bile aşındırıp yıpratır.”
Peki ya Oktay Bey? Karşısında oturan iki gence bütün kalbiyle, “Ölmekten değil yaşamaktan korkmamaktır kahramanlık,” derken haklı mı?”

İclal Aydın (d. 14 Eylül 1971, Nevşehir), Türk oyuncuyazar, gazeteci ve sunucu.

Çerkes kökenli bir anne ile Kürt  bir babadan dünyaya gelen İclal Aydın, memur olan ailesinin görev yeri olan Nevşehir’de doğdu. Bir yaşındayken tayin nedeniyle Ankara‘ya taşındılar. İlkokuldan sonra bir süre Elazığ Anadolu Lisesinde yatılı okudu. Annesiyle babasının ayrılması üzerine yeniden Ankara’ya döndü. Ortaokul ve lise yıllarını, yazarak ve tiyatro çalışmaları yaparak geçirdi. Orta üçüncü sınıftan itibaren bir yandan okuyup bir yandan çalışmaya başladı. 1989 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümünü kazandı. İkinci sınıfta okulu bırakıp Berlin‘e yerleşti. Almanya’da altı yıl profesyonel tiyatroculuk yaptı. Çeşitli sosyal çalışmalara, kurslara katıldı.

1996 yılında tiyatroyu bırakarak Türkiye’ye döndü. 1997 yılında televizyona geçti. 1997 yılında Ayna grubunun “Ölünce Sevemezsem Seni” klibinde rol aldı. Rol aldığı Sıcak Saatler dizisi çok sevildi. HBB‘de gündüz kuşağında, “2’den 4’e” adında, kadınlara yönelik bir program sundu. Bir süre Kanal D‘de, 1998-2000 yılları arasında da Radyo D, Radyo Cumhuriyet, Radyo Kent, BRT FM’de program yaptı. Çeşitli dizilerde oynadı. 1999’da Hayat Güzeldir programıyla BRT‘ye geçti. Zirvedekiler; 2000 En İyi Sabah Programı ödülünü aldı. Hayat Güzeldir programı için yazdığı günlükleri ve metinleri bir araya getirerek ilk kitabını oluşturdu. Star TV‘de yayınlanan İki Aile dizisinde Eda rolünü oynamıştır. 2013’te Kanal D’de yayımlanan Veda dizisinde Behice karakterini canlandırdı. 2014’te ise Arkadaşım Hoşgeldin adlı komedi programında konuk oyuncu oldu. Bunun ardından bir süre O Hayat Benim dizisinde rol aldı. İclal Aydın daha sonra Temmuz 2016’da Show TV’de hafta içi her gün yayınlanan “İclal Aydın’la Yeniden” adlı programın sunuculuğunu yaptı  ve program 39 bölüm sürdü.

Bir Cevap Yazın