Hande Ortaç’ın öykü kitabı: “Daha İyi misin?” İletişim’den…

Genç kuşak yazarlarının iddialı isimlerinden Hande Ortaç, öykücülüğümüzün yüz akı isimlerinden biri. Dili ve özgün evreni, gözlemlerini yansıtma becerisi, nitelikli edebiyatın kalemlerinden kabul edilmesini sağladı. Son kitabıyla da bunu iyice pekiştireceğe benziyor…

‘Her biri kendine ait bir renkli kumaş parçasının üstünde duran kadınlar, saç örgülerini tutan oyaları çözdüler ve yavaş yavaş balıksırtı örgüleri açmaya başladılar. Örgüler açıldıkça, kadınların saçlarından kum gibi, un gibi bir şey dökülüyor ve kumaşlara akıyordu. Yeşil, “Tohum bunlar!” diye bağırdı. Kadınları çevrelemiş çocuklar aynı anda çağıldadılar. “Tohum bunlar! He ya!”

Hande Ortaç’ın öykülerinin kahramanları hayata karşı hayatı savunuyorlar. Düşseler de kalkıyor, umut etmekten, direnmekten, nefes aldıkları sürece iyi olana inanmaktan bir an bile vazgeçmiyorlar. Kendileri vazgeçmedikleri gibi, çevrelerindeki her canlıyı da buna inandırıyorlar. Hem zamanı ve bu zamanın tüm gerçekliğini anlatıyorlar, hem de fantastiğin, bilimkurgunun içinden yeni bir anlam yaratmaya çalışıyorlar.

Daha İyi misin? bir savaştan kaçanların, yalnız kalmış ve tüm zamanını sıkıntıyla geçirenlerin, gidenlerin ardından çaresizce bakanların, mücadeleye omuz verenlerin, plazalarının tekdüzeliği içinde kendini var etmeye çalışanların derdine ortak olan öykülere ev sahipliği yapıyor…

Kitaptan:

“A, deprem oldu.” “Ne zaman?” “Şimdi.” “Nasıl?” Hemen gözlerimi tavandaki avizeye diktim. Kıpırdamıyordu. Ona cevap fırsatı vermeden de yapıştırdım: “Ben hiçbir şey hissetmedim.” Örgüyü kucağına indirdi. Örgü örmek onu yaşlandırıyor. Benden sadece dört yaş büyük. Değişen görünüşü değil. Hayır. Yaşına göre hâlâ küçük gösteriyor. Kot pantolon üstüne bisiklet yaka gri bir kazak giymiş. Oldukça spor. Tipi genç ablamın, yaşlanan davranışları. Kaşlarını kaldırarak yanında duran bir bardak suyu işaret etti. “3.6 civarında olmalı.” Bardaktaki, yüzeyi buruşmuş suya bön bön baktım. Böyle bakarken hep yaptığım gibi iki günlük sakalla gölgelenmiş çenemi avuçladım. Ne tül ne bir eşya, hatta şu zevksiz avizeden sarkan kristaller, kıpırdamıştı. Bir tek, işaret ettiği bardaktaki suyun inkâr edilemez buruşuk yüzeyi. Toprağın belki kilometrelerce derinliklerinde titreşen sismik 10 dalgaların suyun yüzeyine bıraktığı sessiz halkalar, bardağın çeperlerine doğru sinsice genişliyordu. Gözlerimi kaçırdım. Görmezlikten geldim. Ablam haklı olamazdı. Önemsemedim.

Hande Ortaç:

1980 Adapazarı doğumlu. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde lisans, Bilgi Üniversitesi Örgütsel Psikoloji Bölümü’nde yüksek lisans eğitimini tamamladı. “Kankurutan” adlı öyküsü altKitap 2008 Öykü Ödülü’nde, “Pembe ve Eflatun” adlı öyküsü KaosGL 2020 Kadın Kadına Öykü Yarışması’nda birincilikle ödüllendirildi. İlk öykü kitabı Kankurutan 2011 ve ikinci öykü kitabı Üç İki Bir Kayıt 2015 yıllarında yayımlandı. 90’lar Kitabı Çocuk mu, Genç mi? (haz. Kadir Aydemir, Yitik Ülke Yayınları, 2012) ve O Yaz (altKitap, 2013) kitaplarına metinleriyle katkıda bulundu. Öykü, deneme ve eleştiri yazıları altZine, Amargi, Dünden Bugünden Edebiyat, Feminerva, Ian Edebiyat, Kitaplık, Milliyet Sanat, Roman Kahramanları ve Trendeki Yabancı gibi dergilerde ve çeşitli gazetelerde yayımlandı. Elektronik kitap yayınevi altKitap.net ve elektronik edebiyat dergisi altZine.net’in yazarlarından ve editörlerinden biridir.

Bir Cevap Yazın