Genç Kuşağın Özgün “Portre” Ressamı: SİNEM DEMİRCİ

Serdost Tokatkırı

Portre resmi diğer resim türlerine benzemez. En yorucu, en kolay kendini ele veren ve yetenekle yaratıcılığı bir arada barındıran, ayrıca da ‘tasarım’ gerçekliğini de yüklenmiş bir resim türüdür.

Belgeselci bir boyutu vardır portre resminin. Karakteristik özellikler gizlidir ve portre yapan ressamın sıradan yeteneğin üzerinde bir algılama ve benzetme, giderek karakter analizine göre, ‘doğru’ görsel tanımlara uzanma gibi özelliklerinin de olması gerekmektedir.

İşte bu yönler de göz önünde tutulduğunda, Sinem Demirci kendi kuşağı içinde ayrıcalıklı bir resim alanına oturmaktadır. Portreyi salt bir benzetmeci kimlikle algılamaz, aynı zamanda onu kendine göre yorumlayarak, psikolojik ve kültürel bir boyut haline getirir.

Renk-biçim diyalektiğini çok iyi kullanan ressam, kadın duyarlılığı ve kadın olma gerçekliğini bütün skalalar boyutunda, portre olgusu çerçevesinde yaratıcı noktaya yükseltir. Bu yönüyle ‘portreci’ geçinen birçok ressamın ilerisinde bir yer alır ve özgünlüğüyle haklı bir konuma yükselir.

Resimlerde Mükemmeliyeti ve Farklı Duyguları Aramak

Zaten sanatçı da, “Resimlerimde hep farklı duygular arıyorum” diyor. Gerçekten de her tablo, bitmiş bir şiir, roman ve öykü gibidir. Ben onun portrelerini daha çok öykülere benzetirim. Kendi hikayelerini yazan öyküler. Bu yönüyle portre sanatına kendince boyut ekler genç sanatçı. Bir tür hakikat arayıcısı gibi bunu portreleriyle yapar. Yoksa kaşarlanmış, profesyonelleşerek işi piyasacılığa ve paracılığa dökmüş, sözde ressamlar gibi değildir Demirci; gerçek bir sanatçının yaratıcı özgünlüğünün bütün emareleri vardır onda.. Bu yönüyle bakıldığında genç kuşağın her alanda yaratıcı ve özgün olan insanlarından biridir o da…

Kendisi de hikayesini çok güzel özetliyor zaten:

“Yaptığım her çalışmada mükemmeliyeti ararken, her deneyimimde yine o yarım kalmışlığın içinde buluyorum kendimi. Bu bir noktada hayata bakış açım. Esasında doğanın her parçasında, tüm canlıların hikayesinde bu eksik kalmışlığa da şahit olduğumu fark ettim. Bir taraftan bu durum beni hüzünlendiriyor ancak diğer yandan doğanın bu muazzam döngüsü karşısında büyüleniyorum. Esasında her canlı mükemmeli arıyor, ancak çok zor. Hepimiz birer iz bırakarak sahneyi yeni gelenlere devrediyoruz. Mükemmeliyete belki de böyle ulaşacağız. İşte bu felsefe ile çalışmalarımda her zaman mükemmeliyeti yansıtmaya çalıştım. Bana kalırsa eksiklik, mükemmeliyetin bir parçası.”

Bir Cevap Yazın