Akşam Alacası

Göksu Poyraz

Akşam alacası kaplamaya başlamıştı tüm adayı. Gerçi hala geniş bir zaman dilimi vardı gecenin çökmesine. Ama bazıları evlerine çoktan kapanmış, çiseleyen yağmur sonrası havayı soğuk da bularak, adadaki evlerinin kapı ve pencerelerini sıkı sıkıya örtmüşlerdi.

Yaşlılar pandemiden dolayı adaya erken kuşlar gibi önceden gelmişler, kışın soğuğa aldırmadan, ‘bir şey olmaz’ diyerek, sobalarını yakıp oturmuşlardı. Son yıllarda yapılan otel ve modellerle, geniş kumsalları ve az kirlenmiş sevimli dalgalı ve maviş deniziyle bu ada Güney Marmara’nın en popüler mekanlarından biri olup çıkmıştı.

Biz de hemen hemen her yaz geliyorduk buraya. Sevimli değildi belki ama, şehirle kıyaslandığında yaşanabilir bir özelliği vardı. Ben pek sevememiştim. İnsanlar yüze gülen arkadan konuşan cinstendi. Kadınlar özellikle bir araya geldiklerinde saatlerce konuşur konuşurdu. Ben de bu konuşmaların tanığıydım. Durmadan, dinlenmeden konuşurlardı. Bazen ne konuşuluyor böyle, diye düşünürdüm, ama iler tutar bir taraf da bulamazdım.

Konuşmayı, başkaları hakkında dedikodu yapmayı çok seviyordu insanlar bizim toplumumuzda. Kadınlar evlerde, erkekler kahvelerde, gençler de kafelerde.. Yemek tarifleri, moda üzerine konuşmalar.. Bitmezdi insanların konuşmaları..

Evlerin işinin bitmediğinden yakınıyordu çoğu kadın. Her sene mutlaka bir şeyler kayboluyor, kırılıyor, yenisini alıyoruz, diyordu. Evin işi gerçekten de hiç bitmiyordu.. Biz de annemle evi o kadar silip süpürdüğümüz halde bir türlü temizleyemezdik. Bir tür takıntı olmuştu bu temizlik bizde.. Niye bir türlü temizlenmiyor bu ev, diye düşünürdüm. Ev, biz temizledikten hemen sonra kirlenmeye başlıyor gibi gelirdi bana. Eşyaların üzerine kir ve toz yağıyor, her dokunulduğunda biraz daha kirleniyor ve her komşu geldiğinde bu kirlenme sonsuzcasına artıyor gibi gelirdi. Bu yüzden komşulardan hiç hazzetmezdim. Gelmesinlerdi. Ama nasıl olacaktı bu.. İnsanların eşyalarını göstermeye, marifetlerini sergilemeye, konuşmaya ve dedikodu yapmaya ihtiyaçları vardı.. Sürekli birbirine çaya kahveye gidilir, kekler, börekler yenir, bir güzel kilolar alınır, sonra da kolestrolden, şekerden, tansiyondan bahsedilir.. Gelsin sonra doktor tavsiyeleri, ilaçlar, yürüyüşler ve televizyonda sağlık programları..

Diziler.. Vazgeçemediğimiz diziler.. Yazın başka, kışın başka diziler.. Hepimizi ekranlara bağlıyor, bizi internetten uzaklaştırıyor ve reklamları da afiyetle seyretmemizi doğuruyordu.. Her gün hemen hemen en az bir iki dizi seyrediyorduk. Annem, ananem, ben.. Dizi manyağı olmuştuk adeta..

Geçen sene dizilerden biri bizim sokakta çekilmişti. Her fırsatta önünden geçerdik annemle.. Başrol oyuncularını görürüz ümidiyle.. Zaman zaman da görürdük. Mutlu olurduk. Çaktırmadan fotoğraf çekerdik ve kamera arkasındaki kalabalık ekibi görünce şaşırırdık. Hep karavanlar, türlü arabalar, genç insanlar.. Durmadan koşturuyorlardı…

Akşam alacası yaklaşıyordu git gide adaya ve denizin dalgaları gittikçe de kabarıyordu. Serinlik de yağmurla birlikte sarıyordu adayı.

Bir Cevap Yazın